Kacmanin, kovalamanin, sevmenin, sevismenin, yasamanin, olmenin -ya da, baskalarinin kacmasiyla kovalamasinin, yasamasiyla olmesinin- kabak tadi verdigi olur. Herhangi bir sey yapmanin, bir seyyapmagi reddetmenin, inandirici,kandirici,guc verici bir gerekcesi her zaman bulunabilir, bir aciklamasi yapilabilir. ya da bulunabilecegi, yapilabilecegi sanilir;uzun sure... Sonra bir gun bu gerekcenin temeli, temellerinin temeli sarsilir, coker. Olmenin bile bir anlami kalmaz. Agzi hanidir gorunmez olmus bir dipsiz kuyuda dusmekte, dusup durmakta olmanin, buna oranla mutluluk sayilabilecegi bir durum. Geceyi ne kadar tiksinc buldugunuzu, gordugunuzu anlatmak icin yirtindiktan sonra, isigin sizi ne kadar tedirgin ettigini anladiginiz gun, golgeyi -giderek,karanligi- nasil da siginilacak bir kucak, kuytu, sicak bir koyun diye gordugunuzun kafasniza dank ettigi gun, bu duruma dusebilirsiniz. Geceye donmek,(Sevinc!),olan bitenlerin gitgide anlamsizlasan anlamsizligi, birilerinin elinde(neye yaradigi belli olmayan) bir oyuncak haline geldigini bilmek, kimin elinde oldugunu kestirememek... Ya cildiriyorum ,ya da, gercekten, benimle ugrasiyorlar; kiyasiya ugrasiyorlar;cildirip bir sey yapmam icin ugrasiyorlar. O zaman da, bana niye bunca onem verdiklerini sornak gerekmez mi? Bu yaniti bulmadikca, aramadikca -bu yoldan giderek, "bulmağa yanasmadikca,bulmaktan kacindikca" denemez mi?- agzi hanidir gorunmez olmus dipsiz kuyuda dusmekte olmanin mutlulugu aranmaz mi? Yoksa kendi kendimizi aldatir da bunun bile farkina varmaz mi olduk? Bilge Karasu, Gece, 81. Bölüm