bir şeylere açılmak, bir yerlere koşmak, dünyayı kavramak istiyorum. dünyanın bize yaşatılandan, öğretilenden daha başka olduğunu seziyorum.
-Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri

Origami Around
Three Goblin Art

❣ Chile in a Photography ❣
d e v o n

No title available
🪼

JVL

Product Placement

@theartofmadeline
Stranger Things
h
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Love Begins
No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

ellievsbear
Alisa U Zemlji Chuda
noise dept.
I'd rather be in outer space 🛸

#extradirty

seen from Singapore

seen from Mauritius
seen from Iraq
seen from Mexico

seen from Iraq

seen from Iraq

seen from Iraq
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Singapore

seen from Canada
@purnefes
bir şeylere açılmak, bir yerlere koşmak, dünyayı kavramak istiyorum. dünyanın bize yaşatılandan, öğretilenden daha başka olduğunu seziyorum.
-Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri
su gibi dediler. akıp gider, anlamazsın bile. bilemem dedim. binlerce saat, dakika ve saniye geçti kafamdan. uzun dedim. üstelik kolay değil. geçmesi, gitmesi ve geride kalması bazen hiç kolay değil. yakındığım şeyler, arzuladığım şeyler ve korktuğum şeyler. şimdi hepsine bir an kadar yakın olduğumu duyumsuyorum. zamanın bazen çok zor aktığına şahit olmuştum. artık akmadığına da. hep aynı akan zaman, aslında akmayan zamanmış meğersem. dünle aynıysa bir gün, değişen sadece bir sayıymış. hayatta kalıyorum. güneş doğuyor, bir ara balkonuma vuruyor ve gözden kayboluyor. ışıkları açma vaktidir deyip karanlıkta oturmaya devam ediyorum. sonra "kendimi mi öldürsem, yoksa bir fincan kahve mi içsem" saatine geliyorum. ve yine kahve içiyorum. fakat o iç sıkıntısını daha iyi anlatan cümle yok. sarı ışıklı bir oda var hayalimde. hep sıcak. uzun tavanlı yeşile bakan bir oda. kedi oynuyor içerde. bense artık yarım değilim. tamda değilim belki -çünkü tam olunmaz-. ama artık daha fazlasıyım. gülüyorum mesela ve kısık sesle değil. ağlıyorum ve saklamadan. bunları kasvetli odamda düşünüyorum. bu dünyada kapladığım küçücük hacimle, büyük düşler kuruyorum. zaman hala akmıyor. yaşlanıyorum ama akmıyor.
bir düzlük arayışındayım. bu engebeli yoldan, başımın üstünde yağan buluttan, su geçiren ayakkabımdan ve yolun bitmemesinden şikayetim var. çamurlardan, çukurlardan, düzlüğe ne zaman ulaşacağımı bilmemekten şikayetim var. hayat beni hamur gibi yoğuruyor, şeklimi, tavrımı, yalnızlığımı ve kalabalığımı alıp birbirine katıyor bir damla suyla. bu bir dönem demek istiyorum kendi saçımı okşar gibi. geçecek öyle yada böyle demek istiyorum. içimdeki o avutan tarafım akmıyor ama damlıyor.
just a regular day in frankfurt
epeydir yokum burda, ama nerdeyse dijital günlük gibi bir arşiv olmuş profilime baktığımda. her bir satır, resim ve şarkı beni geçmişe götürüyor sanki zaman tünelindeymişim gibi. hayatın ne kadar hızlı geçtiğini her şey gibi sosyal medya da vuruyor yüzümüze. ama iyiki paylaşmışım diyorum. bu sayede yıllar sonra kendime ilham olabiliyorum.
some sculptures i have witnessed lately.
diyecek bir şeylerim var elbet. sustuklarım var içimde ki çığlıklara rağmen. yolunda gitmeyen her şey için, beni bırakıp gidişin için, yalanların ve sakladığın her şey için soramadığım bir hesap var. içimi rahatlatamadığım kocaman bir ilişki. biteceğini ön görürdüm de, böylesini hayal etmemiştim. bir yanım geri dönüşü yok diye boşvermeye çalışıyor, bir yanım hesap sor soru işaretin kalmasın diyor. harika bir çelişki.
içim soğumalı bir an önce.
