Gezi Parkı olaylarında 'ne işleri var sokakta, e kamu malına zarar verdiniz, e iktidara karşı çıktınız, e sandıkta görüşecez sandıkta, eee sandığa gelin, sandığa, bla bla, hedö hödö' diye carlayanlar, bugün Mısır için ayağa kalktı.
Madem artık sen ve ben, iki ayrı kutbun insanlarıyız, bir senden, bir de benden bahsedeyim.
Şimdi diyorsun ki, 'Gezi Parkı olayları darbeci bir eylemdi, Mısır Katliamı ise darbeye direnen yiğit insanların haklı direnişi, iki olay karşılaştırılamaz.'
Sonra dönüp diyorsun ki 'işte siz Gezi Parkı olaylarında şöyle yapmıştınız, böyle yapmıştınız, biz isteseydik hepinizin amına korduk ama yapmadık, Mısır'da yüzlerce müslüman katledildi işte onlar gerçekten zulüm görüyor' felan.
Ne yani, özgürlük için ölen sadece bir kişi olsaydı, sen bunu görmezden gelebilecek miydin ?
Gelebilecektin sanırım.
Hatta, yakın tarihte, geldin.
Sen olayların niteliği farklı karşılaştırılamaz diyorsun fakat yine olayları sen karşılaştırıyorsun.
(Burada Ahmet Kaya'nın o buğulu sesinden 'bu ne yaman çelişki anne ?' dizelerini duyuyoruz.)
Neyse.
Yanlış.
Zulüm her yerde zulümdür, o zulme direnen her yiğit, her yerde yiğittir.
'Oyun bunlar, hepsi oyun' mantığıyla vicdanını rahatlatma çabası bir kenara bırak.
Bırak artık iktidar ağzıyla konuşmayı.
Ben biliyorum ki, dünyanın her köşesinde iktidar oyunları kanlıdır, tanklıdır, silahlıdır, füzelidir, bombalıdır.
Ben biliyorum ki, savaşlarda önce çocuklar ölür ve çocukları küçük mermilerle vurmazlar.
Ben biliyorum ki, Suriye'de savaştan kaçıp buraya sığınan Suriyeli arkadaşlarım havai fişekleri bomba sanıp 'savaş bizi burada da buldu' diyerek korku krizleri geçiriyorlar.
Bunlar gibi yüzlerce örnek verebilirim ben sana.
Sen, sadece A kanalının, B kanalının, X şahsiyetinin olaylara bakış açısıyla, onların olaylara verdiği tepkileri anında özümseyip benliğine oturtarak olaylara tepki vermeye karar veriyorsun.
İşte tam da bu yüzden, haklı tepkilerin haklılığına hiç saygı gösteremedin, hep altında bir oyun aradın.
Değişik bir fikir.
Seni harekete geçiren şey, orada ölenlerin müslüman olması.
Yani Mısır halkı başka bir dine mensup olsa, sen zaten bunu umursamayacaktın da, hasbelkader umursamış olsaydın da, 'e sandıkta görüşsünler' diyecektin.
Sen müslümansın, müslüman kardeşlerine yapılan zulmü reva görmezsin, göremezsin, inancında yok bu.
Ha, bu arada, ben de müslümanım.
İnançlı bir insanım.
Her neyse.
Ben de gördüm o zulmü, burada İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antep'te, Diyarbakır'da, Hatay'da, yakın bir zamanda, birebir gördüm o zulmü.
Fakat sen ana akım medyası insanı, ben zulüm görürken sen penguen belgeseli izlemekle meşguldün, heyhat, burnunun ucundaki acıları görmezden geldin.
Fakat ben, gördüm o zulmü.
Tarihin kapalı kapıları ardında, gizli, köşe bucak, sote yerlerde yapılan her zulmü gördüm.
Müslümana, aleviye, ateiste, kürte, türke, boşnağa, çerkese, suriyeliye, azeriye, ermeniye, ruma ve binlercesine yapılan her zulmü gördüm, her acıyı hissettim, her sessizliği bozdum, bağırdım, çığlık attım, elimi uzatmaya çalıştım, durun diye yalvardım.
Sen, über inançlı müslüman, müslüman kardeşlerin bütün dünyanın gözü önünde katledilirken, cesetleri torba torba çöplüklere taşınırken, ben çıkıp meydanlarda avaz avaz bağırırken sen bana 'napıyo lan yine bu allahsız' dedin, dönüp kıçını yine penguen belgeselini seyrettin.
Şimdi sen Mısır'a bakıyorsun, 'müslüman kardeşlerim ölüyor' diyorsun, üzülüyorsun.
Ölenler eğer ana akım medyada yer alan müslümanlık inancına mensup insanlar olmasa, zerre kadar umrunda olmayacağından adımdan emin olduğum kadar eminim.
Çünkü sen gizli kapılar ardında öldürülen müslüman kardeşlerinden hiç haberdar olmadın.
Çünkü gözlerini, kulaklarını, algılarını, sadece duymak istediğin ve görmek istediğin şeyler için kullanıyorsun.
Oysa şimdi ben Mısır'a bakıyorum ve ben ölüyorum.
İnsanlar ölüyor, insanlığım ölüyor, ben ölüyorum.
Peki şimdi, 'şu zalimlere cezalarını ver ya Rabbim' dedin diye, sen mi müslümansın ?
Yoksa şu kafamın içinde zonklayan kurşun yarasıyla ben mi Allahsızım ?
Ben dün Ethem ile öldüm,
bugün Ahmet Selahaddin ile de öldüm.
Ben zalimin zulmüne boyun eğmektense göğsünü gere gere ölüme giden her insanla öldüm.
Müslümanlık, insan olabilmeyi buyurur.
Peki sen ne zaman öleceksin güzel kardeşim ?
Sen ne zaman, masum bir insan öldü diye öleceksin ?
Ne zaman aklında alicengiz oyunları olmadan, acıdan bile nemalanmaya çalışmadan, karşındakine laf dokundurmaya çalışmadan, salt, saf, katıksız üzüleceksin ?