Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen Muhammed Mustafa
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Jules of Nature

#extradirty

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
The Bowery Presents
$LAYYYTER
YOU ARE THE REASON
untitled

titsay
TVSTRANGERTHINGS
trying on a metaphor

blake kathryn
EXPECTATIONS
cherry valley forever
noise dept.
No title available

Andulka

gracie abrams
Claire Keane
seen from Australia

seen from Australia
seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States
seen from Italy
seen from United States

seen from Singapore

seen from United States
seen from Canada
seen from Estonia

seen from Germany

seen from France

seen from United States

seen from Malaysia
@neredeysedetone
Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen Muhammed Mustafa
Günlerdir yüreğimiz yanıyor, yaralarımız derin, üzüntümüz kurt gibi içimizi kemiriyor. Biliyorum, herkes elinden geleni yapmak istiyor. Biliyorum, herkes gelen iyi haberleri gözleri dolu dolu izliyor. Her birimiz başka bir köşede yetim, öksüz kalmış gibiyiz. Her birimizin bir dalı kaldı molozların altında. Her birimiz tutunmak için çırpınıyoruz cılız bir gün ışığına.
Rabbim, göçük altında kalanlara dayanma gücü, göçük başında bekleyenlere bilek gücü ver. Güzel haberlere tutundur bizi, yüreğimizi ferahlat. Sana sığınıyoruz..
Rabbim yardım et.. 🖤
Ne okuduğumuz onca şiirler, ne paylaştığımız onca edebi yazılar, ne kullandığımız onca duygusal sözler, ne de ezberimizdeki onca süslü cümleler; hiçbiri ama hiçbiri, şu cümle gibi ciğerlerimizi yakıp da geçmemiştir her hâlde:
" Sesimi duyan var mı ? "
Bu binaları inşa eden din değil, fizik. Çimentodan, demirden çalan din değil, dinsizlik. Dinin haram kıldığı her şeyi yapan kitle kendi günahlarının faturasını niye mi dine keser? Çünkü bu enkazın asıl müsebbibi din değil, dinsizlik, din ahlakı değil, dinsizliğin ahlaksızlığı.
Yaralıyım,annemi da kurtarın diyen beyza gibi yaralıyım. Çocukları için bisküvi saklayan abi gibi yaralıyım. Kardeşim minik o ölebilir diyen Zübeyde gibi yaralıyım. Çocuğu için kolunu feda eden abi gibi yaralıyım. Ülkem gibi yarım kaldım,yaralıyım.
Görüntüleri gördükçe içim yanıyor..
Ne yaparsam yapayım sanki birilerine ayıp ediyor muşum gibi hissediyorum. Ben sıcak evimde otururken, birileri dışarda soğuktan donuyor, yemeğimi yerken, onlar yemek yiyemiyor hatta ben burada boş boş dururken, hala çaresizce yardım eli bekleyenler bile olabilir..
Bu can bu düşüncelerle yanmasın da ne yapsın ki?
Ne güzel demiş Mevlana: " Güzel yüzlü olman kaderin, güler yüzlü olmak senin elindedir." Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın.
Günaydın✍🕊
Ama çok şeker 🍬 😍
Mustafa
Babası öldü. Yetim büyüdü. Üvey evlat oldu. Tutuklandı. Hapse atıldı. Sürüldü. İşsiz kaldı. (Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım fazla değil, zira gelirim hep az.) Yatağından çok siperde yattı. Hastalandı. Böbreklerinden. Cephede yaralandı. Kolundan, kaburgasından. Şarapnelle vuruldu. Gözünden, göğsünden. Mesleğinden atıldı. İdama çarptırıldı. Kardeşleri öldü. Çocuğu olmadı. Boşandı. Karaciğeri iflas etti.
Mustafa Kemal.
Evladı olmayan yetimin, duygularını anlatın evlatlarınıza, 23 Nisan'da… Anlatın ki, o yetimin kendilerine bıraktığı hediyenin kıymetini kavrasınlar.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, hepsi geldi. Bunu anlatın. Direnen… Teslim olmayan ruhu anlatın.
Korkmasınlar zorluklardan. Korkmasınlar tek başına kalmaktan. Korkmasınlar işsiz bırakılmaktan. Korkmasınlar beşparasızlıktan. Korkmasınlar alçaklardan. Korkmasınlar doğruluktan.
Kader, bu topraklarda yaşayan özgür karakterli insanlara mecburi görev yüklüyor, ilelebet mücadele edeceğiz. Korkmasınlar hayattan.
Yürek… Sadece organ değil. Bunu anlatın.
Vatan bu..Canı pahasına koruyana emanet etmek gerek..O an toprağa karışacağını bile bile düşman üstüne koşana..Koşarken bastığı yeri dövene,“Allah Allah!” derken düşmanı titretene..Vatan toprağını namus bilene..Satmayana..Peşkeş çekmeyene..Şekersiz hoşaf ile günlerce cephede siper bekleyene..Altın tahtlarda beyaz çay içmeyene..Vatan bu..Hak edene emanet etmek gerek..Kadınına..Erkeğine..Kalpten,Ne mutlu Türküm diyene.
“Miracı kendinize yorun.
Kendi hicretiniz, kendi yükselişiniz, kendi başlangıçlarınız,
kendi yenidenlerinize… ”
Miraç, miracımız olsun inşallah…
Mehmet Deveci
