.𖥔 ݁ ˖ Orv bölüm listesi .𖥔 ݁ ˖
°❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・
Bölüm 1: Prolouge — Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
Bölüm 2: Ücretli Servise Geçiş (1)
Bölüm 3: Ücretli Servise Geçiş (2)
Bölüm 4: Ücretli Servise Geçiş (3)
almost home

roma★
sheepfilms
Lint Roller? I Barely Know Her
Claire Keane
noise dept.
occasionally subtle
Alisa U Zemlji Chuda
DEAR READER

Origami Around
YOU ARE THE REASON
🪼
todays bird

oozey mess
Xuebing Du
Peter Solarz

JBB: An Artblog!
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

@theartofmadeline

No title available

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from Sweden

seen from United Kingdom
seen from Iraq
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from France
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Brazil
seen from United States
seen from Canada
seen from United States
@omniscientreadersviewpoint-tr
.𖥔 ݁ ˖ Orv bölüm listesi .𖥔 ݁ ˖
°❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・
Bölüm 1: Prolouge — Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
Bölüm 2: Ücretli Servise Geçiş (1)
Bölüm 3: Ücretli Servise Geçiş (2)
Bölüm 4: Ücretli Servise Geçiş (3)
Öncelikle herkese iyi günler! Bu hesaba çok fazla bakamıyorum ve 5. Bölümün çeviri hala yarım kalmış durumda. Sınava hazırlandığım için çeviriye pek vakit ayıramıyorum ve son zamanlarda başka fandomlarla ilgilenmeye başladım (Link Click gibi, bir fandomda uzun süre kalamıyorum.) Sınavdan sonra yazın tüm bölümleri çevirmeye çalışacağım o yüzden takip eden varsa endişelenmesin! Birkaç yerde tüm bölümlerin çevrildiğini gördüm ancak anlatım gerçekten hoşuma gitmedi, şahsen çok özenerek çevirdiğimi düşünüyorum bu yüzden çevirmeye devam edeceğim.
Tekrardan okuyan ve takip edenlere teşekkür ederim <3
Rahatsız edici ögeler için küçüklerin ve etkilenecek olanların okuması önerilmez. Okuyorsanız sorumluluk size aittir. Notlar için bölüm sonuna bakınız. Keyifli okumalar!
Tüm haklar yazarlar SingShong’a aittir. Ben sadece çeviri yapıyorum.
ੈ✩‧₊˚༺☆༻*ੈ✩‧₊˚
Bölüm 4: Ücretli Servise Geçiş (3)
Dokkaebinin kaybolmasının ardından insanların farklı tepkileri oldu. Kimileri metrodan inmeye çalışırken, kimileri de polisi aradı. Yoo Sangah ikinci gruba dahildi. “Polis cevap vermiyor! Ne yapmalıyım, ne yapacağız…”
Yoo Sangah’ın odaklanamayan gözlerine dik dik bakarak, “Sakin ol, Yoo Sangah-ssi.” dedim. “Yoo Sangah-ssi. Geliştirme ekibinin yaptığı oyunu hiç oynadın mı? Dünyanın yok olduğu ve sadece birkaç kişinin hayatta kaldığı bir oyun.”
“Ha? Sen ne diyorsun-…”
“Bir düşün. Şu an sadece o tür bir oyunun içindeyiz.”
Yoo Sangah sessizce dudaklarını yaladı. “Oyun…”
“Çok basit. Sadece söylediklerimi yap. Anlaşıldı mı?”
“Anladım. Ne yapmalıyım?”
“Kıpırdama.”
Sonunda nefesimi yavaşça kontrol altına aldım. Tüm bunları kabullenebilmek için benim de zamana ihtiyacım vardı.
𓉘 [Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu] 𓉝
Sadece romanda var olan betimlemeler şimdi gözümün önünde canlanıyordu.
⎡ “Dokkaebinin boynuzları anten gibi uzamıştı.” ⎦
⎡ “Cesetler vagonun içinde çöpler gibi etrafa saçılmıştı.” ⎦
⎡ “Kanlar içinde titreyen ofis çalışanı.” ⎦
⎡ “Oturduğu koltukta inleyen yaşlı bir kadın.” ⎦
Her sahneyi dikkatle izledim. Tıpkı Matrix’teki Neo gibi, gerçeklikten şüpheleniyordum. Gözlemliyorum, sorguluyorum ve sonunda ikna oluyordum… Kabul etmek zorundaydım. Sebebini bilmiyordum ancak hiç şüphem yoktu. ‘Hayatta Kalma Yolları’ gerçek olmuştu.
Bir düşüneyim… Bu yeni dünyada nasıl hayatta kalacağım?
“Hadi ama, Herkes sakinleşsin. Yavaş yavaş nefes alın." Dokkaebi'nin kaybolmasından tam beş dakika sonra biri öne çıktı. Kısa saçlı, ortalama boydan bir kafa daha uzun, yapılı bir adamdı.
“Sakinleştiniz mi? Şimdi lütfen hareket etmeyi bırakın ve beni dinleyin.”
Ağlama sesleri ve telefon sesleri kesildi. Herkes dikkatini ona verdiğinde iri adam tekrar konuşmaya başladı. “Biliyorsunuz ki ulusal felaket durumlarında, ufak karışıklıklar büyük insan kayıplarına yol açabilir. Bu yüzden şimdi duruma müdahale edeceğim.”
“Sen kimsin ki?”
“Ulusal felaket durumu mu? Ne diyorsun?”
Bazı kişiler geç de olsa kendilerine gelip, ‘kontrol’ kelimesine şiddetle karşı çıktılar. Genç adam bunun üzerine cüzdanından bir devlet memuru kartı çıkardı. “Şu anda 6502 birliğinde görev yapan bir ordu teğmeniyim.”
Bazılarının yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. “O bir asker!”
Yine de rahatlamak için henüz çok erken.
“Az önce birliğimden bir mesaj aldım.”
İnsanlar, askerin telefonuna bakabilmek için onun etrafına toplandılar. Ben zaten yakınında olduğum için yazanları zorlanmadan okuyabildim.
—1. seviye ulusal afet durumu meydana geldi. Tüm birlikler hızla toplanıyor.
Etrafımdaki yutkunma sesleri duyuyordum. Ulusal bir felaket durumu yaşanıyordu. Şaşırmadım çünkü bunu zaten bekliyordum. Aslında başka bir şeye şaşırmıştım. Ordu teğmeni Lee Hyunsung… Bu, ‘Lee Hyunsung’ bu o adamdı. Kim olduğunu biliyordum. Yüzünü ilk kez görmüştüm ancak adı aklımda kalmıştı. Hayatta Kalma Yolları serisinin yardımcı ana karakterlerden biriydi.
