Üsteleme
Israr etme, bırak cebimde kalsın mutluluğum. Bozdurmayayım şimdi pay etmek için... Bırak içimde kalsın, alışmamış yüzde emanet durur o gamze.
Cosmic Funnies
Game of Thrones Daily
RMH
Three Goblin Art
art blog(derogatory)
Lint Roller? I Barely Know Her

#extradirty
TVSTRANGERTHINGS
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Andulka

JBB: An Artblog!
No title available
Not today Justin
he wasn't even looking at me and he found me

祝日 / Permanent Vacation
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
styofa doing anything
dirt enthusiast
AnasAbdin

shark vs the universe

seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from Brazil
seen from United States

seen from Türkiye
seen from France

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Ukraine

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from China
@sabasakal
Üsteleme
Israr etme, bırak cebimde kalsın mutluluğum. Bozdurmayayım şimdi pay etmek için... Bırak içimde kalsın, alışmamış yüzde emanet durur o gamze.
Bir Varmış Bir Yokmuş
Bir gün kaçmışım öyle... Baya da bir yol almışım... Mesafem arttıkça kaygılarım azalmış. Bir gün bildiklerimde yanılmışım öyle... Susmuşum çenem yorulana kadar... Bardağın boş tarafı ağır gelmiş kefedeki buğulu iyiliklere. Bir çay koymuşum, çektikçe ucu yanan sigaramın üstüne. Ağız dolusu küfür savurmuşum benle ilişiği olan her şeye. Bir gün bir varmışım, bir yokmuşum...
Bozuk Kaset
Neden başa sardı şimdi bu kaset ? Neden aynı teraneler zonkladı beynimde tekrar ? Sigaramın dumanından başka bir şey görmek istemezken neden o film şeridi gözlerime takılıyor ? Açtığım yeni sayfalar geçmişin özetini taşıyor sanki. Pes edesim geliyor, yapamıyorum. Bir ideal taşıyorum ellerimde. Bir yerlere çarpmayayım, düşmesin istiyorum. Titreme tutuyor ansızın, gelemiyorum geçmişin saçmalıklarını sürdürmeye. Değiştirmek istiyorum otçul beyinleri, kaldırmak istiyorum bâtıl tabelaları mani olunuyorum. Anlatmaya çalışıyorum, dilimdeki tüyler sinyal veriyor. İşaret ediyorum, bir süreden sonra takatim kalmıyor. Yolun az, birazını geçtim derken yığılıyorum oracıkta... Sonra, sonra tekrar başa sarıyor o kaset. Tekrar aynı teranelerde buluyorum kendimi. Çektiğim sigaranın dumanı film şeridi gibi görünüyor. Tekrar bir sayfa açıyorum usanmadan; ama o da geçmişin özetinden ibaret oluyor. Pes etmiyorum; sadece yığılıyorum diz üstü her seferinde...
Suskun
Her kafadan farklı bir ses çıkıyordu. Ben de bir şeyler söylemek istiyordum; fakat dinlemekle yetinmek o an daha cazip geliyordu. İnsan niçin susardı ? O an iliklerime kadar bunu anlıyordum. Daha iyi, daha iyi anlayabiliyordum... Susunca iyi hissediyordum kendimi. Çok daha iyi... Konuşmak gereksizdi zannımca, ki laf kalabalığı da bunu ispatlıyordu. Siyah bir nesne gözüme ilişiyordu, ki ben siyahı seviyordum. Dalıyordum dakikalarca ona, içinde boğulurcasına. Platonik bir ilişkiden ibaretti göz münasebetim. O sevmiyordu; aksine zarar veriyordu düşüncelerime, ruhuma, her şeyime... Kendime geliyordum bir süreden sonra. Kaldığı yerden devam ediyordu faydasız, nihayetsiz o kuru gürültü... Herkes kendi alemindeydi, herkes birbirinin kursağında bırakmaya meyilliydi. Üstüme yapışan kravatı gevşetiyordum farkında olmadan. Boğulmak üzereyken atıyordum kendimi dışarı. Çektiğim hava ciğerlerimi yakıyordu. Bir sigara yakıyordum, dumanını ipleri ellerimden kaçan balonlara üflüyordum...
Biliyorum Çocuk
