styofa doing anything
noise dept.
YOU ARE THE REASON
d e v o n
Sade Olutola

izzy's playlists!

ellievsbear
occasionally subtle
wallacepolsom
Not today Justin
TVSTRANGERTHINGS
Three Goblin Art

#extradirty
tumblr dot com
art blog(derogatory)

if i look back, i am lost
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Cosimo Galluzzi

Kaledo Art
Alisa U Zemlji Chuda

seen from Germany
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Czechia
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Japan
seen from United States
seen from United States

seen from Ireland
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
@ozan-z
Aynı fikrin savunucuları olmasak da veya özgürlük eşiğimiz farklılıklar gösterse de, aynı geleceğin hissedarları olduğumuzdan bu gün susuyorum.Mesela, faşizme ölüm dileyenlerin kendi farkındalıkların da boğulduğunu gördükçe tiksiniyorum. Neyin destekçileri olduklarını unutmalarına ve neyi dilediklerini anlayamamalarına. İnsan vahşeti bile vahşice lanetliye biliyormuş 'u görünce, aynı sistemin farklı yırtıkları deyip geçiyorum.
Her duygunun bir çırpıda değiştiğini hissetmek, zaman alan bir olgudur. Aynılarını bir çok kez yaşıyor olsakta; yinede büyük tepkiler vermekten vazgeçemeyiz. Oysa o kadar küçüktür ki, büyüteçle bakmanız gerekir. Hayat, hep aynı porte üzerinde devam ederken, eğilip bakmaktan ağrıyan belimize şikayet ederiz.
Kimi zaman, oturup yazmaktan nefret ediyorum. Çünkü biliyorum ki bu yazdıklarım hiç duyulmamış veya hiç söylenmemiş olanlar değil. Sıradan, basit ve herkesin yaşadığı bir çok şey. Ne ben birisinin hayatında bir ilk olabilirim ne de bir başkası benim hayatımda. Hepimiz biraz mutlu, biraz sıkılgan, biraz neşeli ve biraz da bohemiz. Belki de anlattıklarımın hatrı kalır hiç bir yanı yok. Biraz önce okuduğunuz bir yazının çok benzeri, az evvel sana bir şey anlatan adamın söylediklerinin kısa bir özeti, bir kaç gün önce bunu sana bir arkadaşın söyledi, öğretmenin sana düşüncesini söylediğinde bunları zaten biliyordun, belki de çoktandır bunları kardeşinden duyuyordun, hatta bizzat düşüncelerini kağıda döktüm istemeden.
Ne düşündüğümün hiç bir önemi yok, ne söylediğimin ve ne hissetiğimin de. Belki sadece kişisel egom için anlatma isteği, belki de, o da değil.
Yapabileceklerimin sınırını bilemiyorum bazen. En diplere ulaştığında beynim ve ben o çöküşü yaşadığım zaman, aklımın ulaşabileceği boyutlar sınırlanıyor. Hiç bir yerde barınamayacağımı hissediyorum. Her şeyin anlamsız olduğunu, ne yaptığımı ve ne yapacağımı. Enerjimin dibe çöküşünü o an parmak uçlarıma kadar hissediyorum.
Gözlerimin içine bakarak konuşanlar benim orada olmadığımın farkında değil. Dudakların hareket edişini dinginlikle izliyorum. Bir kaç saniye önce büyük bir hevesle anlattığım bir hikayeyi, yorumluyor olabilirler. Belki de bambaşka bir hikayeye dinleyici oluyorum. Tıpkı bir kitabı okurken, küçücük bir kelimenin beni o zamandan alıp götürmesi gibi. Sayfalarca okurum o zaman ama hiç bir şeyi anlamamış olurum.