⎡ 『Çelik Kılıç Lee Hyunsung.』 ⎦
Romanın karakterlerinden biri ortaya çıkmıştı. Durumu artık gerçekten kabullenmeliydim.
“Asker Bey! Neler oluyor?”
“Birliğim ile iletişime geçmeye çalıştım ama…”
“Mavi Saray!*(1) Mavi Saray ne yapıyor? Lütfen hemen başkanla iletişime geçin!”
“Üzgünüm. Ben sıradan bir askerim, Mavi Saray’la doğrudan bağlantım yok.” diye açıkladı Lee Hyunsung.
“O halde neden kontrolü ele alıyorsun?”
“Tüm vatandaşların güvenliği için…” Lee Hyunsung’un bu saçma sorulara sakince cevap vermesiyle, romandaki betimlemelerin yanlış olmadığını fark ettim. Ayrıca, Lee Hyunsung’un orijinal romanda görünmesi*(2) böyle miydi? Bu karmaşık soruları düşünürken garip bir sezgiye kapıldım. Lee Hyunsung’un ilk görünümünün böyle olmadığını size garanti edebilirim. Romanda, ilk senaryonun sonunda ortaya çıkmıştı.
…Peki o zaman bu durum neydi? Kafam karıştı. Hayatta Kalma Yolları’nı bir kez daha okuyabilseydim daha net anlayabilirdim.
“Başbakan konuşma yapıyor! Bu gerçekten de birinci seviye felaket!”
Birinin çığlığıyla herkes telefonlarını açtı. Yoo Sangah ekranını bana çevirdi. “…Dokja-ssi, şuna bak.”
Aratmaya gerek bile yoktu. Çünkü tüm portal sitelerinde*(3) çıkan ilk sonuç ‘Başbakanın Konuşması’ idi. Videonun içeriğini tabii ki biliyordum.
—Değerli yurttaşlarım. Kimliği belirsiz teröristler şu anda Seul de dahil olmak üzere, belirtilmeyen sayıda bölgelerde faaliyet göstermektedir.
Konuşmanın içeriği basitti. Mevcut hükümet, terörle mücadele için tüm araç ve yöntemleri seferber edecek, hiçbir müzakereye izin verilmeyecekti. Bu nedenle herkes güvenle hayatına devam edebilecekti…
Romanı okurken üzerinde pek durmamıştım ama bu sözleri duyunca ister istemez irkildim. Terörizm… Evet, buna terörizm demek daha rahatlatıcıydı.
“Peki başkan nerede? Başbakan neden bu konuşmayı yapıyor?”
“Başkan zaten vuruldu.”
“Ne!? Gerçekten mi?”
“Emin değilim. Bir Naver*(4) yorumu—“
“Kahretsin, o zaman sahtedir!”
Elbette bunun sahte bir yorum olmadığını biliyordum.
“Uaaaah! Ne?
Her yerden silah sesleri duyulunca insanlar telefonlarını yere düşürdüler. Bu sesler telefonlardan geliyordu. Chiiik, yüksek bir ses ve ekranı kaplayan kan. Bir süre sonra insanlar, neler olduğunun farkına varınca nefeslerini tuttular.
“B-başbakan…”
Başbakan ölmüştü. Kafası tam o an patlamıştı. Telefondan gelen sesler kesilmeden önce silah seslerine benzer birkaç ses daha duyuldu. Ekranda beliren son şey ise bir dokkaebi oldu.
𓉘 [Herkese daha önce de söylediğim gibi. Bu, ‘terörizm’ gibi bir oyun değil.] 𓉝
İnsanlar aptal akvaryum balıkları gibi, ağzı açılmış, söyleyecek söz bulamıyorlardı.
𓉘 [Hâlâ anlamadınız mı? Bu böyle olmaz. Hâlâ bunun bir oyun olduğunu mu sanıyorsunuz?] 𓉝
Ses tonunun bu kadar rahat olması çok huzursuz ediciydi. Bilinçaltımda, yumruğumu tüm gücümle sıktım.
𓉘 [Haha, verilere göre bu ülkenin insanları oyunlarda çok iyilermiş. O halde neden zorluk seviyesini yükseltmiyoruz?] 𓉝
Bip. Havada kocaman bir zamanlayıcı belirdi. Aynı anda da hızla geri sayım başladı.
│▌ [Kalan süre 10 dakika azaltıldı.]
│▌ [10 dakika kaldı.]
│▌ [Beş dakika içinde ilk ölüm gerçekleşmezse, vagondaki tüm canlılar ölecektir.]
“B-bu ne? Şaka mı bu?”
“Az önceki mesajı duymadınız mı? Hey! Duymadınız mı?”
“Asker Bey! Şimdi ne yapacağız? Polis neden gelmiyor?”
“Herkes sakinleşsin ve beni dinlesin—“
Dokkaebi’nin sözleri, vagondaki durumu o kadar kötüleştirdi ki Lee Hyunsung bile düzeltemedi. Yoo Sangah’ın, kıyafetimin kumaşını sıkıca tuttuğunu hissedebiliyordum. Yine de bu durumun tuhaflığından kurtulamıyordum. Yardımcı ana karakter Lee Hyunsung çoktan ortaya çıkmıştı. Peki ‘o’ neden hala ortalıkta yoktu? Bildiğim kadarıyla onu şimdiye kadar görmüş olmalıydım.
“Orada bir cinayet işlendi!”
Vagonun penceresinden 3807 numaralı vagonun içerisi biraz görülebiliyordu. O vagondaki katilin ten rengi beyazdı.
“Onları dışarıda tutmalıyız! Kimseyi içeri almamalıyız!”
İnsanlar sıkıca demir kapıya tutundular, ancak buna gerek yoktu. Çünkü düşman orada değildi bile.
│▌ [Senaryo tamamlanana kadar vagona her türlü erişim kısıtlanacaktır.]
Bu mesajla birlikte, insanlar adeta şeffaf bir bariyere çarpmış gibi demir kapıdan geriye doğru savruldular.
“B-bu nedir-“
Dokkaebi’nin sesi bir kez daha yankılandı.
𓉘 [Haha, bazı kısımlar oldukça eğlenceli, bazı kısımlar ise henüz başlamadı. Tamam, bu özel bir hizmet. Önümüzdeki beş dakika içinde hiçbir şey yapmazsanız size, ne olacağını göstereceğim.] 𓉝
Metroda dev bir ekran belirdi. Ekranda bir sınıf görüntüsü vardı. Lacivert okul üniformalı kızlar titriyordu. Bir çocuk tırnaklarını kemirerek mırıldandı, "...Bu Daepong'un okul üniforması mı?"
Bip bip bip bip— Uğursuz bir bip sesi duyuldu. Ardından liseli kızlar çığlık atmaya başladı.
│▌[Belirtilen süre doldu.]
