"Sevgisizliğe karşı nasıl bi kalkan kurdun ki içinde, seveni görünce itiyorsun?"
YOU ARE THE REASON
The Bowery Presents

@theartofmadeline
Xuebing Du
I'd rather be in outer space 🛸

Discoholic 🪩

shark vs the universe

No title available
Today's Document
One Nice Bug Per Day
h

Jar Jar Binks Fan Club
Lint Roller? I Barely Know Her

Love Begins

gracie abrams
Sade Olutola
Show & Tell
he wasn't even looking at me and he found me
Misplaced Lens Cap
Keni

seen from United States
seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Belarus
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Vietnam
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Chile
seen from China
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Indonesia
seen from Ecuador

seen from Türkiye
seen from Italy
seen from United States

seen from China
@papatyaniinahi
"Sevgisizliğe karşı nasıl bi kalkan kurdun ki içinde, seveni görünce itiyorsun?"
ruhun acı çekerken ve sen bunu fark ettirmezken yüzünü güldüren biri olmalı hayatında.
kimsenin peşinden koşmayınca hayat daha gerçekçi, daha görünür hâle geliyor.
önce araya mesafe girer, sonra zaman. uzaklaşırsın yavaş yavaş. değer vermek, değer vermiş olmak -bir zamanlar- kurtarmaz seni bu sondan. bir gün bir bakmışsın unutmuşsun. herhangi bir zaman diliminde onu hatırlatan bir şeyi, belki bir sözcüğü duyarak farkına varırsın unuttuğunun da. hayatında anmadıkça onu silikleşir anılar birer birer. zihnin o anı köşesine atılır. üstünde tozlu bir çarşaf. birçokları gibi. gitmez, bitmez dediklerin gibi.
herkes yangınımdan kaçarken; o, yangının içinde sıkışmış olan beni gördü. korkma dercesine baktı. her hareketini beni düşünerek attı. belki de bundandı böylesine güvende hissetmem. mantıksızdı hiç tanımıyorken. bi bakışı korkmamamı nasıl sağlıyordu gerçekten? giyindiğim zırhlar yerlere dökülüyordu onunlayken. bu hiç alışılmamış bir şeydi. geçmişten kalmış bir yaramla tanıştırdı ve gitti. gidince de geriye sadece bıraktığı güzel his ve boşluk kaldı..
hayata yetişmeye çalışırken kalbimin bana yavaşlamam gerektiğini hatırlattığı bir süreçten merhaba.
bir yanım geleceğini şekillendirmek için uğraştı. bir yanım geçmişin izlerinden, hislerinden kurtulmaya çalıştı. bir yanımsa şu anda, yaşadığı zamanda nefes alabilmeye çalıştı.
kafada onlarca düşünce, aynı anda çözülmeyi bekledi. ne kadar başarılı olabildim tartışılır ama vazgeçmedim. hâlâ bir savaşın içindeyim. geçmiş, şimdi, gelecek üçgeninde kayboluyorum zaman zaman. tek fark canımı acıtmıyor oluşu.
yakın geçmişim güzel hissettiğim duygularla doluydu ve geri gelmeyeceğini kabul etmeye çalıştım.
şu ânım nefes almak için alana ihtiyaç duydu ve bazen evden koşarak kaçtım.
geleceğim nefes alabilmem için bir araçtı ve ben hedeflediğim şeye kavuşmayı çok istedim.
uzun zaman sonra ilk defa ufak bir umut doğuyor içimde. çabaladığım sürece iyi şeyler beni bulacak diyorum. belki önce önüme engeller çıkacak ama sakin kalıp çözüme ulaştıkça bir bir kaybolacak o engeller. ve benim istediğimden daha iyisi beni bulacak. inanıyorum. yaşayabilmem için, hayata devam edebilmem için inanmak zorundayım. inanmazsam pes ederim ve pes etmek için henüz çok erken.
yeniden başlıyoruz. sıfırdan değil, tecrübelerle. umutsuz değil, inançla. duygusuz değil, duygularını ortaya çıkaran geçmişe minnet duyarak. yeniden başlıyoruz..
