
Discoholic 🪩
official daine visual archive
Misplaced Lens Cap
will byers stan first human second
$LAYYYTER

Kaledo Art
Stranger Things
One Nice Bug Per Day
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
No title available
Xuebing Du
taylor price

Kiana Khansmith

Product Placement
Jules of Nature
Fai_Ryy
art blog(derogatory)
todays bird

Love Begins

Janaina Medeiros

seen from Malaysia
seen from Costa Rica
seen from Costa Rica
seen from Costa Rica

seen from Greece

seen from Iraq
seen from United States

seen from Australia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Belarus

seen from Malaysia
@nankorolmayankedi
Soru işaretlerinden nefret ederim. Oldum olası. Net olmayan şeyler hep içimi gıcıklar. Eskiden soru işaretleri ile savaşır, cümlelere çevirmeye çalışırdım onları. Gri alanlar kalmasın isterdim. Şimdilerde, griler de kabulum fakat gri varsa ben yokum şeklinde bir seyir var. Savaşmıyorum artık. Kaçmayı tercih ediyorum. Ne istediğimi bilmesem de ne istemediğimi biliyorum.
Ben her şeye katlanırdım da bir şekilde. Her şeye göğüs gerer, kabul ederdim. Yanında olurdum. Şu iğrenç dünyada, soluklanabileceğimiz limanlar olabilirdik birbirimize.
Sen böyle olmasaydın.
Biliyorum, herkesin yaraları var. Başkalarınınkini de kendiminkiler gibi görebilirim yeterince önemsersem. Önemsedim de.
Önemsedim. Denedim. Yanıldım.
Sen de gördün. Sadece gördün.
Ve yeterli değil. Hiç değil. Olmasın da artık. Geçsin bitsin.
Feels like either you’ll be my downfall, or we’ll be perfect for each other’s souls.
Like two puzzle pieces clicking into place.
Feels like either you’re a danger to my being, or you’re the very thing my heart yearns for.
Unexplainable.
Unintended.
Unexpected.
But unavoidable.
Bazen bir duygu geliyor, bir anda. Özlem gibi bir şey. O kadar sarsıyor ki soluğum kesilir gibi oluyor.
Özler gibi oluyorum ama seni gözümün önüne getiremiyorum, sesini anımsayamıyorum.
Ne konuşurduk saatlerce, hatırlayamıyorum. Neye gülerdik, neye üzülürdük? Yan yana gelince ne yapardık?
Koca bir boşluk hepsi.
Yıllar içinde ara ara kopukluklarımız olmuştu. Ama bu sefer o kadar farklı ki.
İnanırdım ki biz hep birbirimizi bir şekilde bulurduk. Yollar bir şekilde tekrar kesişirdi. Bulurduk da.
İnanırdım ki sen bir şekilde tekrar gelirdin bana. Gelirdin de.
Ama artık ben, gelmeni, beni bulmanı beklemiyorum. İnanmıyorum. Ve en önemlisi istemiyorum.
Bugün, an itibariyle doğum günün. Gece yarısı olmuş bile.
Kutlu olsun.
Gün içinde ara ara o dediğim, sarsan duygu beni yoklayacak. Özlemle dolacağım anlar olacak, boşluk duygusunun takip ettiği.
Belki ara ara ağlayacağım. Yani bir iki damla yaş süzülecek.
Sonra geçecek.
Sana iyi niyetlerde bulunamayacağım. Çünkü kalmadı. Hala “ne bu hayatta ne de başka bir hayatta” düşüncesindeyim.
O yüzden sadece kutlu olsun.
Her nerdeysen, her kimleysen, her nasılsan orda, öyle kal.
Hep oradasın işte.
Yarım kalmış bir cümle gibi.
Soğumuş bir kahve gibi.
Bitmemiş bir yol gibi.
Bir fotoğrafın bulanık kalan köşesi gibi.
Uyandıktan sonra etkisi geçmeyen bir rüya gibi.
Anlıyorum ki bazı hikayeler bitmek için değil, eksik kalmak için yazılıyormuş.
Ve belki de insan, en çok hiç yaşayamadığı şeyde kalıyor, hep o ihtimallerin yasını tutuyormuş.
Ne acı.
Ben, sana dair olan empatimi, vicdanımı ve merhametimi kaybettim.
Bitmek bilmeyen bir yasın içinde gibiyim.
Ama neyin yasını tuttuğumu bilmiyorum.
Dilerim ki hiçbir evrende, hiçbir hayatta bir araya gelmeyelim. Bu da benim sözüm, ahım olsun.
İnsanlar değişir. Hikayeler değişmez.