│▌[Ücretlendirme başlayacaktır.]
Bip sesi biter bitmez, ön sırada oturan liseli kızların kafaları adeta patladı. Teker teker, birer birer... Gittikçe daha fazla kafa patladı. Liseli kızlar çığlık atarak sınıf kapılarına veya pencerelerine doğru koştular.
“Ah, şey, nasıl—”
Temizlik aletleri kırıldı, çiviler söküldü ama kapılar hiçbir şekilde açılmadı. Kimse dışarı çıkamadı. Liseli kızların kafaları patlamaya devam etti. Ardından liseli kızlardan biri arkadaşını boğdu ve arkadaşı inleyerek öldü. Bir süre sonra ekranda kalan tek şey, etrafına bakınan son liseli kızdı.
│▌[#Bay23515 kanalı. Daepong Kız Lisesi, 2. Sınıf B Şubesi'nden hayatta kalan öğrenci: Lee Jihye.]
Ekrandaki kız kaybolduktan sonra dokkaebi şöyle ekledi:
𓉘 [Nasıl buldunuz? İlginç, değil mi?] 𓉝
Dokkaebi gülümseyerek konuştu. İnsanlar artık ekrana bakmıyor, göz teması kuranlar ise yavaş yavaş birbirinden uzaklaşıyordu.
“Kahretsin! Bu da ne?”
Yoo Sangah bile ben bıraktı ancak uzaklaşmadı. İki elim de boştaydı bu yüzden telefonumu açtım. 'O adam' neden hala ortaya çıkmadı? Romandan bildiğim bilgilerle bilmediğim bilgiler birbirine karışmıştı. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu, Hayatta Kalma Yolları'nı tekrar okumaktı.
Ayrıca, romanı başka nerede bulabilirdim ki? Roman, yasa dışı yollarla paylaşılacak kadar popüler değildi... Hayır, bir dakika.
İki elim de serbestti ve akıllı telefonumu açtım. 'O adam' neden hala ortaya çıkmıyordu? Romandan bildiğim bilgilerle bilmediğim bilgiler birbirine karışmıştı. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu, Hayatta Kalma Yolları'nı tekrar okumaktı.
Ancak, romanı başka nerede bulabilirdim ki? Roman, yasa dışı yollarla paylaşılacak kadar popüler değildi... Hayır, bir dakika.
│▌[1 dosya eki.]
Telefonumda bildirimi görünce bir an şaşırdım. Belki de... Değil mi?
E-posta ekini açtığım anda kafam karıştı. Yazar tarafından gönderilen dosyanın adı şöyleydi:
│▌[Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.TXT]
Notlar:
(1) Mavi Saray, Güney Kore'nin başkenti Seul'de Güney Kore Devlet Başkanı'nın resmî ikametgâhıdır. Mavi Saray asıl olarak bazı modern unsurlarla geleneksel Kore mimarisi tarzında inşa edilmiş binalar kompleksidir. Mavi Saray, Joseon Hanedanı kraliyet bahçesinin bulunduğu yerde inşa edilmiştir.
(2) Romanda, hikayenin hangi kısmında tanıtıldığından, ortaya çıktığından bahsediyor.
(3) Portal site, diğer internet sitelerine bağlantıların, genellikle alfabetik olarak listelendiği site. Portal sözcüğü İngilizce kökenli olup ana kapı anlamına gelir. Pek çok içeriği bir arada bulunduran internet siteleri için kullanılır. İnternet ana kapılarında canlı haberler, söyleşi odaları, elektronik posta, alışveriş, çeşitli rehberler gibi birçok bölüm aynı anda yer alabilmektedir.
(4) Naver, Güney Kore’nin arama motorudur. Bir nevi Güney Kore’nin Google’ı diyebiliriz.
Rahatsız edici içerik için küçüklerin ve etkilenecek olanların okuması önerilmez. Okuyorsanız sorumluluk size aittir. Notlar için bölüm sonuna bakınız. Keyifli okumalar!
Tüm haklar yazarlar SingShong’a aittir ben yalnızca çeviri yapıyorum.
ੈ✩‧₊˚༺☆༻*ੈ✩‧₊˚
Bölüm 3: Ücretli Servise Geçiş (2)
⎡ Dokkaebi*(1). İlk ortaya çıktığında biri böyle demişti. ⎦
Nedenini bilmiyorum ama aniden o cimle aklıma geldi. Durmuş metro, karanlık… Bu detaylar bana bir déjà vu*(2) hissi verdi. Metro daha önce de durmuştu ancak bu nadir bir durumdu. İyi de neden? Romandaki kelimeleri hatırladım… Ama bu çok saçmaysı. İmkansız değil miydi?
O anda metronun 3807 numaralı kapısı ardına kadar açıldı ve elektrik geri geldi. Yoo Sangah yanımdayken mırıldandı, “…Dokkaebi?”
Başım zonkluyordu. Bildiğim romanla karşımdaki gerçeklik üst üste gelince huzursuzca titriyordum.
⎡ "İki küçük boynuzu ve üzerinde küçük bir hasır örtüsü olan tuhaf ve tüylü yaratık havada süzülüyordu." ⎦
⎡ “Ona peri demek tuhaf, melek demek şeytani ve iblis demek de fazla durgun kalırdı.⎦
⎡ “Bu nedenle ‘Dokkaebi’ diye adlandırıldı.” ⎦
Dokkaebi’nin söyleyeceği ilk şeyi zaten biliyordum.
⎡ 「 &아#@!&아#@!… 」 ⎦
𓉘 [&아#@!&아#@!…] 𓉝
Kurgu ve gerçeklik tam olarak örtüşüyordu.
“Bu ne?”
“Sanal gerçeklik mi?”
İnsanların geveziliği arasında kendimi başka bir dünyada yalnızmış gibi hissettim. Bu şüphesiz ki dokkaebiydi; Hayatta Kalma Yolları’nda binlerce hayatın trajedisine kapı açan o dokkaebiydi. Yoo Sangah’ın sesi beni düşüncelerimden çıkardı. “Biraz İspanyolcaya benziyor. Onunla konuşmayı denemeli miyim?”
Biraz şaşırarak sordum: “…Bunun ne olduğunu biliyor musun? Bu şeyden para mı isteyeceksin.”
“Hayır ama…”
İşte o an Korecenin doğru telaffuzunu duydum.
𓉘 [Ah. Ah. Bu iyi geliyor mu? Ah, Korece yama çalışmadığı için çok zorlandım. Hepiniz sözlerimi duyabiliyor musunuz?] 𓉝
Tanıdık dil konuşulmaya başlanınca insanların yüz ifadelerinin rahatladığını görebiliyordum. Öne çıkan ilk kişi takım elbiseli iri bir adamdı. “Hey, şu an ne yapıyorsun?”