Bazen hiç durmadan konuşacak enerjim olabilir, dakikalarca gülüp eğlenirken muhabbete dahil olabilirim. Şimdi... O anlardan birisi değil... Hissiyatlarım kayboluyor. Sadece düşünüyorum. Bir kaç saniye belki, belkide bir kaç saat. Bilemiyorum...
Söz müzik : Ozan Zeren
Ozan Zeren - Slow Down (Imany)
Cover by Ozan-z
Yoksulluğun içine çekiliyorum, isteksizliğin, olumsuzlukların, en önemlisi amaçlarım varken amaçsızlığa sürükleniyorum. Her şey yolundayken bir an, bir kaç dakika duraksadığım da oluyor tüm bunlar. Hiç bir karmaşa, o dakika dikkatimi dağıtamıyor ve ben uzunca bir sessizliğe gömülüyorum. Etrafımda olup bitenlerden uzaklaşıp zamansızlığa yolculuk ediyorum. Arkadaşlarım konuşuyorlar, sadece başımı sallayıp onaylıyorum. Ne anlattıklarını biliyormuş gibi onları görüyormuş gibi.
Her defasında mutsuzluklardan bahsetmekten de nefret ediyorum. Negatiflikleri paylaşmaktan ne onur nede gurur duyabilirim. Hiç bir kimseyi bu duyguların içerisine çekmek istemem veya hiç birinizin beni dikkatle dinlemenize ihtiyaç duymam. Her şeyin çokta güzel gittiği anda sadece bir dakikalık düşüncelerim olabilir bunlar. Geçip gitmesine izin veririm. Ruhsal ihtiyaçlarımın düşüşüne engel koymam. OIması gerektiği kadar üzülürüm. Yaşayabildiğim kadar yaşarım.
Aslında hiç bir tarafını sevemedim bu şehrin. Ne hayran kaldığım kaldırım taşları nede huzur bulduğum sessiz kumsalları vardı. Kutular arasında yaşanan hayatları ve onların insanlarını da hiç sevemedim. Anlatmaya doyamadığım bir tarafını bulamadım veya görmedim henüz. Arasında sıkışıp kaldığım bir düzene beton. Ama öyle üzerinde eşsiz oyukları, şahane işlemeleri olan ve mukemmel sanat eserleriyle süslü sokakları dolduran değil dümdüz, hiç bir albenisi olmayan beton. Her günün sabahında " yine mi?" dedirten bir hayat bırakıyor bana. Insanların akıl oyunlarını çözmeye çalışırken daha cok yoran bir yaşam. Gözlerimi ağrıtıyor, binlerce saçmalıkla yüklü beynimi şişiriyor ve her bir zoraki adımda daha çok içine hapsediyor. Kafamın derinliklerine mutsuzluklarımı gömerken etrafımda dolaşan binlerce farklı surat dikkatimi çekiyor çoğu zaman. Yaşlı, sönük, genç, güzel, çirkin, gülen, üzgün, sinirli, tatlı, şirin, ekşi… vb. Yani son derece adaletsiz davranılmış bir yığın surat. Şehrin egolarıyla şişirilmiş olsalarda bu gibi durumlar da güzel olanlara bakmayı tercih ederim. Sadece kafamın içine anlamsız bir başka hikaye sokmak için, kendimi oyalamak için.
Çok kuvvetli bir takım kişiler, onu kandırmakta zorlanmıyorlar. Büyülü sözlerin içerisinde kaybolan göz bebeklerini ancak dışarıdan görenler fark edebilir. Öyle bir büyülendi ki, ben bir düşmanım artık. Oysa düşman kazanmak değildi niyetim, dost olmaktı. Asırlardır insanın, en büyük silahı beyin yıkayıp, kandırmak. Yine bu insan, silahını çekti ve bize doğrultuyor. O zaman o, bir mermi oluyor başımı hedef alan. Öldürüyor...!
Toplumun, haklarını savunması gerektiğinin farkına varması bizi, ötekileştirmeye çalışanların elbette ki uykularını bölecek. En olası durumdur ki köşe sıkışmışlar, ya daha çok saldırganlaşır yada daha çok uysallaşır. Bir toplumun lideri asla olamayacağının, sadece temsilcisi olduğunu anlatmanın maalesef ki en basit yolları kapatıldı. Etrafına duvarlar örülmek istenilen demokrasi anlayışı, en tepede ki söz sahibinin HALK olduğunu unutturdu. Biliyoruz ki ilk defa karşılaştığınız bu direnişin; içtiğiniz, tertemiz sular kadar net ve temiz olduğunun farkındasınız.
