DİNLEMEYİN.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com

JBB: An Artblog!

if i look back, i am lost
KIROKAZE

shark vs the universe
YOU ARE THE REASON
taylor price

No title available
I'd rather be in outer space 🛸
h
Cosmic Funnies
Jules of Nature

izzy's playlists!
ojovivo

titsay
Three Goblin Art
todays bird

@theartofmadeline

Discoholic 🪩
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States

seen from T1

seen from United States

seen from United States
seen from T1

seen from United States
seen from Lithuania
seen from Canada

seen from T1
seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Indonesia
seen from T1

seen from United States

seen from Canada

seen from Bulgaria
@nefesimensende
DİNLEMEYİN.
şişş ne oluyor bakim
Alabildiğine hırpani, olabildiğince fersude.
ellerin bir gecenin karanlığı, kahveye uzanan bir çift el ve aynı parmakların sahibine yazılmış bir not.
dikkat ettim ama göremedim parmakların çok sık yazmıyor gibi geliyor, bana yazmadığın gibi ama gereğinden çok yazıyor hayatla ilgili.
benzemeyen çok çeşit dünya var ama sanki o ellerin sahibi derinlerde yatan bir gemi. sahipsiz, kaptanı olmayan ve gün ışığını özleyen. güçlü görünmekten yorulmuş tıpkı benim gibi. ellerin bütün dünya'ya meydan okumuş bir okçunun eli gibi, güzel ve narin fakat yorgun. kaçamıyorsun sanki, gizlenmek istemiyor ama doğan güneşi izleyemiyorsun. ben yarım bırakılmış bir şiir görüyorum bu parmaklarda, yazmaya yeltenemeyenler değil yazılmasın istiyor sanki o eller. en çok bir kuşu özgür bırakmaya yakışır gibiler... çok uzaktalar ama sanki şimdi benim gibiler.
-uçmayı istiyorsanız, önce rüzgarla konuşmalı ve özgürlüğü istiyor olmalısınız.
Neden böyle aptalım ben? Madem başkaları aptal ve ben onların kesin olarak aptal olduklarını biliyorum, öyleyse neden onlardan daha akıllı olmak istemiyorum? Sonra herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini! Ya, böyle işte! bu bir yasa sonya, yasa. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık! Kim daha yürekliyse, haklı olan da odur. Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır! Bugüne kadar böyle gelmiş, bundan sonra da böyle gidecek! Bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür!
bazen çok merak ediyorum, hatta bir insana bakıp kaldığım zaman genelde merak ediyorum. otobüs, metro ya da uçağa bindiğim yeni insanların varlığını keşfettiğim nadir zamanlarda bakıp kalıyorum ve merak ediyorum bu baktığım kişi ne yedi en son hayatındaki sorunlar neler mesela maviyi mi yoksa yeşili mi seviyor, kaç yaşında, gerçekten kaç yaşında mesela 40 ama içi 20 mi? ya da 25 ama ölmek üzere olan 50 gibi mi? ona çok güzel olduğunu en son kim söyledi acaba onu yatağa atma hissi olmadan saf ve masumca? ya da o kimin kalbini sevdi dışını umursamadan? sevdi mi hiç ya da?
gel oturalım anlat bakalım demedim hiç birine tabiki. neden? canım egom dedirtmez ben kimseye gitmedim, gidemem hatta bazen gidersem şerefisizim dedim. vallahi bitmiş masumluk, duru güzellik falan hikaye. sümüklü oğlanlar sümüklü kızları ağlata ağlata delirmiş. akıllı kalmamış memlekette diyerek usulca uzaklaşırım o mecradan.
ben 30 yaşında hiç aşık olamamış şımarık fakat en azından kendinin farkında bin tane işi olan bir işsizim. insanları sevmem, sosyalleşmek pek bana göre değil yeni insanlarla tanışmak bana amiyane tabirle cennet kadar uzak. beceremem gözlerine bakınca yalan söylemeyi, seversem yalan söyleyemem diye sevmedim hiç. kitaplar dolusu yazı yazdım da anlamazlar diye kitap yapmadım. ama o metro da tek başına oturan güzel insanlara hep 1 saat bile olsa kalplerini gördüğümü göstermek istemişimdir.
yazarken fark ettim sanırım ben sevmeyi, aşık olmayı bunları merak edip sorgularken unutmuşum.
benim kitabımdan - kto
" 19. yüzyıl boyunca birçok cerrah, bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler. bunu, deney sırasında hayvanlar ses çıkarmasın diye yaptılar. deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda gerçeği yadsıdılar -sessiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar- ve bunu kendileri doğruluğunu kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar. hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi, karşılarındaki yaratığın bilinçli, hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı.''
susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.
Belki birgün başka bir hayatta.
BİR GÜN BURADAN GİDİCEM AMA KİMİ ALABİLİRİM DİYE DÜŞÜNÜYORUM.
Geçmişini unutamayan herkes geleceğine saygısızlık yapıyor demektir.
Küçük memeli kadınları üzmeyin.
Belki birgün başka bir hayatta.