𓉘 […Ha?] 𓉝
“Çekim falan mı yapıyorsunuz? Gitmem gerek, yetişmem gereken seçmelerim var.” Yüzü tanıdık gelmediği için muhtemelen tanınmayan bir oyuncuydu. Eğer bir yönetmen olsaydım neredeyse taşan hırsı için onu seçerdim. Ne yazık ki, şu an karşısındaki varlık bir yönetmen değildi.
𓉘 [Ah, seçmeler. Doğru! Bu da bir seçme. Haha, veri yetersizliği vardı. Saat 19.00’da ücrerlendirme başladığında giriş yaptım.] 𓉝
“Ne? Neyden bahsediyorsun?”
𓉘 [Şimdi şimdi. Hepiniz rahatça yerlerinize oturun ve beni dinleyin. Size çook önemli bir şey söyleyeceğim!] 𓉝
Göğsüm sıkışmaya başlamıştı.
“Ne? Çabuk metrodan inin!”
“Biri kaptanı çağırsın!”
“Halkın iş birliği olmadan ne yapıyorlar ki?”
“Anne, bu ne? Çizgi film mi?”
Hiç şüphe yoktu. Bu gelişme bildiğim bir şeydi ve buna karışmak istemiyordum… Ama başka çarem de yoktu. Buradaki kimse o küçük, sevimli görünen yapay animasyonlu yaratığı dinlemezdi. Yapabileceğim tek şey, yerinden kalkmaya çalışan Yoo Sangah’ı durdurmaktı.
“Yoo Sangah-ssi, burası tehlikeli o yüzden burada kal.”
“Hı?” Yoo Sangah’ın gözleri faltaşı gibi açıldı. Şaşkınlık anında konuştuğum için durumu nasıl anladığımı açıklamanın bir yolu yoktu. Daha doğrusu, açıklamama gerek yoktu.
𓉘 [Haha, gerçekten çok gürültülüsün.] 𓉝
Şu an burada herkesten daha güçlü bir ikna gücüne sahip biri vardı.
𓉘 [Sana sessiz olmanı söylemiştim.] 𓉝
Dokkaebi yavaşça gözlerini kapattı, ardından açtı ve gözlerindeki yeni kızıl parıltı ortaya çıktı. Bir şeyin patlamasıyla metro sessizliğe büründü.
“Şey, ah… Şey…” Seçmelere katılması gereken oyuncunun alnında büyük bir delik açılmıştı. Birkaç kez kekeleyen adam olduğu yerde yere yığıldı.
𓉘 [Bu bir film çekimi değil.] 𓉝
Yine bir çatırtı sesi duyuldu. Bu seferki kaptan hakkında konuşan kişiydi.
𓉘 [Bu bir rüya veya roman değil.] 𓉝
Bir, iki… Bazı insanların kafalarının patlamasıyla kan havaya fışkırdı. Bunların hepsi dokkaebiye karşı protesto edenler, bağıranlar ve çılgına dönenlerdi. En ufak bir kargaşa çıkaran herkesin kafasında birer delik açılmıştı. Birdenbire metro kan gölüne dönüştü.
𓉘 [Bu, sizin bildiğiniz öyle ‘gerçeklik’ değil. Anladınız mı? O yüzden herkes sesini kessin ve beni dinlesin.] 𓉝
Burada bulunanların yarısından fazlası öldü. Metro, kan ve ceset parçalarıyla doluydu. İnsanlar çığlık bile atmıyordu. Güçlü bir yırtıcının karşısındaki ilkel maymunlar gibi, herkes dehşet içinde dokkaebiye bakıyordu. Şaşırdım ve hıçkıran Yoo Sangah’ın omzuna sıkıca tutundum.
Bu gerçekti. Kulaklarıma ulaşan o garip mesaj, karşımda beliren dokkaebi ve kan gölüne dönmüş metro vagonu…
𓉘 [Hepinizin hayatı şu ana kadar güzel geçti, değil mi?] 𓉝
Engelli bireyler için ayrılmış oturma alanındaki yaşlı teyze dokkaebinin gözlerine baktı.
𓉘 [Çok uzun zamandır bedava yaşıyorsunuz. Hayat çok cömert, değil mi? Doğdunuz, nefes aldınız, yediniz içtiniz, tuvalete gittiniz, ürediniz ve hiçbir ücret ödemediniz! Ha! Gerçekten de güzel bir dünyada yaşıyorsunuz!] 𓉝
Bedava mı? Metrodaki kimse bedava yaşamıyordu. İnsanlar hayatta kalmak için para kazanmaya çalışıyor ve eve dönüşte metroya biniyorlardı. Yine de dokkaebinin şu anki sözlerine kimse itiraz etmedi.
𓉘 [Ama güzel günler artık sona erdi. Ne zamana kadar bedava yaşayabilirsiniz? Mutluluğun tadını çıkarmak istiyorsanız ücret ödemek mantıklı değil mi?] 𓉝
Şaşkınlıktan nefesi kesilenler cevap veremediler. Tam o sırada biri tereddütle elini kaldırdı. “Para mı istiyorsun?”
Bu durumun ortasında konuşan kişinin nasıl biri olduğunu merak ettim. Ancak şaşırtıcı bir şekilde yüzü zaten tanıdıktı.
“Yoo Sangah-ssi. O, finans ekibinin bölüm başkanı Han değil mi?”
“…Evet.”
Hiç şüphe yoktu. Şirkette üst düzeyde arkadaşları vardı ve yeni başlayanların en çok kaçındığı kişiydi. O, finans ekibinin bölüm başkanı Han Myungoh’tu. Bu adam neden metroya binsin ki?
“Sana para vereceğim. Alın. Lütfen unutma ki ben böyle cömert biriyim.” Bölüm başkanı Han, insanların tezahüratlarıyla kartvizitini çıkardı. Sanki teröristlere karşı savaşan bir kurtarıcının atmosferi vardı. “Ne kadar istiyorsun? Büyük bir miktar mı? Yoksa iki miktarda mı?”
Bir yan kuruluşun bölüm başkanına göre çok yüksek bir meblağ teklif ediyordu. Han Myungoh’un, bağlı olan şirketin liderinin en küçük oğlu olduğuna dair söylentiler vardı. Şuan bunun doğru olabileceğini düşündüm. Şahsen cüzdanımda o kadar çok çek taşıyamazdım.
𓉘 [Hmmm, bana para mı veriyorsun?] 𓉝
“Evet! Şuan yanımda çok para yok ama… Buradan çıkmamı sağlarsan sana hepsini verebilirim.”
𓉘 [Para, iyi bir şey, Birçok insanın üzerinde hemfikir olduğu bir bitki lifi*(3)] 𓉝
Bölüm başkanının yüz ifadesi birden aydınlandı. Bu ifade, “Gerçekten de para her şeydir” der gibi bir ifadeydi. Ne kadar acınası bir durum.