Biliyorum çocuk... Neler çektiğini, ne süzgeçlerden geçtiğini, ne ayakkabılar eskittiğini o tozlu yollarda... Hepsinin farkındayım. Bakışın, gizlediklerinin aynası gibi. Yanındayım çocuk... Önünde, arkanda, sağında, solunda sobedeyim. Gel bir uçurtma yapalım, afilli bir uçurtma... Hislerimizi o uçurtmaya zamklayalım ve gökyüzüne salalım. Yıkalım tüm ezber yapıları, tadilata koyalım tüm programlanmış beyinleri. Bırakma elimi çocuk... Dışarıda raydan çıkmış bir cühela takımı var. Bir in bulalım kendimize, muhafaza edelim düşüncelerimizi. Anlamayacaklardır seni, kendilerine benzetmeye çalışacaklardır seni... Korkma çocuk... Biliyorum dedim... Yanındayım dedim... Sen yeter ki bırakma elimi çocuk...
Dşüün Bi
Düüşnmeyi bceeremedik biz, hem de hiç ! Bir byein vreilmişti bzie dğoru; ama iiçni dlodruamadık. Nsaıl glediyse dnümüüz bguüne, ölye südrürmeye melyettik gleeceğe. Biz çok knoşutuk, biz alsında hep knoşutuk. Biz o kdaar knoşutuk ki ypalıackaları tşayıacak bir aksı kmaladı mdeyanda. İcarat gsötreenler klamadı pyiasada. Kmiisi mzearda kmiisi bliinemyen tporaklarda. Knaun dyie bir şey yok, sitesm dyie bir şey yok. Uunt bnuu ! İinsyiatif var ve ben insnaî iinsyiatifin odluğu yrede recon tanmııyorum.
Frensiz Şizo
Bir şeyler arıyormuş gibi gözümü odada gezdirirken kalabalığın ortasındaymışım gibi bir hisse kapıldım. Olur ya çoğu zaman gürültü, kişi kaynaklı olmaz. Eşyaları birer canlılarmış gibi görmek, küçüklükten gelme bir alışkanlık. Belki de şizofrenlik, 5-6 yaşlarındayken söz konusu olan animizmle peyda oluyordu. Evimdeki düzen, yalnız olmadığımı bir kez daha hatırlatıyor bana. Birçok stabil arkadaşa sahibim, diğer insanlardan farklı olarak. 'Var mı benden daha beyinsizi ?' diye sorup sürekli 'Tabii ki yok anasını satayım !' yanıtını aldığım boy aynası, bazen kafamdaki düşüncelerin ördüğü ağları bozmak için kullandığım ahşaptan radyo, her biri içimdeki farklı duyguları depreştiren, 'Beni oku laan !' diye bağıran sararmış yapraklı kitaplar, sanki içimi boşaltıyormuşum gibi izmaritlerle doldurduğum küllük ve beni sorgusuz sualsiz kabul eden ikili: kalem-kağıt... Öyle ya hepsi tek bir karaktere bürülü ve benim gibi suskunlar. Ben hep çatı katlarını tercih etmişimdir. Ahşap zeminde ayağımı sürümek daha bir otantik gelmiştir bana. Hepsi öldürücü olduğundan markalarının bir farkı olmamıştır yanımda sigaraların. Hiçbir siyâsî çeteye oy vermişliğim yoktur. Uydurulan yalanlara bulunan kılıfların bir kenarından da ben tutmamışım. Ne geleneksel takılmışım ne de modern. Kendi tabiatımın hukuku daha cazip gelmiştir. Nabza göre şerbetçilik piyasasında iflas etmişliğim vardır. Kendi nabzıma göre dağıttığım şerbetler yüzünden. Köprüyü geçene kadar orman kanunlarına uymak bana terso geldiğinden bütün köprüleri yıkıp herkese ayı demişimdir. Çakan şimşeklerle düşüncelerimin deşarj olduğu havalarda eve sırılsıklam dönmüşlüğüm vardır. Kış ortasında gece yarıları üstümdeki giysilerle duş almışlığım... Günlerce parasız takıldığım olmuştur, paraları savurduğum haftaları saymazsam. Kelepir kitapların efsunu büyülemiştir beni. Sararmış yaprakların hazzına paha biçememişimdir. Romantik dakikalarım olmuştur, içinde yananlar sayesinde sıcaklığını benden esirgemeyen odun sobasıyla. Yalnızlığım desen, beni hiç yalnız bırakmamıştır. Onunla birlik olup meydan okuduğumuz şeyler incir tarlasını dolduracak çokluktadır. Cesaretimi delilik raddesine ulaştırmışlığı vardır...
Sayın Betonbeyin