Psikoloji ne lanet şeydir aslında. Öyle bir şeydir ki psikoloji bir gitti mi geri gelmesi en zor olan şeydir. Bir bıraktı mı seni, ona buna lanet etmeye başlarsın. Aslında psikolojidir lanet olan. Bir kaybettin mi onu her şeyin hakimi sensindir, her şeyi yapabilen sindir. Uçabilen adamsındır. Senden kral adam yoktur. Seni terk ettiğini hiç bir zaman anlayamazsın psikolojinin, farkında bile olamazsın, Her şey sana olması gerektiği gibi görünür. İşte o zaman birileri sana bunu anlatır, söylemek ister, konuşmak ister, ama genellikle nafiledir. Böyle bir lanettir psikoloji. Böyle kör olasıca bir lanettir.
Toplumda her bir birey ayrı düşünür, farklı görüşleri vardır, olsa da olur olmasa da olurlara sahiplerdir. Bu yüzden, kimi zaman hakların ellerden alınması herkesi tek yürek yapmayabilir. İki ağaç oysa, insanın evidir doğasıdır, nefesidir, yaşamıdır, güzelliğidir ve sökülen iki ağaç her şeyi baştan yazdırabilir, bütün haklıları tek yürek yapabilir, basit iki tane ağaç değildir onlar artık bir semboldür kişisel hakların sembolü.
Ah sen psikoloji ne lanet şeysin. İnsana nasıl anlamak istiyorsa öyle dinletirsin. Sen yok musun psikoloji çok tehlikelisin.
"Yüz farklı ülkede yüz farklı çocuğum olsun" böyle hayaller üretebiliyorsak eğer, o zaman gerçek bir hayalperest olma yolundayız demektir.
Bilgi yoksulluğu, bizlere hayranlıklar duydurur. Bazen hiç duymadığımız kelimelerle büyülenebiliriz. Hiç görmediklerimize aşık olup ilk defa duyduklarımıza şaşırabiliriz. Böyle yaşamaktan da son derece mutluyuzdur üstelik. Hiç dokunmadığımıza inanırız. Doğamız gereği oyalanırız bir takım hokkabazlıklarla. Düşünürüz... öğreniriz...biliriz... yani böyle zannederiz. Sonuna kadar fakirizdir, elimiz ayağımızdan yoksunuzdur, körüzdür. Bu sebeptendir hayranlıklarımız ve o vakit her şey doğrudur.
Biz, karmaşalar içerisinde huzur aramaktan yorulan hayatlarımıza henüz yol gösteremezken düşünceler aslında basitçe önümüzden geçip gidiyor. Bir çoklarını aklımızda tutamadığımız enfes fikirler veya planlar ile beynimizi doldurup yaşıyor ve ölüyoruz.
Modern toplumun, ileri gelmiş görüşlerinde ben, bir hiç olarak varlığımı sürdürmekteyim. Bireysele inmiş hiç bir düşüncenin var olmayışı, bir takım kararları benim için önemsiz kılıyor. Onlar ne düşünüyor ve neleri hayata geçiriyor umursamıyorum. Benim için değerli olan, toplumun önde gelenlerini bir araya getirip beyin fırtınası yaptırmaz veya hiç bir düşüncem onlara yön vermez. Zaten böyle bir niyetim de hiç bir zaman olmazdı. Genele uygulanan reklam politikasının, gösterişlerin ve oyunların yapaylığını fark etmem çok zor olmadığından, ne kadar da önemsiz olduğumun gerçeğiyle yüzleşmem de bir o kadar kolay.
Sonuç olarak, gerçekleşen sahne oyunları ne benim ne de senin içindir. Bu sebeple bunun böyle olduğunu zannederek yaşayanlar, imrenilesi bir dinginliğe sahipler.