“Şu an elimde sadece bu var…”
𓉘 [Bu yalnızca sizin zamanınız ve mekanınızda geçerlidir.] 𓉝
“Ha?”
Ardından havada alevler belirdi ve bölüm başkanının elindeki çekler yanıp kül oldu. Bölüm Başkanı Han çığlık attı.
𓉘 [Bu kağıt parçasının makrokozmos*(4) dünyada hiçbir değeri yok. Bunu bir daha yaparsan kafanı uçururum.] 𓉝
“Şey… uh…” Burada bulunanların yüzlerinde bir kez daha korku ifadesi belirdi. Ne düşündüklerini anlamak kolaydı çünkü tıpkı romandaki gibiydi.
⎡“Şimdi ne olacak acaba?”⎦
Gelecekte ne olacağını yalnızca ben biliyordum.
𓉘 [Vay vay, sen gürültü yaparken borçlarınız birikiyor. Tamam, doğru. Bunu yüz kere açıklamak yerine kendin para kazansan daha hızlı olmaz mı?] 𓉝
Dokkaebinin boynuzları anten gibi yükseldi ve gövdesi metronun tavanına doğru süzüldü.
Biraz geçtikten sonra mesaj geldi.
[#BI-7623 kanalı açıldı.]
[Takımyıldızları katıldı.]
Herkesin boş bakışlarının önünde küçük dijital bir pencere belirdi.
[Ana senaryo başladı!]
Dokkaebinin görüntüsü saydamlaşıp kaybolurken, hafifçe gülümsedi.
𓉘 [O halde, hepinize iyi şanslar. Lütfen bana ilginç bir hikaye sunun.] 𓉝
Notlar:
(1) Dokkaebi, Kore folklorunda efsanevi yaratıklardır. Bir nevi Kore cinleri denilebilir.
(2) Déjà vu, Fransızca kökenli olup kişinin içinde bulunduğu mevcut anı, daha önce tam olarak aynı şekilde deneyimlemiş olduğunu hissetmesi durumudur. Psikolojik yanılsama.
(3) Dokkaebi, burada kağıt para pamuktan yapıldığı için paraya bitki lifi diyor.
(4) Fransızca macrocosme “insan organizmasının büyük çapta yansıması olarak görülen evren, küçük çaplı birimlerin büyük çapta tekrarı olan organizma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca makrokósmos μακροκόσμος “büyük-evren” sözcüğünden alıntıdır. Bir nevi büyük evren anlamına gelir.
Numaralandırdığım kelimelerin ve isimlerin açıklamaları için metnin sonuna bakabilirsiniz. Keyifli okumalar!
Tüm haklar yazarlar SingShong’a aittir ben yalnızca çeviri yapıyorum.
ੈ✩‧₊˚༺☆༻*ੈ✩‧₊˚
Bölüm 2: Ücretli Servise Geçiş (1)
“Benim adım Dokja*(1).”
Genellikle kendimi insanlara hep böyle tanıtırdım ve ardından şu şekilde bir yanlış anlaşılma meydana gelirdi:
“Tek çocuk musun?”
“Öyleyim ama kastettiğim bu değil.”
“Ha? Yani?”
“Adım Dokja. Kim Dokja.”
Babam bana bu ismi yalnız kalsam dahi güçlü bir adam olabilmem için vermiş. Ancak babamın bana verdiği bu isim yüzünden yalnızlığım içinde sıradan, bekar bir adam olarak yaşıyordum.
Kısacası hayatım şöyleydi: Kim Dokja, 28 yaşında, bekar.
(Romanın resmi illüstrasyonu.)
Metroda işe gidip gelirken web romanları okumak benim hobimdi.
“Bu gidişle telefonunun içine sürükleneceksin.”
Gürültülü metroda başımı istemsizce yukarı kaldırdım. Meraklı bir çift göz doğrudan bana bakıyordu. Bu gözler insan kaynakları ekibinden bir çalışan olan Yoo Sangah’a aitti.
“Ah, merhaba.” diye selamladım onu.
“İşten eve mi dönüyorsun?”
“Evet. Ya sen Yoo Sangah-ssi*(2)?”
“Şanslıyım ki müdür bugün iş seyahatine çıktı.” Yanımdaki koltuk boşalır boşalmaz Yoo Sangah oturdu. Omuzlarından gelen hafif koku beni tedirgin etti.
“Genelde metroyu kullanıyor musun?”
“Şey…” Yoo Sangah’ın ifadesi karardı. Bir düşününce Yoo Sangah ile metroda ilk kez karşılaşıyordum. Personel müdürü Kang’dan finans müdürü Han’a kadar… Her işten çıkışta şirket çalışanlarının Yoo Sangah’ı eve bıraktığına dair söylentiler vardı. Ama Yoo Sangah’ın ağzından beklenmedik sözler döküldü: “Bisikletimi çaldılar.”
Bisiklet.
“İşe bisikletle mi gidiyorsun?”
“Evet! Son zamanlarda fazlasıyla mesai yaptığım için giderek daha az egzersiz yaptığımı düşündüm. Bir de can sıkıcı bir durum vardı… İşte bu gibi şeyler sebep oldu.”
Aha, demek öyleymiş.
Yoo Sangah neşeli bir şekilde gülümsedi. Onu bu kadar yakından görünce erkeklere neden bu kadar çekici geldiğini bir nebze anlayabiliyordum ancak bu benim için çok da önemli değildi. Her insanın yaşam tarzı zaten belirlenmişti ve Yoo Sangah benimkinden farklı bir yaşam tarzında yaşıyordu. Garip konuşmanın ardından ikimiz de telefonlarımıza baktık. Ben daha önce okuduğum romanı açarken Yoo Sangah ise… Bu da ne?
“Puede prestarme dinero.”
“Hah?”
“İspanyolca.”
“Anlıyorum… Peki bunun anlamı nedir?”
“Lütfen bana biraz para ver.” diye gururla yanıtladı Yoo Sangah. Eve dönüşte metroda ders çalışmak… Gerçekten de benden farklı bir yaşam tarzı vardı. Ama böyle bir ifadeyi öğrenip de nerede kullanmayı planlıyordu acaba?
“Çok çalışıyorsun.”
“Bu arada, Dokja-ssi neye bakıyorsun?”
“Ah, ben…”
Tam “Eyvah” diye düşünecekken Yoo Sangah’ın bakışları telefonumun LCD ekranına takıldı. “Roman mı?”
“Evet, yani… Korece çalışıyorum diyebiliriz.”
