Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak Toprak ve insan kokularıyla, Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için Başımı alıp gideceğim.
-Turgut Uyar
Sade Olutola
Monterey Bay Aquarium
Color Me Curious

No title available
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Jar Jar Binks Fan Club

ellievsbear
𓃗

izzy's playlists!
Game of Thrones Daily
Lint Roller? I Barely Know Her
Fai_Ryy

gracie abrams
Cookie Run:Kingdom Official!

Andulka
Xuebing Du

PR's Tumblrdome
art blog(derogatory)
Not today Justin

EXPECTATIONS

seen from United States
seen from United States

seen from Norway

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from Italy

seen from United States
seen from Spain
seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Australia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from France
seen from United States
seen from Chile

seen from United States
@okyanustadeniz01
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak Toprak ve insan kokularıyla, Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için Başımı alıp gideceğim.
-Turgut Uyar
seni aklayabilmek için karaladığım tüm insanların kiri ellerimden çıkmıyor. nereye dokunsam lekeleniyor, kime dokunsam iz bırakıyor. hiç susmayacağını sandığım ağzımı bıçak açmıyor. sevdiğim tüm masaların altına saklanıyorum. hiçbir şey hissetmiyorum, sanki balkonda öylesine otururken, öylesine esen bir rüzgârla içimde kalan son inanç da savrulup gitti. kaçtığım yerde kimse kalmamış, bahçede yabani otlar bitmiş, tüm evler pencere kapı duvar. canım hiç yanmadı. seni aklayabilmek için kirlenen ellerimi saklamadım. senin başını eğmeden yürüdüğün o yolda, ben başımı eğdim. kafamı kaldırdığımda göz göze gelirsek, silahına benden önce davran.
sana her baktığımda,hiç kazanmadığım bir şeyi kaybediyorum.
“Bana ne kadar kötülük yapılırsa yapılsın kimseye saygısızca gitmedim.
Aram bozuk olsa bile birinin bana ihtiyacı olsa hiç düşünmeden giderim ama görüyorum ki saygının sevginin hatta şefkatin bile iyileştiremeyeceği insanlar var.”
- Sabahattin Ali -
Franz Kafka içinde bulunduğu çağın samimiyetsizliğine daha fazla tahammül edememiş ve olanca gücüyle haykırmış: “Gürültüden, kalabalıktan uzak, karanlığımda kendi başıma kalmak istiyorum!”
bak şu uzaktaki dağı görüyor musun? İşte onun üzerini kaplayan kar soğuğunu içimde hissediyorum.beni bu kadar yükseğe çıkarmış olman, orada bırakmış olmanı örtbas etmez.
‘kimseye ihtiyacım yok benim’ derken bile,ıslanmış gözlerini aralayıp başını koyacak bir omuz,saçlarında gezinecek bir el bakınıyorsun.senin yenilmişliğin de bu işte.
senin sıcacık ağzının içinde dilimin kesme şeker gibiliği bu dünyanın bir ânı değil, sonsuz döngüdeki ıslak mührüdür. gülme, bu şiir hep dişlerimde kamaşıyor.
canımın çiçeği, hala deniyorsun, hala dünyaya iyi davranıyorsun, hala göğsünde batan hisleri umursuyorsun ve en önemlisi, hala tüm bu sahte dünyanın ortasında çok saf ve gerçek duruyorsun. solmayan o yıldızlar kalbinle büyüyor sabret üzülmekten korkma. bazen dünyanın durmasına izin ver, böylelikle kendi derinliklerine dalıp yüzeye hangi hazineleri getireceğine karar verirsin, bu soluk dünyaya karşı en güzel renklerini yansıtmaktan vazgeçme. sakın bir ağacın gölgesinde kalmış çiçek gibi ışığa darılma. gökyüzünü o nazik kalbinle aydınlat.
hattın diğer ucunda uykuya daldı. içindeki sıkıntıyı ağzıma akıtsam. çevrelenmiş tek başınalığında huysuz bir kedi gibi. küçücük bir şeyim zaten, seni sevmekten yapıldım dediği gece, koynumun kaynadığı. sırf seviyorsun diye izlediğim diziler, maçlar, okuduğum kitaplar. ne güzel işte. şimdi daha yakın, şimdi daha tanıdık ama sinede hep o aynı şevkli, rengârenk kıyamet. kolunu kaldırıp altına kafamı koydum, bir yarasa pencereyi kapattı, perdeyi çekti ve bizi vücudunu sardığı gibi sardı.
sanki benim her insan gibi yüzde yetmişim su ama kalanım da ateşten. sanki dünyanın yapıtaşı içimde; böylece her şeyden biraz ve hiçbir şeyim. merkezdeyim ama çevrede dolanan ayak izlerim de var. sanki bazen, durduğum her yer merkez benim.
sen çok güzelsin,
o dağınık saçlarınla.
kora dönmüş teninle.
içinde beni sevmeye meyil olmayan herşeyle güzelsin.
ellerin güzel, buzdan kalbin güzel.
benim olmayışın bile güzel.
bana o uçurumu anlatarak korkutmaya çalışma, o uçurumdan nasıl atlanır beraber onu öğret. ölmeyi değil, bir insan, bir insanla nasıl elele tutuşup yener korkuyu, nasıl aşar dağlar gibi engeli, onu öğret. korkmayalım, korkutalım bu düzeni.
senin tepende uçan kuş, unutur göçü. uğur getirsin diye konar tüyü göğsüne. incinmesin diye yağmur dövmez saçını, yorulma diye çıkmaz karşına yokuş. canım benim, sen varsın diye çekilir bu dünyanın kahrı. seninle boktan bir şarkının nakaratında sarhoş olmak bile ayrıdır.
sanmakla yanılmak arasındaki ince ipte yürüyorum sürekli. düşüyorum, istemesem de kalkıyorum geri. çünkü birilerine inanmak zorundaymışsın gibi geliyor bazen, bir yalanı sevmek zorundaymışsın gibi geliyor. bir yaranın üzerini kapatmak, kolundaki jilet izini dövmeyle kapatmak kadar kolay sanırsın bazen. olur öyle, yanılacağını bilsen de işaretlersin o şıkkı. yenileceğini bilsen de yener dersin tuttuğun takıma. gitmez dersin giderler. inandırırsın kendini, kandırırsın. çünkü olur sandığın şeylerin olmadığını görüp üzülmek, öyle bildiğin üzülmeklerden değildir. daha koyusudur bu üzülmenin.
canın acıyacak ki, büyüyebilesin. bazı şeylerin değerini anlayabilesin. tecrübe edinebilesin. sen acına yenik düşmek yerine, ondan tecrübe almayı başarırsan kazanırsın. en sağlam tecrübeler, acıdan kazanılır.
sonuna kadar kilitlediğim o kapının önüne insan bile yaklaştırmadığım oldu her defasında yenik düşüp güvendiğim ve içeriye birisini aldığım da oldu ama o evin içerisine birlikte girmek ve kapıyı sonuna dek kilitlemek yaraları birleştirip onları sarmak gibiydi