Saatler hep bir şeylere ramak kalıyor. İstesen de tam zamanını tutturamazsın o 'bir şeyler'in. Neyin hesabındasın ? Neyin kitabındasın ? Ezber tuttuğun yetmedi mi ? Tak etmedi mi bir taraflarına ? Ama yok, sen uslanmazsın değil mi ? Çünkü us yok ! Mümkünâtı yok, başkasız yapamazsın. İlla birilerinin maydanozluğu gerek icraatına. İlla birilerinin parmağı lazım, eksik ve en önemli uzvuna. Bak ne alemdesin, ne alemdeyiz ? Nereye sürüklüyorsun ? Bunu sen yaptın ve yapmaya devam ediyorsun. Sen böyle istedin. Sen ezber yapıyorsun diye birileri can veriyor açlıktan. Sen kendi fikirlerine sahip çıkmıyorsun diye birileri çocuklarını kaybediyor hiç uğruna. Sen saçmalıyorsun diye birileri mecbur kalıyor; senin ahlakdışı diye nitelendirdiğin işe, senin hayvanlık diye vurguladığın uygulamaya, senin 'yuhh artık be kardeşim' diyen boşboğazlığının uzantısına. Böyle geldi, böyle gidecek öyle mi ? Nahh gider ! Hayat, senin okuduğun kitaplarda geçmiyor. Hayat, kilometrelerce uzaktan bakınca anlaşılmıyor. Hala farkında değilsin. Bağımlı oldun bir şeylere, görmüyorsun. Yediğin otlar çok tatlı geliyor midene. Yılan sana dokunduğu halde bin yaşasın diyorsun. Başını gömebileceğin kumun bile kalmadı. Nereye kaçıyorsun ? Ekmeği olmayan adam bile günde iki paket sigara içiyor. 'Neden ?' diye sorguluyor musun ?
Salıncak
İnmeyecektim o salıncaktan. Biliyorum, başımın hâlâ dönmesinin tek nedeni bu. Ben o zincirleri tutup gökyüzüne doğru fırlatılırken iyiydim. Terden ellerim kayardı; ama set vardı önümde, düşmem imkânsızdı. Çok mâsum görünüyordu; ama ben de mâsumdum, düşünemedim. Üstelese bile inmeyecektim. İnip de bırakmayacaktım dengemi o salıncakta. İnip de bırakmayacaktım çocukluğumu elin çocuğuna. Bir mızıkam vardı, çok severdim. Annem, ben çaldığımda rahatsız olurdu. Zaten büyükler hep rahatsız olur(du). Acı biber sürmüş bir gün, çalmayı kesmem için. Bir müzisyen edâsıyla aldım elime, üflememle elimden atmam bir oldu. Dudaklarım kıpkırmızı kesildi, şişti acıdan. Bir daha da dokunamadım. Belki de iyi bir mızıkacı olabilirdim. Adolf da ressam olmak istiyordu; babasının baskılarına dayanamayıp resmi bıraktı, katil oldu. Ben de katil oldum, içimdekileri öldürerek. Şimdi ipin bir tarafı isâbet etmiş elime tüm kuvvetimle çekiyorum. Ellerim kanıyor çektikçe sağa sola savruluyorum. Dünyayı kafamın içine sığdırmış tek başınalığı oynuyor gibiyim. Ağır geliyor bazı gölgeler; ama benim güneşle hiç aram olmadı. Sağanaklarda şemsiye oldum hep içimdeki yetim duygulara. Ağır geliyor bazılarına attığım adımlar, kaçıyorlar. Üstüme geliyor bazıları mücâdele ediyorum, bir bedel ödüyorum. Gençliğimi bırakıyorum bazılarında. Dayanamıyorum bazen. Dokuz köyden, dokuz vilâyetten, dokuz diyârdan kaçıyorum. Yetiyor canıma iki ekmek bir kuru bakır. Tütün lâzım bir de alışmışlıktan ötürü. Bir yastıkta kocuyor tüm düşlerim. Halüsinasyonun adamları peşimi bırakmıyorlar, bir şey sanıyorum kendimi. Beni alakadâr eden şeyler beynimi kemiriyor. Tam da o ân ' Keşke bir piç olsaydım.' diye geçiriyorum içimden. Her seferinde bir parçamı düşünce mezarlığımda gömüyorum. Yıllardır süregelen 'İnsan düşünen bir varlıktır.' kalıbı takılıyor aklıma. Eğer öyleyse 'En insan benim!' diyorum ve gülüyorum. Yüzümdeki çizgiler kasılıyor, içim kasılıyor farklı tellerde çaldıkları için. Korkuyorum. Korkularım cesâretimi artırıyor. Gece çanları benim için çalıyor; yalnız uyumak istemiyorum. Uyuyup da rüyâlarımda ölmek istemiyorum her keresinde.
Hüzün Sepeti
