ÇAY VE FİLOZOF!
Sokrates bir gün "Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez," demiş.
Fakat biz modern insanlar olarak bu sözü, "Hayatı sorgulayacak vakti nereden bulayım, işler güçler bitmiyor!" diye yorumlamayı tercih ediyoruz.
Hayat öyle bir hızla akıyor ki, sorgulamayı bırakın, yaşayıp yaşamadığımızdan bile emin değiliz.
Kim bilir, belki de bu yüzden Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım,” diyerek varlığımızı düşünceye bağladı.
Ama bir yandan da düşünmenin insanı yorduğunu fark edince, "Acaba çok düşünmesem de var olabilir miyim?" diye içten içe sormak istiyoruz.
Nietzsche, “Hayat, yaşanacak bir şey değil, aşılacak bir şeydir,” derken belki de modern insanın tükenmişliğini yıllar öncesinden görmüştü.
Çünkü biz hayatı aşmak şöyle dursun, kredi kartı borçlarını aşmaya çalışırken bile tökezliyoruz.
Bir filozofun sözünden yola çıkıp kendimize dair bir şeyler bulacağımız yerde, hayatın en derin sorusunu Google’a yazıp "Kolay yoldan nasıl zengin olunur?" gibi aramalar yapıyoruz.
Epiktetos, “İnsanı mutsuz eden şey, olan biten değil, bunlar hakkındaki düşünceleridir,” diyordu. Ama Epiktetos sosyal medya görseydi, mutsuzluğun düşünceden değil, algoritmadan kaynaklandığını fark ederdi.
İnsanlar, hayatın anlamını bulmak yerine, kendi hayatlarını başkalarının filtrelenmiş mutluluk pozlarıyla karşılaştırırken kayboluyor.
Bir kahve eşliğinde kitap okuyan birinin fotoğrafını görünce “Ben niye böyle entelektüel değilim?” diye üzülmek, bu çağın ironik trajedisidir mesela!
Schopenhauer, “Hayat, arzularla dolu bir sarkacın acı ve sıkıntı arasında sallanmasıdır,” diyerek biraz sert konuşmuş olabilir.
Ama hak vermemek elde değil. Tatilde sıkılırız, çalışırken tatili özleriz. Bir şeyi alana kadar heves ederiz, aldıktan sonra kıymetini bilmeyiz. Bu kadar sallandıktan sonra insanın en azından “duran bir zihin” araması doğal değil midir?
Hayatı daha da karmaşıklaştıran ise Camus’nün “Hayatın anlamı yoktur ama yaşanmaya değer,” sözü.
Bu cümle, insana bir umut ışığı gibi gelir, ama aynı zamanda kafamızın içinde bir tartışma başlatır.
Madem bir anlamı yok, neden sabah erken kalkıyorum?
Neden faturalarımı ödüyorum?
Belki de hayatın anlamı, bu soruları sormaktan keyif almaktır, kim bilir.
Peki, bütün bu filozofların ışığında insan ne yapmalıdır?
Önerim şudur: Hayat hakkında çok fazla düşünmekten kaçının, ama hiç düşünmemek gibi bir lükse de kapılmayın.
Sokrates’in dediği gibi sorgulamak güzel, ama bazen sorgulamayı bırakıp namuslu bir çay içmek de hayata dair bir zaferdir.
Hayatı bir anlam bulmak için değil, anlamı yaratmak için yaşayın.
Çünkü nihayetinde Aristoteles’in de dediği gibi, “Mutluluk, eylemdir.” Belki de yapılacak en iyi eylem, kendi hayatımıza ironik bir tebessümle bakmayı öğrenmektir.
Çay var mı çay?