Senden adım adım uzaklaşırken hikayemizi düşündüm. Geçmişten bugüne. Bugünden geçmişe. Sonra düşündüm. Çok düşündüm. Teoman’ın “Nokta konmuş, bitmiş en güzel hikayem” dediği yeri iliklerime kadar hissettim. İliklerimde, kalbimin odacıklarında, ciğerlerimin en kuytu köşelerinde. Meğer küçük bir nokta ne kadar ağır gelirmiş insanın vücuduna. Altında ezilirmişsin, toz olurmuşsun. Bir hikaye sona erdiğinde ve istenilen, beklenilen bir sona varılamadığında, insanın zihni hep “acaba”lar ile dolarmış. Mantık ve gerçek, hayal ve umuda savaş açarmış. Ve nihayetinde, hayaller ve umutlar yenik düşermiş. İşte ben, bu savaşın ortasında farklı sonlar yazdım ikimize. Gözlerimi kapayıp tekrar tekrar oynattım hepsini zihnimde. Savaş bitinceye dek. Tek tek izledim. Tek tek yaşadım.
Sonra çöktüğüm yerden kalktım. Gözyaşlarımı kuruladım. Savaş bitmişti bitmesine ama ortalık da talan olmuştu. O yüzden biraz temizlik yaptım. Sildim. Sildim. Sildim. En sonunda, silgi tozlarını toplayıp camdan dışarı savurdum. Rüzgar aldı götürdü. Bir hiçmiş gibi, kalıntılarımızın öyle rüzgarla taşınmasını, benden uzaklara gitmesini izledim. İçim cız etti ama uğurladım onları. Uğurladım. Sonra yeni bir kalem aldım, yeni bir sayfa açtım ve yazmaya başladım. Bu sayfada yerin yoktu artık. Bir önceki sayfada sonsuza dek izlerin var olacak tabii. Ancak bundan sonraki sayfalarda bir daha seninle ilgili bir an olmayacak.
İşte öyle. Nokta kondu. Bitti en güzel hikayem.
Bas. Çiğne. Ez. Geç.
Ne manası var ki?
Bana varsayımsal olarak anlatıyorsun ya sevdiğin insanı kaybetmeyi, sevdiğin insanın ölmesini vs. Düşünmesinin bile acı verici olduğunu söylüyorsun. Ben o duyguyu yaşadım. Çok şükür birebir aynısı değil. Tanrı benim ömrümden alsın, sana versin. O ayrı. Ama sevdiğinin evlenmesini izlemek, bunu bilmek de o kadar benzer bir duygu ki… Birini %100 kaybettiğini hissediyorsun. Bir şey yapsan yapılmaz, yapmasan yaşanmaz. Yine de yapmamayı seçip sessizce bir köşede acını yaşamak… Çok benzer. Dediğim gibi, tanrı benden alsın sana versin. Öyle bir şeyle sınamasın. Ama o varsayımsal olarak tarif ettiğin duygu var ya, onu biliyorum.
Bir kere de benim için, benimle, bende kal isterdim.
Bir kere de “Kal. Benim için kal. Benimle kal. Bende kal.” demek isterdim.
Ama olmadı, olmuyor, olmayacak.
Sen yine gideceksin. Benden, o şehirden, hatta bu ülkeden. Yine gideceksin uzaklara.
Ben yine bir şey demeyeceğim. Çünkü bir şey değiştirmeyeceğini biliyor olacağım.
Sen yine gideceksin.
Ben yine başımı her göğe kaldırdığımda, her uçak gördüğümde seni düşüneceğim.
Her uçak gördüğümde acaba içinde sen var mısındır diye düşüneceğim.
Belki bir gün bir uçak seni bana getirir ömrümüz bitmeden.
Getirir mi? Sanmıyorum.
Bak… Hiçbir şey olmamış gibi olmadı mı gerçekten? Sanki hiç sana aşık olmamışım, sen hiç bunu bilmemişsin, hiç göz göze konuşmamışız gibi olmadı mı? İnsanların hayatından kendimi silmeyi iyi beceririm. Ama bazı düşünceler var. Mesela sana bir kez sarıldım. Ama bir dahası olmayacakmış. İşte o düşünceler arada gelip beni darmadağın ediyorlar. Ya da gözlerin gözlerime değdiği zaman… Aynı zamanda hem mutlu olup hem içi de acırmış insanın. Zaten artık bu da çok olmuyor. Neyse ki. Geçecek yavaş yavaş. Geçecek de şu burnumdaki sızı geçecek mi onu bilmiyorum. Ya o hiç geçmezse?
bir sen anlarsın ama bir sana anlatamam.
"Biraz cesaretim olsaydı ya da en ufak bir umudum her şeyi bırakır ona koşardım. Bunu yazıyorum çünkü sizin benim yaptığım hatayı yapmanızı istemiyorum aşka dair en ufak umudunuz varsa hiçbir şeye aldırmayın sevdiğinizin peşini bırakmayın. Unutmayın gerçek aşk insanın karşısına bir kere çıkar. Ya karşıma çıktığımda anlamazsam diye korkmayın sakın. Anlıcaksınız..."