Çok sefilim, mutluluğa sahip olabilecek kadar zengin değilim. Akrepler, yelkovanlar işi takvimlere bırakmış. İkişer, üçer dökülüyormuş sayfalar; ama benim ellerim hala boşmuş. Düşüncelerim sabahlıyormuş karlı kış gecelerinde donan bedenimle. Bir piknik sepetine koyup kaçırmışlar yaşama sevincimi. İçimdeki çığlıkların 25 Kasımı’ndayım. Bu anı kaç kez yaşadım, sen bilmezsin. Hesap makineleri pert oldu parmaklarımda. Çöplüklerde aramaktan imanım gevredi, umutlarımı. Bağımlıymışım ben hüzne ya da o bana… Ben aslında çok kalabalıkmışım, ben sadece ben değilmişim. Omuzlarım çökmek üzereyken, kafamı taşıyamazken bilmişim. Ben aslında çok kişiymişim. Kendime el sallarken görmüşüm. Vazgeçerken benliğimden, hislerimi bir çöp poşetine atarken fark etmişim. Bir kibrit kutusu büyüklüğündeymiş yaşam alanım ve içindeki kibrit çöplerinin adedi kadarmış mutluluğum. Ben bir savaştaymışım kendimle. Ağız dolusu küfürler savururmuşum. Akordu bozuk enstrüman gibi bozuk çalmışım yıllarca. Görmek istediklerimi rüyamda görüyor; kabuslarımı esasında yaşıyormuşum. Ben o hengamenin içindeymişim, kaçamamışım. Hem kaçmak yakışmazmış bana, babamın oğluymuşum. Bir kavgadaymışım ben. Kitaplarımın içinden adam toplamışım. Uyduramamışım o ayaklara, o gerçeklere çok temiz dayak yemişim. Hiçbir şey hissetmemişim. Bir mülteciymişim ben, tutunamamışım hiçbir yerde. Alışamamışım sıcaklığa, sevememişim. Soğukmuşum ben zaten, üşütürmüşüm hep. Suskunluğumun Aralık'a son bir hafta kalasındayım. Ben o treni kaçırmışım, boşuna bekliyormuşum. İçimdeki umut değil yalancı bir mummuş. Kül tabağında söndürüyormuşum yarınlarımın ışığını.
Günaydın Çocuk
Bir gün uyanmışım, oyuncaklarım dağılmış. İçinde barındığım kartondan evim yıkılmış. Üzerinde sallandığım salıncağımın ipi kopmuş.Bir gün uyanmışım, hayallerimi hayal meyal hatırlar olmuşum. Yokmuş öyle bir dünya, yokmuş rengi ve tozu pembenin. Masallardaymış o sadece, sonu iyi biten şeyler. Bir gerçek varmış, içten içe can yakan, nihayetine hüzün biriktiren...
Ben...
Ben düşüncesizin tekiyim
Ben bi Gargamel'im
Ben bi Kabasakal'ım
Ben Uyuyan Güzel'e sihir yapan o cadıyım
Ben Şirinler'deki Sinirliyim
Ben Polyanna'nın karşısında karamsarlığımı bozmayan şahısım
Ben Pamuk Prenses'in sekizinci cücesiyim
Ben hiçbir şeyi hak etmeyen benim...
Ah Be Çocuk
Sessiz olma isteği bastırıyor içindeki çığırtkan kalabalığı. Ah be çocuk ne çektin be ? İçindeki yetim duygulara bir yenisi mi ? Sığınacağın bir din de bırakmadın kendinde. Hangi limanın gemisisin artık ? Hangi sahilin şişesi ? 'İsyan' diye bağırıyor her hücren, zor zapt ediyorsun. Hem neyin kaldı ki ? Elindeki uçurtmanın ipi çoktan kaçmadı mı ? Ah be çocuk ne uçtun be ? Üstünde gezineceğin bir bulut da bırakmadın. Şimdi hangi yasak toprağa çakılacaksın kim bilir ? İyi insanları teker teker kaybediyorsun bak. Beş dakikada çakılan üç beş tahtayla gömüldü hislerin. Ne acelesi vardı ki imamın ? Dakikalar içerisinde toprak attılar elli yıllık sayfanın üstüne. Dur be çocuk ! Kazmaya çalışma tekrardan, kapatılan mezarı. Yadırgarlar seni, anlamazlar. Bırak kalsın görme son kez. Hem ne olur ki ? İçindeki çöplüğe bir ukde daha eklersin en fazla. Bu konuyu konuşabileceğin kendinden başka kimseyi bulamamıştın. O yüzden defalarca aynaya bakıp masal anlattın kendine. Sebebi, sonlarının iyi bitmesiydi. Evet, iyi bitecekti. Buna, son âna kadar inandın. Ama umudun 'o kanserin' mezesi oldu. Mayısı iyi belle çocuk. Mayısın sonunda düşlerine ayrılan sürenin sonuna gelindi.