Senin o çok sevdiğin adamda benim bin ahım var.
Game of Thrones Daily

PR's Tumblrdome
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

if i look back, i am lost
todays bird

No title available
Sweet Seals For You, Always
🩵 avery cochrane 🩵

Product Placement
𓃗

#extradirty
official daine visual archive
One Nice Bug Per Day
★
noise dept.
Doug Jones

tannertan36
No title available

bliss lane
I'd rather be in outer space 🛸
seen from United States

seen from South Korea

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Chile
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Italy
seen from Pakistan
seen from Bangladesh
seen from Germany
seen from Colombia
seen from Guatemala

seen from Venezuela
seen from Paraguay
seen from Vietnam
seen from United States

seen from United States
@olla-luna
Senin o çok sevdiğin adamda benim bin ahım var.
Sana beni unuttun demiyorum. Beni burda bir başıma çaresiz bıraktın demiyorum.
Sen beni inkâr ettin.
Seni Allah affetsin.
“ Nasıl biri diye sorarlarsa beni, baharı ve şiiri sever de.”
Baharını kışa çevirdim, şiirini dilinden çaldım de.
Beni kalbinde büyütmeye inat etti de kalbiyle beslendim, tükettim kalbini, kalbi yok artık de.
Yüzüne kar soğuğunu öyle bir çarptım ki, bin çığın altında kalsa böylesi donmazdı gözyaşı de.
Ezdin. Üzdün ve üşüttün. Gönlündeki üzümden şarap olurum sanmıştım. Yıllandıkça yanına geldiğim yollarda değerlenirim sanmıştım.
Şimdi bir bağ var karşımda, bozumuna uğradığımda adını hatırlamayacağım.
senin kaburganın benimle, benim toprağımın seninle birlikte yazıldığı hiçbir cümle yok. / şimdi buradan, yani ağzımdan, bir duadan allaha kadar uzanan o boşluğu silecek sevgi yok. / üstünü örtecek, saçını öpecek, nefesini dinleyecek. o ev yandı içinde senin saç telin bile yok.
Aklıma saçının tek telini koyduğum o küçük lavanta şişesi geldi. Sonra da onu çöpe atışım..
bir gün anlatacağım. sakin sakin. kısacık cümlelerle ama upuzun. senin yokuşların varmış yokuşların kadar uzun. babamın sapladığı bıçağa salıncak kurmuşluğum benim. rüya mıydı gerçek miydi bilmiyorum. seni çok özlemişim. ağlamışım. dakikada ikiyüz çarpmış kalbim. biri bana sen niye böylesin demiş. niye böyle anne niye böyle şefkat niye böyle sıcak yuvasın. iki çocuğumdan üçüncüsü senmişsin. bu cümle senin göğsünü hiç tıklatmadı mı yani? benim hiç doğurmadığım iki çocuğum var üçüncüsü sensin. ağlamışım, söylemiş miydim? sabahlar ağrıya döndü. beraber uyumuyormuşuz artık anladım.
ben yediğim tokadın izini bile seviyorum böyle avcumun içiyle. sana bunca kırığın içinden sapasağlammış gibi gülümsemenin annelikten başka bir adı varsa söyle. ne yana delireceğimi şaşırdım. ağladım güldüm sonra daha çok güldüm daha sessiz ağladım. ben dünyanın en güzel kuyusunun dibinde güneşsiz büyümüşüm senin ayakkabın benim üstüme basacak. böyledir çünkü. kabullendim.
yüzümü yere döndürdüğünü mesela. kahkahamın üstüne elini indirdiğini. artık böyleyim derken ne olmadığımı. sıfırla yüz arasında kaç şiddette ağrıdığımı. çocukken hiç ağlamadığımı. bak böyle bilip unuttuğun ne varsa aldım göğsüme yamaladım. ne büyük kalbim varmış allahım üst üste koyarken yıkılanların altından hep sağ çıkıyorum. sana bunları yazarken ayaklarımdaki kış mı ellerimdeki bahar mı haklı bilmiyorum. bunlar artık senin yolunun kenarındaki çiçekler değil. içini geçirdiğin güzel kız çocuğu değil yüzüm. bu odanın masası yok. senin kelimelerinin kazması küreği var. gömüldüm.
Ellerimin geçtiği her şiirini ona okuyabilirsin.
Tırnaklarımı kestim. Sen seversin diye sürdüğüm ojelerimi seninle birlikte, sildim.
Orda burda insanların beğenisine sunup hayran olsunlar diye yazdığın acımı, kara aşkın için yazdığın yazılardan daha çok sevmişler.
Gerçekler acıdır. İnsanlar gerçeği sever.
Ben tüm gerçekliğimi o acıya harcadım, onun yalan sevdasının hükmü yok şiirde .
Zamanımı bekliyorum sadece.
Yalın ayak kaçtığım yağmurlardan sonra senin gibi yarama inat olsun diye değil de, yoluma yar olsun diye terliklerimle gideceğim ona.
Kalbini mi kırmış.
K ı y a m a m.
Donmuş kalbin tuzla buz mu şimdi.
