her şeyin bağırması gerek, madem değişiyoruz değişmek acı vermiyorsa ne işe yarar zaten yormuyorsa bir kuzgun göğü, kanat niye?

★
Keni
No title available
$LAYYYTER

pixel skylines

PR's Tumblrdome
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Alisa U Zemlji Chuda
wallacepolsom
Xuebing Du
Today's Document
Cosimo Galluzzi
cherry valley forever
YOU ARE THE REASON
tumblr dot com
Lint Roller? I Barely Know Her

izzy's playlists!
almost home
AnasAbdin
taylor price

seen from United States

seen from Mexico
seen from Mexico
seen from United States

seen from Japan

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
@papatyalarinalaskasi
her şeyin bağırması gerek, madem değişiyoruz değişmek acı vermiyorsa ne işe yarar zaten yormuyorsa bir kuzgun göğü, kanat niye?
Bu cihanda kendime yer açamadığım günlerde
Sadece nefes aldığım için bile “varım” diyebileyim istiyorum.
Hiçbir şeyi kanıtlamadan, anlatmadan, düzelmeden.
Yorgunum. Ama yorgunluk da yer hak eder.
Bu koca dünyada küçük bir alan istiyorum:
Kimsenin beni düzeltmeye çalışmadığı,
Kendi kendime kızmadığım,
Varlığımın sessizce kabul edildiği bir alan.
Orada biraz kalmak istiyorum.
yıllar önce hayal ettiğim hayatı yaşıyor olmak çok güzel. küçükken çok kez büyük gibi davranmak zorunda kaldığım için şimdi o günleri telafi ediyorum. istediğim yerde istediğim kişi olmaya varım!
dipnot: yine de napoli sokaklarında gece çıkamayacak kadar da korkağım yapacak bir şey yok:(
eskişehir’e ilk defa gitmiş olmama üzülüyorum ama sonunda gittim, bayıldım,
hiç durmadan dokuz saat araba kullandı. kendi içine bir yolculukta. kendi derinliklerine varmak isteğinde. üstelik yirmi yaşının verdiği doldurulması olanaksız kaygının dayanılmaz baskısı altında. (ama kırk yaşımda olan ben neden bitirmiyorum kendi içime olan yolculuğumu) ama bitirme, bitirme. insan yirmi yaşında ya toplumun akılla bağdaşmayan düzenine girer ya da var olur. uyum istemiyor, var olmak istiyor. gidiyor. sınırları zorluyor. ben de gidiyorum. henüz uyum duyacağım hiçbir şeyle karşılaşmadım.
Ne olmak istediğimi bilmiyorum ama ne kalmak istediğimi çok iyi biliyorum. Ben insan kalmak istiyorum. Doğduğum günkü gibi temiz ve duru olmak istiyorum. Kötü düşüncelerden ırak, saf duygularla bezeli bir insan hayal ediyorum. Sonra diyorum ki sen iyi olsan ne çıkar, çevrendekiler kötü olduktan sonra. Üzüm üzüme baka baka kararır da kalp kalbe bakarak kararmaz mı? Tek başına iyi olmak yetmez. Hem onlarca kötülük içinde iyi olan da sevilmez. Kötü kalplilerin iyi kalplilere tahammülü yoktu. Ya onlar gibi kötü olacaksın ya da yok olacaksın.
Bu zamanda insan kalabilmek ne büyük meziyet.
bir şeyin bittiğini tam ne zaman anlarız, nasıl karar veririz ki? bi şey hiç tam olarak biter mi bitebilir mi? bitemez, diş macunlarının sonu kalır mesela, yine de atarız. yani bi şeyin bitmeyen kısmının artık önemsiz olduğuna karar verip bitmiş saydığımız ve çöpe attığımız o ana nasıl karar veririz? nasıl bileceğim bu ilişkinin hangi noktasındayım, bi sıkımlık diye diye ne kadar daha uzatıyorum ömrünü? yoksa emek verip ilmek mi örüyorum bütünü oluşturmaya? nasıl bileceğim ki bunu?