Bebekleri gözlemlemişseniz görmüşsünüzdür. Uyurken gülümsüyorlar, uyanıkken de boşluğa bakıp Meleklere gülümsüyorlar… Ve işte o an dehşetle AR ediyorsun! Melekleri görebilen bir halden ne hale gelmişim diye! Bu kandil, Allah ‘hepimizi’ affetsin!.. Bu kandil; hatalıların, yanlıştakilerin, hapistekilerin, ruhu zincirlilerin, güce karşı ezilenlerin, zalime direnemeyenlerin, öksüzlerin, yetimlerin, yüreği yetimlerin, gücenmişlerin, dertlilerin, yüreği lime limelerin, hastaların, yalnızların, heba olmuş ömürlerin, ümitsizlerin, diğerlerinin çığlığına koşulup da kulak verilmeyen sessiz biçarelerin, en çok da dikeni yudumlarken edebinden ses etmeyenlerin kurtuluş gecesi olsun!
Kandiliniz Mübarek olsun.
Uyurken güzel mesajlar alınca üstüm örtülmüş gibi hissediyorum koltukta uyumuşum da sabah uyanınca üzerimde battaniye varmış gibi sanki.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın Efendimiz’e yazdığı şiiri…
İSTEMEM
Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?
Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.
Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.
Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.
Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.
Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.
Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.
Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin Sina’yı birden.
Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.
Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul’un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.
Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul’u istemem.
Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.
Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.
Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…
AVNÎ
Yavrularım, ben gidiyorum, zamanım doldu, bir daha karşılaşır mıyız bilemem, burada kaldığım süre içinde sizlere birçok şey öğretmeye çalıştım, bir çok şey öğrendiniz, örneğin, dünyanın döndüğünü, uçakların nasıl uçtuğunu, gemilerin nasıl yüzdüğünü, dağların oluşumunu, insanların türeyişini, nasıl yediğimizi, nasıl özümsediğimizi, nasıl sıçtığımızı, nasıl öldüğümüzü, bütün bunları öğrendiniz, değil mi yavrularım? Ama ben, şimdi sizden, giderayak, bir şey istiyorum: Bütün öğrettiklerimi unutun. Dünya dönüyor, evet, ama belki de burda, bu dağ başında, dönmemesini bilmek daha doğrudur. Size Hayat Bilgisi dersleri verdim sevgili çocuklar, ama hayatın gerçek bilgisini, siz, kendiniz burda, iki sınır arasında, bu dağ başındaki köyünüzden uzak kentlere gittiğinizde, askerliğinizde, öğreneceksiniz. Unutmayın ki, kitaplarda yazılanla, okullarda öğretilenler her zaman doğru değildir. Benim için doğru olan, sizin için gerekli değildir. Benim için gerçek olan, sizin için, gerçek değildir. Eğer öğrettiklerimin çoğu böyleyse, bağışlayın beni. Çünkü ben başka bir yerden geliyorum yavrularım ve gördüğünüz gibi, karların erimesiyle de gidiyorum işte. Nereye gittiğimi kesin olarak bilmiyorsam da gidiyorum. Burda kalacak olan sizlersiniz. Burda yaşayacak olan sizlersiniz. Sizler, karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz. Biz, bir kış boyu, yufka ekmek, otlu peynir, bulgur pilavı yiyip, çay içerek yaşayamayız. Bizim meyvelerimiz, sebzelerimiz, etlerimiz vardır. Bütün bunları aradaki ayrımı göstermek için söylüyorum çocuklarım, beni yanlış anlamayın. Yalan söylemek günahtır, yalan söylemek insana yakışmaz, demedim. Beni yanlış anlamayın, yalan da söylenir. Benim size bütün bir kış söylediklerimin büyük bir çoğunluğu da yalandı. Ama şimdi söyleyeceklerim gerçek: Yavrularım, insanlar üç aylık bebekken, nedeni bilinmeyen hastalıklardan ölmeden de yaşayabilirler. Cüzzam, trahom, bir alınyazısı değildir. Hiçbir şey, alınyazısı değildir, yavrularım. Bu kadar. Benim söyleyeceğim gerçek de bu kadar işte.
Ferit Edgü, Hakkari'de Bir Mevsim s.188-189 Fotoğraf: Erden Kıral’ın Ferit Edgü romanından uyarlanan 1983 yapımı, “Hakkari’de Bir Mevsim” filminden, (Genco Erkal).
İnsan vücudunun damarlanması. İnsan vücudundaki komplex yapılardan biri de damar ağlarıdır. Her damarın görevi, her ağın izlediği bir hat vardır. Her yaratılışın bir amacı vardır. Kalp, 96.560 km'lik bir damar ağına hiç durmadan kan pompalar. Bu uzunluk, dünyayı ekvatordan itibaren iki defa çevirebilecek bir uzunluktur. Bir insan bedeni içine yerleştirilmiş böyle bir ağ, elbette hayret vericidir. Bu konunun mucizevi olan bir başka yönü de 100 trilyon hücreye uzanan binlerce kilometrelik bu muhteşem ağın çoğu zaman farkında bile olunmamasıdır. Ne aynaya baktığımızda bunun bir belirtisini görürüz, ne bu dinmeyen hareketi hissederiz, ne de sistemin çalışırken çıkardığı yoğun gürültünün farkına varırız. Sistem öyle mükemmel bir şekilde yaratılmıştır ki, bir aksama meydana gelmediği için yaşamımızı son derece sorunsuz geçirir, ufak tefek aksamalar haberimiz bile olmadan tamir edildiği için bunların farkına bile varmayız…