Benim kalbimi daha yaşarken yerinden söküşüne değdi mi elinde kalan buz kristalleri ? Her tanesinde eline bulaşan kanımın izi.
Rezilliğine kalksın bu akşam kadehim.
Artık istesen de unutamazsın katilliğini.
En sevdiğim renk Ay beyazı, en sevdiğim şiir çiçekli.
Ben baharlarımı toplayıp geldim kapına. Balık avucumda değil, kalbimde geldim. Vanilyalarla beyaz güllerin arasında düşlerle geldim.
Sonrası ayaz ve her şeyin en siyahı. Kalbin ve sözlerin. Umutsuzluğun ve bulutların. Hançer gibi sırtıma saplanan her yağmur damlasında senin parmağın. Kaçtım dediğim yolların sonunda senin cehennemine düştüm de hep yanan sadece canım değil, dualarım.
Karla kıyamet koptu.
Düğümler koptu.
Dilekler düştü artık üstünden ipimin.
İçinde yanan soğuğun bedeli ben değilim.
Sen zaten ne baharları ne beni hiç sevmedin.
Onunla olman değil. Onunla olabilmen. Bana sürekli acıymışım gibi bakarken onunla gülebilmen.
Beni kandırman da değil. Beni kanatman. Kanatlarımı koparıp bir apartman boşluğuna kapatman.
Bitecek.
Birlikte ilk kez rakı içtiğimiz gece, hatırla. Elim cebinde, elin ölü bir cenin tutar gibi kadehin üstünde. Yasakmışım, ayıpmışım gibi ayaklarının değmesi sadece.
Ama o bir gün beni senin gözlerinde görecek.
Evine geldiğim ilk gün dokuz saat bekleyişim. Sarı defter, tel tokalar. Başın göğsümdeyken gelen aramalar, merak ediyorumlar, günaydınlar, nerdesinler.
Hepsi ayrı isim, hepsi aynı hüzün.
İnkârında inatçı ama her hissinde yalancısın.
Unutma beni yedi el gök’lere uzanmış yasaklı şiirimin yalancı şairi.
Beni o kara gömüşünün soğuğu halâ geçmedi.
Yanyana gelince anlamsız bir cümle gibi duruyorsunuz gözümün önünde.
Yanyana gelince, gözümden düşüyorsun. Bazen yaş, çoğu zaman yas diye.
Gözlerimi rahat bırak.
Sen o kavanozdaki balığı onun ellerine ölmeye bıraktın, ben kalbimdeki balığı başkasının denizinde yaşatacağım.
Bu iki küçük kırmızı balığın öyküsüydü. Bir balığın üstünü kar taneleri örttü.
Sana biraz kendimden bahsedeyim. Ne de olsa beni hiç tanımadın.
Bir hayatım vardı, aldılar. Benim hayatımı benden uzaklarda yaşadılar. Kenardan seyrettim hep. Esirlere ayak bileklerinden vurulan zincirler benim boğazıma kilitlendi.
Geriye dönüp her baktığımda canımın daha çok yanması bundan.
Kurtulamadım.
Bir şiirde duymuştum, kendine acımaktan vazgeç diyordu. Kendime acımaktan vazgeçsem de acıyordu. Canım çok acıyordu.
Halâ acıyor.
Eskiden her yarada bir çiçek yetişeceğine olan inancım yerini kuru kabuklara bıraktı.
Yarada yetişen çiçekler hep solgun.
Kabukları kopardım. Damlayan kandaki yansımama baktım.
Solgun.
Her anımda bir hatıram kayboluyor.
Bu yeniden başlamam için bir şans mı, yoksa evrenin bitişimi yüzüme vuruşu mu. Ayırt edemiyorum.
Sürekli acıyan şarkıların denk gelmesi. Acıtan şiirlerin içten içe tekrar edilmesi. Açıklanamayan kilo kayıpları, ilaçsız dalınamayan uykular, uyanmakta zorlanılan sabahlar. En sevdiğin duş jelinin kokusuna bulaşmak bile yorduğundan günlerce suya değmemek. Kirlenmek.
Peki ya onların kalbinin kiri ne olacak diye düşünmek.
Bazen gülüyorum ama mutlu değilim. Güçlüyüm ama halim kalmadı. Eski neşemi özledim. Hayatıma kimsenin dokunamadığı o yılları.
Tek başıma çıkabildiğim yolları.
Bu sefer öyle bıçak gibi nefesler alıyorum ki, ortadan ikiye değil bin parçaya bölüyor.
Her yeni gün yirmi dört saatten daha uzun sürüyor.
Heves dediği benim. Kalmamışım.
Aynı gün bir şeyler yazmışız. Ben sana, sen gölgemde büyüttüğün yalanına. Ben yetmiş yedi demişim. Sen yedi yüz yetmiş. Aynı gün aynı sayının değerini değiştirmişiz. Sonra ben senin. Gözümü her kırpışımda içimde yedi bin duygu. Her adım atışımda yerin yedi kat dibi.
Sonra sen. Sonra bana vermediklerini onun yoluna serişin. Bana ilk defa gülümseyerek baktığın gecede “ben seni çok seviyorum” deyişin. Ve tek gecede beni inkâr edişin.
Bu yağmur bildiğin yağmurlardan değil sanırım dedi beni tanıyan biri. Kaçmak belki kavuşmaktan daha da kolaydır artık.
Şemsiyesiyle karşımda duruyor. O şemsiyenin altına girersem yağmur beni yakalayamaz belki.
Bu, bu gece seni bu yağmurun altında son bekleyişim olsun.
Bir söz
Duymazsam, o şemsiyenin altında, bana sunulan o yüzük hep parmağımda dursun.