sanki kendi hayatıma mola verip, bir başkasının hayatını yaşamışım gibi bir zaman geçirdim. güzel duygular olduğu kadar hüznü de dibine kadar hissettim. duygusuzdum oysa ben, bu sebepten sanki başka bir hayatta gibiydim zaten.. şimdiyse bana verilen süre bitti ve kendi hayatıma dönmem gerek. dönmem zor oluyor, sevmiştim o hayatı, bir şeyler hissedebilmeyi.. bana iyi geldin, kendime güven kazandırdın insanların motive edişi sayesinde.. teşekkürler depo.
bazen en ihtiyacın olan zamanda biriyle tanışırsın. bunu tanıştıktan sonra anlarsın. yüzüne bakarken nasıl hissettiğini anlamak için bakar. sonra gider. kısa dönemde var olacağını bile bile bağlanmaktı tüm mesele. öyle gelip geçmişti belki ama en ihtiyacın olduğu zamanda var olması yetmişti gönülden bağ kurmana. sadece.. alışmamalısın. sende eksik olanı hissettiriyor diye bu kadar çabuk bağlanmamalısın. çünkü hayatında hep olabilecek bi kriteri zaten yoktu en başından. bile bile ateşe yürümek. zarar vereceğini bile bile yürümek. geride bırakmalı tam şimdi işte. hayat ilerlerken, geride kalması gereken, geçmişte en güzel anı olarak kalabilmeli.
"hayatımdan geçmedi, sadece uğradı de"
geçmiş geçmişte kalmalı. anılarıyla, insanlarıyla. yaşanan yaşanmış, hissedilen hissedilmiştir vaktinde. geleceğe odaklanmışken şimdi, ayağına takılmamalı geçmişin izleri.
ilk defa nefret ettiğim şey kendim değilim. bu sefer tüm nefretimi kırgınlığım besliyor. hayata kırgınım. ışığını kaybeden gözlerime kırgınım. duygusunu yitiren kalbime kırgınım. ruhuma değil. beni ben yapana değil. en masum benim çünkü bu sefer. hep bendim aslında. fark etmem uzun zaman aldı. nefretim, kırılan yerlere doldu. boşluklar nefretle doldu. her parçaya biraz nefret bulaştı. her parçaya. biraz.
sanki hayat mutlu olduğum her ânın cezasını çekmemi ister gibi ardından bir acı yolluyor.
ve bu durum daha çok can yakıyor.
öleceği güne kadar hapis kaldığı bu dünyada vakit geçirmeye çalışan birine dönüştüm. tek yaptığım günü bitirmek. bir amaç edinemeden, hayal bile kurmaktan aciz biri oldum. ölümlerin çokça gerçekleştiği bu çevremde yas tutma sürecim belki de. birinin yası bitmeden bir diğerinin yası eklenince.. insan yer edinemiyor bu dünyada. zaten gidecem, ne gerek var kafasına giriyor. öncelerde de demiştim hep. ölüm kalana acı verir. varlığıyla bir oldukların yok olunca sen de yavaş yavaş yok oluyorsun. duyguların bitiyor bir bir. hislerin yok oluyor bir bir. yas tutmak diyorlar buna. alışamadığın bu döngüye. nereye baksan bir anısını gördüğün kişiyi toprağın altında bırakmak zor geliyor. ayrılmak zor geliyor. öylece bakıp burada mı yatıyor şimdi diye sormak zor geliyor. sen gidiyorsun ama ruhun orada kalıyor. kabullenmek zor geliyor. eksiliyorsun. hayattan eksiliyorsun. attığın adım eksiliyor. aldığın nefes yetmiyor. her şey bir bir bitiyor. günlerimiz tükeniyor. bir gün hiç hatırlanmayacak bu günler. değerini bir bir yitirecek hatıralar. tıpkı sen gibi. sıra sıra. elbet bir gün.
öğreniyorum, canım yandıkça. acımı, acıma sebep olanla yaşadıkça atlatıyorum. ya da öyle mi sanıyorum? aynadaki yansımama bakıyorum, gözlerime değil. dudaklarımda tebessüm yer ediniyor, görüyorum. gözlerim, gözlerime bakamıyorum. baktıkça yaşlar süzülür tebessümümün aksine, biliyorum. aynayı kırıyorum, gözlerimin içine hapsolmuş ruhum misali. ellerime bakıyorum, tebessümüm büyüyor. tüm hiç oluşlarım yaralarımdan damla damla akarken. acıyorum, en çok da köşeye sinmiş çocukluğuma. ağlaması duyulmayan bir çocuğun nefretinden beslenirmiş akıp giden zaman. ve elbet bir gün dururmuş zaman, nefretiyle var olanı yitirdikçe.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
uzak kalmak işe yarar mı kalbinden silmeye?