“Vay, romanları ben de severim. Son zamanlarda vaktim olmadığı için okuyamadım…” Bu şaşırtıcıydı. Yoo Sangah roman okumayı seviyor muydu…? “Murakami Haruki*, Raymond Carver*, Han Kang*(3) gibi yazarların romanları…”
Ah, tabii ki.
Yoo Sangah, “Dokja-ssi, sen hangi yazarları beğeniyorsun?” diye sordu.
“İsimlerini söylesem bile tanımazsın.”
“Birçok roman okudum. Yazarları kimler?”
O an web romanlarını hobi olarak okuduğumu söylemek gerçekten zordu. Uygulamadaki romanın başlığına şöyle bir göz attım.
[Düşüşten Sonraki Dünya]
Yazar: Sing Shong.
‘Sing Shong’un Düşüşten Sonraki Dünya’ adlı eserini okuduğumu söyleyemem.
“Bu öylesine fantastik bir roman. Şey… Neydi adı? Hatırladım, Yüzüklerin Efendisi. Onun gibi bir şey…”
Yoo Sangah’ın gözleri faltaşı gibi açıldı. “Ah, Yüzüklerin Efendisi. Filmlerini de izledim.”
“Evet, filmleri de güzel.”
Bir sessizlik çöktü. Yoo Sangah hâlâ bana bakıyor ve bir şey söylememi bekliyor gibiydi. Durum iyice garip bir hal almıştı bu yüzden konuyu değiştirmeye karar verdim. “Şirkete katılalı bir yıl oldu, değil mi? Sanırım geçen sene bu zamanlardı. Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor.”
“Evet haklısın. O zamanlar ikimiz de neler olduğundan habersizdik, değil mi?”
“Aynen. Sanki daha dün gibiydi ama sözleşme süresi çoktan bitti.” Yoo Sangah’ın ifadesini görünce yanlış bir şey söylediğimi fark ettim.
“Ah, ben…” Yoo Sangah sözüne devam etmedi.
Unutmuşum. Yoo Sangah geçen ay yabancı bir alıcıdan kredi alıp tam zamanlı çalışan olarak terfi ettirilmişti.
“Ah doğru, öyle olmuştu. Geç tebriklerim için özür dilerim. Haha, belki ben de yabancı dil öğrenmek için çok çalışmalıydım.”
“H-hayır. Dokja-ssi öyle değil! Performans değerlendirmesi hala devam ediyor ve…”
Bunu her ne kadar kabul etmek istemesem de Yoo Sangah’ın konuşmasını izlemek oldukça etkileyiciydi. Yüzü, sanki dünyanın tüm ışığı tek bir kişinin üzerinde parlıyormuşçasına ışıldıyordu.
Eğer bu dünya bir roman olsaydı ana karakter muhtemelen onun gibi birisi olurdu. Aslında, şuanki durum kaçınılmaz bir sonuçtu.
Ben çok çalışmasam da
Yoo Sangah her zaman çalışırdı
Ben web romanları okurken
Yoo Sangah azimle çalıştı.
Dolayısıyla Yoo Sangah’ın tam zamanlı çalışan olması ve benim sözleşmemin feshedilmesi kaçınılmazdı.
“Şey… Dokja-ssi.”
“Evet?”
“Eğer sorun etmezsen… Sana kullandığım uygulamayı söyleyeyim mi?” Birdenbire Yoo Sangah’ın sesi sanki uzaktan geliyormuş gibi geldi.
Sanki dünyadan sonsuza dek uzaklaşıyormuşum gibi hissettim. Uzaklara dalacakmış gibi hissettiren zihnimi kontrol altına alabilmek için gözlerimi zorla açtım ve bakışlarımı dümdüz ileri odakladım.
Metroda karşımdaki koltukta bir çocuk oturuyordu.
10 yaşından biraz büyük görünüyordu.
Elinde böcek toplamak için bir ağ tutan çocuk, annesinin yanında otururken neşeli bir şekilde gülümsüyordu.
“…Dokja-ssi?”
Şu anki hayatımdan daha farklı bir hayatım olsa nasıl olurdu? Daha doğrusu hayatımın türü farklı olsaydı ne olurdu?
“Kim Dok…”
Eğer hayatımın türü ‘gerçekçilik’ değil de ‘fantezi’ olsaydı…
Ana karakter*(4) olabilir miydim?
Kim bilir.
Muhtemelen bunu asla öğrenemeyecektim. Ancak, bildiğim bir şey varsa o da şuydu:
“Sorun değil, Yoo Sangah-ssi.”
“Efendim?”
“Bana uygulamayı söylesen bile hiçbir faydası olmayacak.”
Hayatımın türü açıkça ‘gerçekçilik’ti.
“Çünkü bir Dokja’nın Dokja’ya özgü bir hayatı vardır, anladın mı?”
“Hm? Ne demek istiyorsun…?”
“Hayatta bazı insanlar böyledir.”
Bu hayat türünde ben ana karakter değil, ‘okuyucu’ydum.
“Bir Dokja’nın hayatı…”
Yoo Sangah’ın yüzünde ciddi bir ifade vardı, bu yüzden gerçekten iyi olduğumu göstermek için ellerimi hafifçe salladım. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama benimle gerçekten ilgileniyor gibiydi. Zaten insan kaynaklarındandı… muhtemelen iş performansım hakkında çoktan bilgi sahibiydi.
“Dokja-ssi gerçekten harika şeyler söylüyor.”
“Ne?”
“O halde sanırım benim de kendi hayatım var; bir Sangah’ın hayatı.”*(5)
Yoo Sangah İspanyolca çalışmaya geri döndüğünde bir şeye karar vermiş gibiydi. Bir süre ona bakıp romana geri döndüm. Her şey normale dönmüştü ancak garip bir şekilde, romanda aşağı kaydırışım pek de iyi gitmiyordu. Belki de gerçekliğin ağırlığını fark ettiğim için aşağı kaydıramıyordum.
O sırada telefonumun üst kısmında bir bildirim belirdi. [Yeni bir e-postanız var.]
'Hayatta Kalma Yolları' kitabının yazarından gelmişti. Postayı açtım.
–Okuyucu-nim*(6), romanım bu akşam 7'den itibaren ücretli hale gelecek. Umarım bu yardımcı olur. İyi şanslar.
[1 dosya eki]
Yazar*(7) bana bir hediye vereceğini söylemişti. Acaba hediye neydi?
…Adım gibi, ben doğuştan bir okuyucum. Bu yüzden postayı aldığımda çok heyecanlandım. Evet, okuyucu olarak yaşamak hiç de fena değildi. Saate baktım. 18:55'ti. Romanın ücretli olmasına tam beş dakika kalmıştı. Sonra uygulamadaki favori romanlar listemi açtım. Tek okuyucu ben olduğum için, tebrik yorumu bırakıp yazara destek vermeliydim. Ancak…
–Bu eser mevcut değil.
