Miniatures by Chiisana Shiawase on Instagram
Follow So Super Awesome on Instagram

Discoholic 🪩

JBB: An Artblog!
KIROKAZE
tumblr dot com

Origami Around

❣ Chile in a Photography ❣

★
YOU ARE THE REASON

Kaledo Art

ellievsbear

blake kathryn
Not today Justin

titsay
No title available

#extradirty
Keni
Cosimo Galluzzi
Game of Thrones Daily

roma★
$LAYYYTER
seen from Türkiye

seen from United States

seen from Netherlands

seen from Argentina
seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Ghana

seen from Poland

seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@romanfasisti
Miniatures by Chiisana Shiawase on Instagram
Follow So Super Awesome on Instagram
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
aynı anda iki yerde olabilseydim, şuan iki kez yanındaydım.
(via tugbakarademir)
“Biraz hava alma ümidiyle başını pencereden çıkardı ama sorun içeride değil içindeydi.”
duygular da yanılır.
Creative Teabag Designs For Tea Lovers
“Bizi de üzdüler ama biz oturup aslan gibi, akşam için taze fasulye yaptık.”
bu kez de limon kabuğu yiyerek ağlıyor gibi
“İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük.”
fütursuzca cennet mahallesi izliyor kikirdiyor hukuk çalışıyorum ve aynı odada nefes almak zorundayız.
ben böyle olacağını bilmiyordum.
haftamı planlamaktan beynim soldu
Yalnızlık yorucu bir kuruntu.
“Sevgilin yok, derdin yok” görüngüsü ancak 6 ay konfor veriyor, sonrası yine yorgunluk. Yalnız olmadığın süreçte yorgunlaştığın için temiz hava teşkil ediyor düşüncesiyle, derin bir nefes alabilmek adına yalnızlığa tutunuyorsun ama o da yoruyor bir süre sonra, yorgunluk insanın doğasında süreğen. Ama nasıl mı yoruyor? Nasıl mı başarıyor yalnızlık? Yalnız insan bilir, yalnız insan anlatır:
Uzun süre ilişkisiz kaldığında mutluluğunu da, üzüntünü de, öfkeni de, geri kalan tüm duygularını da kendin yükleniyorsun. Omuz yoruluyor omuz, devamlı sevdiğinin kafasını taşıyarak yorulma inisiyatifi varsayım olarak da olsa bir köşede asılı dururken. Güzel bir gelişme mi oldu? Kendin seviniyorsun. Öfkeli misin? Kendin geliyorsun üstesinden. Üzücü bir şey mi yaşadın? Sana “bak ben varım, ben hala varım, ben hep senin yanındayım” diyemeyen bir yastığa sarılmakla noktalanıyor sonun. Oysaki en güzelinden en berbatına kadar tüm duyguları dört omuza paylaştırmak yük hafifleten bir şey. Öfkelendiğinde ona bağırmak, ona bağırdığın için üzüldüğünde üzüntünü yine ona dile getirmek, güne güzel bir giriş yaptığında içindeki enerjiyi ona gönderdiğin bir “günaydın” mesajı ile ikiye bölmek yük hafifleten şeyler. İnsansın ve içinde bir yerlerde “sevesini” biriktiriyorsun; sevip boşaltmak, sevilerek içinde gün geçtikçe azalan “sevilesini” şarj etmek, bunu kendi kendine başarmaya çalışmamak, bunlar hep yük hafifleten şeyler.
Bulutları incelediğinde mesela, içinden “of ya hû, nasıl güzeller” deyip kafanı yere eğmen başka bir şey, o güzellikten yola çıkarak birini anımsaman ve o güzellik vesilesiyle hemen o kişiye ulaşman - falan - başka bir şey. Arkadaş başka bir şey, sevgili bambaşka. Hepimiz biliyoruz ve hepimiz hissettik, 8 arkadaşınla bir masada fokur fokur kaynattığın halde masa altından elini tuttuğun bir yar yoksa yanında, yalnızlaşabiliyorsun. Yalnız hissedebiliyorsun, yorulabiliyorsun; yüklerini istediğin kadar arkadaşlarınla da paylaşadur. Çünkü demiş ya adamın birisi “Sen açık renkli Acem halısısın, yalnızlık ise çıkmayan Bordeaux şarabının lekesi,” gerçekten dışarıdan bakıldığında göründüğünden şüphelendiğin, lekeyi andıran bir surat ifadesi oluyor yükünün çok olduğu zamanlarda, bir bakış oluyor, bir ses tonu belki.
Geçenlerde bir gün hava hem penceremi hem de balkonumun kapısını karşılıklı açıp içeriye esinti doldurabileceğim kadar güzel ve yumuşaktı. Esitinin orta yerine oturup kitap okumaya karar verdiğimde kendi adıma çok üzüldüm. İnsanın kendi kendinin kafasını okşayasının gelişi bir yüktür. Huzurluydum ama huzur bazen yüktür. Huzur da paylaşılması gereken bir yüktür. Esintinin ortasına oturulup bir kitabı dört elle tutarak okuyabilir, birimiz sayfayı tamamlayıp sayfayı çevirmeye yeltenince “ya dur ben bitirmedim” diye kızılabilirdi. Bi’ nebze sürtüşüldükten sonra mızıkçılık yapılıp kitabın kapağı kapanabilir ve tatlı tatlı öpüşülebilirdi esintinin ortasında. Bu istekler yüktür. Benim de işte, “-ebilirdi” ve “-abilirdi”lerim yüktü. Oracıkta yoruldum.
Yorgunluk işte, belireceği varsa her koşulda beliriyor;
Sen git, yoruldum. Hadi artık gel, yoruldum. Sonra yine, sonra bir daha, hep.
“Hepimiz biliyoruz ve hepimiz hissettik, 8 arkadaşınla bir masada fokur fokur kaynattığın halde masa altından elini tuttuğun bir yar yoksa yanında, yalnızlaşabiliyorsun.”
Life goals budur
sevesimizi kursağımızda bıraktılar