geçmişin bu kadar aklıma gelmesinden hem mutlu hem mutsuz nasıl olabiliyorum diye düşündüm. mutluluklarım, acılarım, pişmanlıklarım, anılarım, artık görüşmediğim onlarca kişi. dolu ve renkli günler. evet arkamda kaldınız ama hayatıma dokundunuz bir şekilde. bahçemde birer çiçek olarak yer aldınız, bazılarınız zamanla kurusada. hepiniz farklıydınız. geride kalmanıza üzülsem de, hayatıma kattıklarınızla her zaman bir yeriniz olacak bahçemde. iyi de hatırlasam kötü de. ordaydınız ve dokundunuz toprağıma.
sizi bildim ve bileceğim.
ama niçin beni kabahatli zannettiler? kendilerine asla vaat etmediğim, sadece kafalarında yaşattıkları bir şeyi vermedim diye mi?
demiş Sabahattin Ali.
yeni bir sayfa açıyorum şimdi kendime. yeni sayfama eski kalemimle yeni sözcükler yazıyorum. harflerim aynı. imla kurallarım da. ama değişen pek çok şey olacak. pek çok güzel şey. umuyorum ki.
hayatımda ki varlığını sorguladığım sen, yanımda yürüyorsun. ama aramızda mesafe var. el ele değiliz. arada birbirimize bakıp gülümsüyoruz. her şeyin güzel olacağına inanmışız da, birbirimize pek inanmamışız. sevgimizin doğruluğuna ve büyüklüğüne inanmamışız mesela. bunu gülüşümüzdeki burukluktan anlıyorum.
konuşurken konu susmaya geliyor. daha fazla konuşmayalım ki son bugün gelmesin. ertelensin olabildiğince. hem belki düzelir, her şey güzel olur dimi. çok mutlu oluruz. bu umuda tutunalım yine. tutunalım ki şuan düşmeyelim. belki sonra.
ama
bugün
değil.
başka şarkılar dinliyorum şimdi. başka gözlere başka bakışlar atıp başka türlü konuşuyorum. düşündüklerim başka. hislerim başka. sevişim bile başka. tabi insan değişir, insan büyür, insan öğrenir.
ama bu başkalaşma benim boşvermişliğim mi yoksa daha fazla önemsemişliğim mi. bilmiyorum.
bu şarkının esiriyim. ve benle birlikte sende.
dalgasız bir denizin içinde cesurca yüzüyorum. beni alıp götürecek yada alaşağı edecek bir şey yokmuşçasına. bunun boşvermişlik ve yarını fazla düşünmeden yaşamak gibi getirileri -yada götürüleri- var. ama bir şeyler hissetmek istiyorum. beni yükseltecek ve hayatıma anlam getirecek bir şeyler. kimseden saklamadan ve hatta haykırarak yaşayacağım bir şeyler. denizime dalga getirecek ve sırf izleyerek yada sesini dinleyerek beni kendine bağlayacak bir şeyler. aradığım sözcük ne? tutku mu. enerji mi. aşk mı. her neyse o işte.
adını koyarsam beni yıkacağını bildiğim duyguları itebildiğim kadar geri itiyorum. özlemini duyduğum ve yaşamak istediğim her şeyi, mantığımla kendime yasaklıyorum. üzücü olansa, bunu gerçekten böyle olması gerektiği için yapıyor olmak. öbür türlüsü çok daha güç olacaktı çünkü benim için.
gitmek fiilinin tüm yıkıcılığını hissederek ve tüm anılarımızı derinlere bırakarak, gidiyorum. seni ve bu şehirdeki tüm varlığımı, izlerimi, gülüşlerimi, depresifliğimi geride bırakarak, gidiyorum. sanki bu evde yaşlanacakmış gibi yaşadığım bu evi ve balkonumun çocuk gülüşlü manzarasını bırakarak, gidiyorum.
gidiyorum.
nasıl da.
ustalara saygı kuşağında bu yıl: Şener Şen ve Genco Erkal.
2019 nilüfer tiyatro festivali kapsamında gelen oyunlardan gidebildiğim 2si. zengin mutfağı ve merhaba.
yıllarını oyunculuğa adamış, sanatın en öndeki temsilcileri onlar. bayrağı tutanlar. Genco Erkal'ın o iğneleyici ve kinayeli üslubunu, Şener Şen'in sahnedeki bitmeyen enerjisini canlı canlı izlemek, unutamayacağım bir deneyimdi.
yaşlarına rağmen sahnedeki canlılıklarını, sanata ve tiyatroya olan içten bağlılıklarını oturduğum yerden hissetmek, oyunculuğun verdiği hazzı, seyircilerle iç içe olmanın verdiği doygunluğu ve işini severek yaptıklarını görmek beni hem hayran bırakıyor hem de biraz üzüyor. üzmesinin onlarla bir ilgisi yok tabi. bir zamanlar benimde severek yaptığım ve bana unutulmaz anılar bırakan tiyatro, her zaman içimde sevgin kalacak ve daimi olarak destekçin olacağım. ne mutlu tiyatroyu sevenlere!
yolunda giden bir şeylere ihtiyacım var. mutlu edecek bir şeylere. her şeyi unutturacak bir şeylere.