Arama kutusuna birkaç kez 'yıkılmış' yazdım ama sonuç aynıydı. 'Hayatta Kalma Yolları' adlı romanın ilan panosu iz bırakmadan kaybolmuştu. Çok garipti. Daha önce bir romanın, ücretlendirileceği sırada habersizce silinmesi gibi bir vaka yaşanmış mıydı?
O anda metronun ışıkları söndü ve trenin içi karanlığa büründü.
Kiiiiiiiik-! Metro şiddetli bir şekilde sarsıldı ve metalik bir ses çıkardı. Bu, Yoo Sangah'ın çığlık atmasına ve kolumu tutmasına neden oldu. Ardından diğer insanların da telaşlandığını duydum. Yoo Sangah kolumu o kadar sıkı tutuyordu ki duruştan çok sol kolumdaki acıya dikkat ettim. Metronhn tamamen durması on iki saniye sürdü.
Her yerden karışık sesler geldiğini duydum.
“Ne oldu?”
“B-bu ne?”
Karanlıkta bir iki telefon ışığı yandı. Yoo Sangah hâlâ sol kolumu sıkıca tutarken “N-neler oluyor?” diye sordu.
Umursamazmış gibi davrandım. “Merak etme. Önemli bir şey değildir.”
“Emin misin?”
"Evet, muhtemelen bir intihar girişiminden kaynaklanan karışıklık çıktı. Makinist kısa süre içinde bir açıklama yapacaktır."
Konuşmamı bitirir bitirmez, makinistin şu anonsunu duydum: "Trendeki tüm yolculara duyurulur. Trendeki tüm yolculara duyurulur."
Gürültülü ortam birdenbire sakinleşti. İçimden bir ah çektim ve ağzımı açtım, "Bakın, o kadar da önemli değil. Şimdi bir özür yayınlanacak ve elektrikler geri gelecek..."
—“H-herkes kaçsın… Kaçın…!”
‘Ne?’
Bir bip sesi duyuldu ve anons kesildi. Metronun içi karmakarışık oldu.
“D-Dokja-ssi? Bu da ne…?”
Metronun önünden parlak bir ışık parladı. Ardından yüksek davula benzer bir ses ve patlama duyuldu. Karanlıkta bir şey bu yöne doğru geliyordu. Tam o anda saate bakmam tamamen bir tesadüftü—19:00.
Tik. Sanki dünya durmuş gibiydi. Sonra bir ses duydum.
[8612 numaralı gezegen sisteminin ücretsiz hizmeti sonlandırılmıştır.]
[Ana senaryo başladı.]
Hayatımın türü işte o anda değişti.
Notlar:
(1) Dokja ismi korecede tek çocuk, okuyucu ve birey anlamlarına gelir.
(2) -ssi eki korecede aynı japoncadaki -san gibi kişilere karşı saygı ekleri olarak kullanılır.
(3)
•Murakami Haruki, Japon romancı, kısa öykü yazarı, çevirmen ve gazetecidir. Japonyanın 20.-21. yüzyılındaki en önemli yazarlarından biridir.
•Raymond Clevie Carver, Amerikalı kısa öykü yazarı ve şairdir. Amerikan edebiyatının en önemli yazarları arasında sayılmaktadır.
•Han Kang, 2024 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen ilk Güney Koreli yazar ve ilk Asyalı kadın yazardır.
(4) Dokja burada ana karakter olarak ‘protagonist’ten bahsediyor. Manga, webtoon, web novel veya diğer serilerde ana karaktere verilen isim. Mesela ana karaktere karşı gelen, hedeflerine engel olan düşman karaktere de ‘antagonist’ denir.
(5) Buradaki ‘Bir Sangah’ın hayatı’ sözü deyim olarak kullanılmaktadır. ‘Fildişi Kulesinde Yaşamak.’ Güncel hayattan uzak kalmak, hayal dünyasında yaşamak gibi anlamlara geliyor. Deyimin kökeni fransızcadır “tour d'ivoire” den Türkçeye geçmiştir. Dokja, ismi okuyucu anlamına geldiği için “Bir Dokja’nın hayatı” dediğinden Sangah(상아) da, ismi fildişi anlamına geldiğinden ötürü onun sözüne karşılık böyle söylüyor.
(6) -nim eki korecede daha üst seviye bir saygı ifadesidir. -ssi eki saygı belirtmek için kullanılırken -nim çok daha resmidir. Ayrıca daha yaşlı kişiler için de genelde -nim eki kullanılır. Türkçede bay, bayan anlamlarında kullanılır. Örneğin büyükbaba için -nim eki eklendiğinde daha saygılı ve resmi bir ifade olur. (할아버님 - Harabeonim) eklenmediğinde daha samimi bir biçimde dede anlamına gelir. (할아버지 - Harabeoji)
(7) Türkçede birinden bahsederken he, she demediğimiz burada yazarın cinsiyeti çeviride anlaşılmıyor. Dokja, yazara ‘he/him’ diye hitap ediyor. Yazarın cinsiyeti belirtilmese de Dokja muhtemelen erkek olduğunu düşünüyor.
Bölüm 1: Prolouge - Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
[Yıkılmış bir dünyada hayatta kalmanın üç yolu vardır. Bunlardan bazılarını şuan hatırlamıyorum. Yine de emin olduğum bir şey var: şuan bu satırları okuyan sen hayatta kalacaksın.]
—Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu [Tamamlandı]
Eski akıllı telefonumun ekranını bir web novel platformu kaplamıştı. Bir aşağı bir yukarı tekrar tekrar kaydırdım. Bunu kaç kere yapmıştım acaba?
“Gerçekten mi? Bu son mu?”
Tekrar baktım, “tamamlanmış” ifadesi açıkça ortadaydı. Hikaye bitmişti.
『Yıkılmış Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu』 ,3149 bölümden oluşan uzun metrajlı fantastik bir romandı. Kısaltılmış adı ‘Hayatta Kalma Yolları’ idi.
Ortaokulun üçüncü yılından beri bu romanı aralıksız okuyorum. Okulumdaki serseriler tarafından zorbalığa uğradığımda, giriş sınavlarında başarısız olduğum için üçüncü sınıf yerel bir üniversiteye girmek zorunda kaldığımda, lanet olası askerlik kura çekimi ters gittiği için cephedeki bir askeri birliğe atandığımda ve hatta şimdi büyük bir yan kuruluş için taşeron olarak -tam zamanlı bir işim olmadan- çalışırken bile… Kahretsin, bunu düşünmeyi bırakalım. Neyse.
[「Yazarın sözleri: ‘Hayatta Kalma Yolları’ nı buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bir [sonsöz] ile geri döneceğim!」]
“Ah… sonsöz hala duruyor. O halde sonraki bölüm gerçekten de son bölüm olacak.”