dünya, yeni değerlerin bulucularının etrafında döner; görülmeden döner. oyuncuların etrafında ise halk ve şöhret döner; dünyanın seyri böyledir.
“you crave the applause/ you hate the attention”
beni acıya çağırma gelmem
siyah siyah ne varsa etraflıca düşünüp
vıcık vıcık aşklara, savaşlara çağırma
karnım tok benim
beni doluya çağır,
boşa çağırma gelmem
bazısına dayandı da çoğundan yandı dilim
beni dargınlığa çağırma
kedere, hüzne çağırma gelmem
alkolle sıvanmış dudaklarından dökülen kara
sen boyuna yort savul diyorsun
ben kavga kıyamet bilmem
ben kendimi dar atmışım sen geri dön diyorsun
beni hayal kırıklıkları toplamaya çağırma
yaşamakla meşgulüm
gelmem
"herkeste bir parçam kaldı / ve birleştirilince ben çıkmadım ortaya"
“bir fotoğrafta ne kadar mutlu görüneceğini bile bile hiç olmamak o fotoğrafta, şimdi gidip çalsan açılacak bir kapıyı hiç çalmamak. soruları silemeyecek cevapların sorularını hiç sormamak..”
her gün yağmur yağmasa güzel yersin aslında Hamburg..
kimselere gitmiyorum artık, kimseden de kaçmıyorum. yolumda yürüyorum ve ancak denk geldiklerime eşlik ediyorum. hiçbir yerde kök salacak kadar kalmıyorum ama koşmuyorum da hiçbir yere istekle. yürüyüşümün tadını çıkarmaya çalışıyorum. yeni yüzler görmeye, duymadığım fikirleri öğrenmeye ve hiç anlatılmamış hisleri bulmaya çalışıyorum. biri olmaya çalışmayı bıraktım,
vicdan, insanın kendi içine kendi elleriyle yerleştirdiği bir köle ağasıdır. onu, kendisine ait olduğunu sandığı isteklere göre hareket etmeye yöneltir, oysa bu istekler, aslında dıştan gelen toplumsal taleplerin içselleştirilmesidir. sert ve acımasızdır, insanın bütün yaşamını gizemli bir günahın kefareti haline getirerek, zevki ve mutluluğu yasaklar.
“insan bir yere gitmez, her şey insana gelir, yarın gibi.”
Göğe tırmanıp güneşi zapt etmek isteyenlerin ulvi mirasını taşıdığını iddia edenlerin dillerinde yanlı sessizlik ve boyunlarında meramını kaybetmiş bir yolculuk hikayesi. Oysaki güneşe yolculuğun nihayetinde mutlak kişisel özgürlük, yaşam hakkının kutsallığı, insanın insan olmaktan doğan hakları, temel hak ve özgürlükler, onurlu yaşam, eşitlik, kadının özgürleşmesi gibi hülyalar vardı.
Ve Nazım’ın “akın var/güneşe akın!/güneşi zapt edeceğiz/güneşin zaptı yakın!” dizelerinden başka
“Anamız, avradımız, yârimiz. Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen. Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız” dizeleri de vardı.
Meydanlara kadınlar çıktı, sofrada öküzden sonra gelen yerine itiraz için. Biz de varız demek için. Haksızlık nerden gelirse gelsin karşısındayız demek için. Mahallelerin bendinden yükselen feveranda tek sesli efrat “Bir kadın, hudutları çizili mahalleye biatla muteberdir. Yaptıkları, eyledikleri güzel de olsa, mahallelinin nazarında keenlemyekündür.”
Efradın yeni ceketinin gizli cebinden köhne çağların pervasız sözleri dökülür. Ne de olsa her mahallenin yobazları diğerlerine benzer zamanla. Güneşi zapt edenlerden geriye kalanların havada sallanmaktan yorgundur ayakları. Zulüm karşısında susmuş dilleri. Oysaki kadınların mücadelesini eviyle, çocuğuyla, eşiyle, mahallesiyle sınırlayanların karşısında kadınların kan göllerini kurutacak elleri, yeni bir dünya kuracak kadar güçlü sesleri vardır.
Türkan Elçi