gül güzeli, tılsım, elfida, birtanem.
we're not kids anymore.
Cosmic Funnies
Monterey Bay Aquarium

Kaledo Art
wallacepolsom

blake kathryn
official daine visual archive
cherry valley forever
Mike Driver

⁂
trying on a metaphor
untitled

Janaina Medeiros
RMH

Origami Around
almost home
🪼

oozey mess

Love Begins

JVL

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil

seen from Brazil
seen from Brazil
seen from Brazil

seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@ruhunvebali
gül güzeli, tılsım, elfida, birtanem.
ne bileyim bir an gelir. yalnız kalmak istediğini söylersin. oysa aslında yanında olmalarını istersin de olmazlar ya, o kalp kırıklığını ne kendime anlatabiliyorum, ne de insanlara. bir mesaj, bir telefon beklersin. gelmeyeceğini bile bile.
bugün yıkığım biliyor musun? ezginim, çaresizim, umutsuzum.
kırıklarım var. geçmeyen, dikiş atılmayan, iyileşmeyen kırıklar.
bakışlarındaki o saklı mevsimi uyandır. tek bir kelimenle kış bitsin, göğsümde bahar dalları filizlensin.
gülüşümü en çok sığındığım yerden vurdular. şimdi ne zaman dudaklarım kıpırdasa, içimdeki o çocuk sessizce geri çekiliyor.
eskiden bakıp geçtiğim her şey, şimdi üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken birer ağır yüke dönüştü. zaman, akıp gitmek yerine durup beni seyrediyor. her saniye ruhumun kenarlarından bir parça daha yontuyor. sen yoksan, bütün kapılar dışarıya değil, sadece kendi içimdeki o uçsuz buçaksız ıssızlığa açılıyor. bir ses, bir iz, bir uyanış beklerken, varlığınla dolmayan her an, yaşanmamış sayılan bir ömre ekleniyor.
yine aynı gecenin tam ortasında, kendi ellerimle kuruttuğum o yangının küllerine bakıyorum. hayat en sert tokatlarını yüzüme vururken, ben en çok kendime geç kalmışım. tertemiz gençliğimi hak etmeyen yollarda harcayışımın pişmanlığı var üstümde. ne kadar acı değil mi? beni en çok başkalarının darbeleri değil, o darbelere bile bile sessiz kalışım, kendimi o karanlık kuyularda yapayalnız bırakışım mahvetti. şimdi karşımda durmuş, göğsündeki o dilsiz taşla bana bakıyorsun ama ne o yolları geri yürüyebilirsin, ne de içindeki o kırık dökük çocuğu yeniden büyütebilirsin. kendime yaptığım bu haksızlığın, zamanında kıyamadığım insanların hiç düşünmeden kırıp döküşünün hesabı hiçbir kitaba sığmıyor. sadece izliyorum. elinde kalan bir avuç yorgunlukla, bir daha asla o yaralanmamış, o saf çocuk olamayacağımı bilmenin soğuk ve çaresiz gerçeğini kabullenerek.
şu an gelse, bana sarılsa, bütün dertlerimi unutsam. ona ihtiyacım var. sadece ona. en acısı da gelmeyeceğini bile bile beklemek.
seslendim sana, duymadın. bak orada dedim, inanmadın. sen beni neden görmek istemedin? bu kadar mı değersizdim senin gözünde baba? rüyamda bile görmedin beni. anlamadın değil, sil bu cümleyi, sen anlamak istemedin. bana deliymişim gibi davrandın. rüyada olsa canımı yaktın. şimdi geriye kalan, boğazımda çözülmeyen düğümler, kalbimde keskin bir ağrı ve başımda bitmek bilmeyen migren.
sadece hayatımı değil, anılarımı da çaldın benden.
ihtiyacım var sana, kokuna, sesine, dokunuşuna, bakışına, anlamana, hissetmene, şefkatine, huzuruna, gülüşüne, sessizliğine, kalbine, sabrına, uyanışına, uykuna, bende bıraktığın her şeye. dünüme, bugünüme, yarınıma, içimdeki boşluğu dolduran o tek varlığına. sadece sana. en çok da bana verdiğin o sonsuz güvene.
küçüklüğümüze dönsek, ben o kaldırım taşına otursam yine gelip yanıma oturur muydun, bana sarılır mıydın? bu anı tekrar yaşamak için nelerimi vermezdim. çok özledim prenses, sarı saçlarını, gözlerinin verdiği huzuru, sesinin melodisini çok özledim.
bana gelmeyen adımların herkese koşar oldu, bir beni görmedi kahve gözlerin, bir bana ulaşamadı o küçük ellerin. şimdi hangi sokakta kiminle yürüyorsun o adımları bilmiyorum. herkese uzanan ellerin neden bana uzak? görmedin ya da görmek istemedin, en çok buna kırılıyor içim. ben, attığın her adıma çiçekler ekerdim. bir kez dönüp baksan, sana olan sevgimi gözlerimden okuyacaksın.
dön de bi etrafına bak, insanlar kolayca yürüyorlar yollarında. kimisi unutuyor, kimisi barışıyor, kimisi akıntıya karşı mücadele veriyor. peki soruyorum zihni susturmanın bir ilacı varsa neden hiçbir dükkanda satılmıyor? çok da düşünme, unutmak diye bir kavram yok. sadece anıları bir sessizliğe mâhkum edip rafa kaldırmak var. zamanla tozlanan o rafı kendi ellerinle temizlersin ve geçmiş bir yangın gibi bir bir gözünde belirir. unutuyorum diyenlerin sahte tesellilerine bakma, inan yalan. akıl bir gün sussa da kalp asla unutmuyor, kalp itiraf etmedikten sonra unutuyorum, özlemiyorum demek de aslında kendine söylediğin en büyük yalandır.
şu dilim keşke lâl olsaydı, şu ellerim, sana yazan ellerim keşke dursaydı, dursaydı da bu kadar acı çekmeseydim. yapamıyorum, gidişini kabullenemiyorum. basit gelecek belki ama bendeki yerin zamansız bir boşluk gibi çok başkaydı. garip, en ufak bir yanlışın gölgesinde koca bir hiçe mâl olduk. soruyorum kendi kendime, hiç mi sevmedi, hiç mi değer vermedi, bütün o sözler zamansız birer yanılsama mıydı diye, sonra dönüp kendime kızıyorum neden ruhumu bu şüpheyle yoruyorum diye. her bir kelimeni temize çekiyorum mesela, yapmaz diyorum, o beni sevmiştir diyorum, kendi yarattığım yalanlarla avunuyorum belki de, bilmiyorum.
dön de bi etrafına bak, insanlar kolayca yürüyorlar yollarında. kimisi unutuyor, kimisi barışıyor, kimisi akıntıya karşı mücadele veriyor. peki soruyorum zihni susturmanın bir ilacı varsa neden hiçbir dükkanda satılmıyor? çok da düşünme, unutmak diye bir kavram yok. sadece anıları bir sessizliğe mâhkum edip rafa kaldırmak var. zamanla tozlanan o rafı kendi ellerinle temizlersin ve geçmiş bir yangın gibi bir bir gözünde belirir. unutuyorum diyenlerin sahte tesellilerine bakma, inan yalan. akıl bir gün sussa da kalp asla unutmuyor, kalp itiraf etmedikten sonra unutuyorum, özlemiyorum demek de aslında kendine söylediğin en büyük yalandır.