Çocukluğumun sonundan yetişkinliğime kadar uzanan, on yıldan fazla süren uzun bir yolculuk. Bir dünyanın sonuna geldiğim için duyduğum ıssızlıkla, aynı dünyanın sonuna nihayet ulaşabilmenin verdiği tatmin duygusunun bir karışımını hissettim. Son bölümün yorumlarını açtım ve cümlemi birkaç kez silip yeniden yazdım.
—Kim Dokja: Yazar, bu süre zarfında her şey için teşekkür ederim. Sonsözü sabırsızlıkla bekliyorum.
Bu cümleler samimiydi. ‘Hayatta Kalma Yolları’ benim hayatımın romanıydı. Belki en popüler roman değildi ama benim için en iyi romandı. Söylemek istediğim birçok söz vardı ancak yazamadım. Dikkatsiz sözlerimle yazarı incitmekten korkuyordum.
—Bölüm başına ortalama 1,9 tıklama.
—Ortalama 1,08 yorum.
Bu, ‘Hayatta Kalma Yolları’ nın ortalama popülerlik endeksiydi. İlk bölümün okunma sayısı 1200 iken, 10. bölümde 120’ye, 50. bölümde ise 12’ye düştü. 100. Bölüme gelindiğindeyse sadece 1’e indi.
Tıklama sayısı = 1.
Bölüm listesinin yanında beliren ‘1’ rakamını görünce hissettiğim duygu beni çok etkiledi. Bazen tıklama sayısı ‘2’ olurdu, ama muhtemelen biri yanlışlıkla tıklamıştı.
‘Teşekkür ederim.’
Yazar, 10 yıl boyunca her bölümü sadece 1 beğeni alan 3000’den fazla bölümden oluşan bir roman yayınladı. Gerçekten de tam bana göre bir hikayeydi. ‘Öneri Panosu’na bastım ve hemen klavyede yazmaya başladım.
—Önerecek efsane bir romanım var.
Yazar bana ücretsiz ve tamamlanmış bir roman yazdı, bu yüzden onun için bir tavsiye vermem gerektiğini düşündüm. Tamamlandı düğmesine tıkladım ve yorumlar hızla belirdi.
—Yeni bir anti-kitap okuyucusu gibi görünüyor. Bu kişinin ID’sine baktım ve aynı romanı birkaç kez önermiş.
—Onun önerisi banlanmamış mıydı? Yazar bunu burada yapmamalıydı.
Sonradan aklıma geldi ki birkaç ay önce bir tavsiye yorumu yazmıştım. Bir anda onlarca “ilgi çekmeye çalışan” veya “aptal” gibi hakaretlerle dolmuş bu yüzden de yüzüm kızarmıştı.
Bunu yazarın da okuyacağından emindim. Bu yüzden gönderimi aceleyle silmeye çalıştım ancak zaten şikayet edildiği için silinemeyeceğine dair mesaj aldım.
“Bu…”
İçtenlikle yazılmış tavsiye mektubunun, romanın itibarına leke sürmesi düşüncesi ağzımda acı bir tat bıraktı. Eğer birazcık bile ilgi göstermişlerse neden kimse bu ilginç romanı okumaya çalışmadı? Yazara bağış yapmak istedim ama geçimini zorlukla sağlayan maaşlı bir çalışan olduğum için bunu karşılayamazdım. Sonra bir ‘mesaj geldi’ bildirimi aldım.
—tls123: Teşekkür ederim.
Hiç beklemediğim anda bir mesaj geldi. Durumu kavramam biraz zaman aldı.
—Kim Dokja: Yazar mı?
tls123—‘Hayatta Kalma Yolları’ romanının yazarıydı.
—tls123: Sayende sonuna kadar tamamlayabildim. Ayrıca yarışmayı da kazandım.
İnanamadım. ‘Hayatta Kalmanın Yolları’ bir yarışmayı mı kazandı?
—Kim Dokja: Tebrikler! Ne yarışmasıydı?
—tls123: Bunun ne yarışması olduğunu bilemeyeceksin. Çünkü bilinmeyen bir yarışmaydı.
Utandığı için yalan mı söylüyor diye düşündüm ama doğru olmasını da istedim. Belki gerçekten de bilmiyordum. Diğer platformlarda büyük bir tıklama olabilie, Biraz üzülsemde bu mükemmel hikayenin yayılması güzeldi.
—tls123: teşekkür olarak sana özel bir hediye göndermek istiyorum.
—Kim Dokja: Hediye mi?
—tls123: Bu hikayenin var olmasında sevgili okurumum büyük katkısı oldu.
Yazarın isteği üzerine e-posta adresimi verdim.
—tls123: Ha bu arada. Ücretlendirme kararı aldım.
—Kim Dokja: Vay, gerçekten mi? Ne zamn başlayacak? Bu başyapıt i,in en başından ödeme yapılmalıydı…
Bu bir yalandı. Hayatta Kalma Yolları günlük bir seriydi. Bu yüzden ayda 3000 won*(1) harcamam gerekirdi. 3000 won benim için marketten alacağım öğle yemeği parasıydı.
—tls123: Ücretlendirme yarın başlıyor.
—Kim Dokja: O halde yarın yayınlanacak olan sonsöz ücretli mi olacak?
—tls123: Evet, maalesef bu sefer bunun için ödeme yapman gerekiyor.
—Kim Dokja: Tabii ki ödeyeceğim! Sonuncusunu alacağım!
Bundan sonra yazardan başka yanıt gelmedi. Siteden çıkış yapmış gibiydi. İçime bir umutsuzluk çöktü. Başarılı olduğu için cevap bile vermeden gidiyor muydu? Hayranlığım ufak bir kıskançlığa dönüştü. Neden by kadar heyecanlanmıştım ki? Zaten romanı yazan da ben değildim.
“Acaba bana hediye çeki verirler mi? Şöyle 50.000 won*(2) değerinde olsa güzel olurdu.”
O zamanlar aklımdan geçenler safça düşüncelerdi.
Yarın dünyada neler olacağı hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
———•———•———
Notlar:
(1) Merak edenler için 3000 won(Kore para birimi) 2026 Türk lirasıyla 88,64 TL tutuyor.
(2) 50000 won 1477,33 TL tutuyor.
———•———•———
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Orv Novelın hiç bitmiş çevirisini görmedim bu yüzden kendim bitirme kararı aldım ancak güncelleme çok yavaş gerçekleşecek çünkü vaktim yok. Umarım çeviriyi beğenmişsinizdir. Eğer anlam bozuklukları varsa şimdiden üzgünüm.
Tüm haklar Yazarlar ShingShong’a aittir ben tamamen çeviri yapan bir fanım
İnstagramdan ulaşmak isterseniz hesabım Lilarty.rl. Soru sormaktan çekinmeyin!
