bir kaşık yalnızlık, "soluk mavi nokta" ve ben.
Ünlü alman yazar Johann Paul Friedrich Richter demiş ki "Yalnızlık güçlülerin kaderidir. Zayıflar her zaman kalabalığa tutunur". Onlar bu olguyu genetik kodlama veya dinlerin bize dayattığı "toplu yaşam tarzı" olarak açıklasa da ben biyolojik mecburiyet olarak görüyorum bunu. Tamam kabul ediyorum - toplu şekilde geliştik, ısındık, avlandık, medeniyet kurduk. Ama belirli bir yerden sonra her şey gibi bu düzen de amaç olmaktan çıkıp araç olmadı mı?. İstediğimiz kıvama gelmedik mi sizce de?. Sürekli sorup duruyorum kendime - "daha ne kadar birilerine hizmet edeceğiz?". Bireysel yaşama geçmenin zamanı geldi de geçiyor. ben ufaktan bunun altyapısını yapmaya başladım bile.. Birkaç tane ufak tefek şeyler var onları da çözüp tamamen gözden uzak hayat sürmek istiyorum. Ben buna bir nevi büyük devrim olarak bakıyorum. Jiddu Krishnamurti "Zeitgeist Addendum" belgeselinde diyor ki "İnsanlığın düşünüşüne radikal bir devrim fikrini getirmenin ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. Bu kriz bir bilinç krizidir. Öyle bir kriz ki; eski kuralları eski şablonları, eskiden kalma gelenekleri artık kabul etmiyor. Ve,dünyanın bugünkü haline bakınca, bunca sefalet, çatışma, yıkıcı zulüm, saldırganlık, vesaire… İnsanlık,hala eskiden olduğu gibi. Hala zalim, can yakan, saldırgan, aç gözlü, rekabetçi ve inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurulu.". İnşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurulu cümlesi anlattığım yalnızlık devriminin fitili oldu aslında. Son yıllarda global olarak bize pompaladıkları "az bekleyin daha da iyi olacak" yalanını da kesinlikle kabul etmiyorum. Ne cehennemin ateşinden korkuyorum ne de cennetin şaşaalı anlatımları beni etkilyor!.
Soluk mavi noktayı gördün mü?
14 Şubat 1990 tarihinde Voyager I aracından kaydedilmiş yaklaşık 6 milyar km uzaklıkta olan Dünya`nın fotoğrafı.
Ne görüyorsun? Ben hiçbir şey.. Aynı şekilde kendimize de bu perspektiften bakıp iyi şeyler görmüyorum. Bu yüzden de tası tarağı toplayıp gitmenin tam zamanı.















