Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
Jules of Nature
$LAYYYTER
Monterey Bay Aquarium

No title available
Misplaced Lens Cap
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Game of Thrones Daily

Game Changer & Make Some Noise
almost home
I'd rather be in outer space 🛸
Cosmic Funnies

gracie abrams

Product Placement
No title available

shark vs the universe
Interview Vampire Daily
hello vonnie

Jar Jar Binks Fan Club
No title available
Doug Jones
seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Spain
seen from Netherlands

seen from United Kingdom
seen from Bangladesh
seen from India
seen from Uzbekistan

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@serencamname
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
Cuma; Huzuru Hüznünden Neşet eden bir Aşk meltemidir...
Allah var, korku yok. Kader var, keder yok. Allah var, ümitsizlik yok.
Yorgun kalbine söyle: Allah var.
Ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar. Kavuşmak nasıl olmaz, madem ki ayrılık var. (NFK)
Bu dünyada ayrılığın verdiği özleme denk olabilecek başka hiçbir felâket yoktur. Bilge kişilerden biri "Ayrılık ölümün kardeşidir." diyen bir adama "Hayır." dedi, "doğrusu ölüm ayrılığın kardeşidir.
Ölüm ile ayrılığı tartmışlar Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık....
Admin Notu;
Arapçada iki türlü özlem vardır:
İştiyak: Güçlü de olsa, Geçici özlem çekmek
Tehassür: İçini çeke çeke, kalbi yana yana büyük bir hasretle arayarak ve onun yolunu gözleyerek özlem çekmek..
Hiç İştiyakla Tehassür bir olur mu..? Eğer Tehassürle kavrulan gönüllerin yangınından bir duman tütse idi, belki de dünyada göz gözü göremezdi.
Ama sen yine de umutsuz olma; Hasret kırk düğüm olsa, kavuşmak hepsini birden çözer.
Allah bir ümitle bekleyenleri, hayırla beklediklerine kavuştursun...
Öpünce geçmeyen, gözle görülmeyen yaralarımız var. Ama anne'den ama baba'dan ya da yar'dan.. Canımızı yakan, sesimizi kısan anılarımız var. İlla ölmesi gerekmiyor gidenin ya da yüreği yakanın, yaralanıyoruz işte birinden. Hayali yara bantları yapıştırıyoruz gerçek yaralarımıza. Bir sonraki yüreğe soruyoruz tüm yaşanmış acıların hesabını, işte o zaman kaybediyoruz. Her sabah yeniden başlıyor hayat, her sabah yeniden öğreniyoruz nefes almayı, hayatta en pahalı şey aldığımız nefes.
Yolu uzun süre aşka düşmemiş bir adama denk gelirseniz; yüreğini çalkalayın, zira dibine çökmüş olabilir seven yanları... Çünkü yalnız yaşamak için çok fazla bu hayat...
Admin Notu:
Ama yinede ellerimde bıraktığın Nergis kokusu şahittir; Bil ki eğer bu harabe bina benim kalbim olsaydı, o çiçekli daire senin yerin olurdu... Sen bu dünyada guzelliklere açılan tek penceremsin... Beni unut, Bunu unutma...
Gozlerinden göğüme sayısız yıldız akar,
Bir bakışın içimde binlerce lamba yakar... (Erdem Beyazıt)
Admin Notu;
Kimsenin gözlerinde böyle bir kalp görmedim, aramadım da bir daha sende bulduğumu bir başkasında. Senin bakışlarının değdiği yere nazar değmez, o yüzdendir gönlüme mavi boncuk takmayışım. Yüzlerce aşk şiiri okudum sevgili; hele bir sor, bir bakışın edermi?
Gözlerin inkara benzer ebrular keman olur
Her kaçan yüzüne baksam katlime ferman olur
Yüzünü görse bir kafir şüphesiz iman bulur
Mah yüzüne bir nikap tut, ben yandım el yanmasın....
.
Ebruların şem'ine yanmaktadır pervaneler
Al yanağın gamzesine dizilmiş durdaneler
Zülcelalin hikmetinden ne doğurur anneler
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın...
Bazen kışın soğuğu zemheriye çevirir. Gecenin karanlığı kör kuyulara döner. Boran vurur, kış kıyamette perişan oluruz. Lakin "kışın sonu bahardır, bu da gelir bu da geçer ağlama" diyen gönül sesi çıkar gelir.
Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış yaralı bir kuş gibi kalbimiz, bu yüzden kanadı kırık serçe ürkekliğimiz...
Elimi kalbime koyuyor ve diyorum ki; Allah'ım mekan senin, sen toparla...
Admin Notu:
Aynı konuma, aynı insanlara, aynı eşyalara tutunup durmayı istiyoruz. bir yandan da bundan sonsuz şikayet ediyoruz. bir yandan da alışkanlıklarımızı değiştirmekten ödümüz kopuyor. Çünkü vazgeçmek zor bir eylem.
Yaşamak isteyip yaşayamadıklarının,
Yapmak isteyip yapamadıklarının,
Bütün güzel ihtimaller gözünün önünde yitip giderken kurtarmak isteyip de elin kolun bağlı bir köşede durmak zorunda olmanın kırılma sesi vardır.
Bu his insanı uykusundan uyandırır.
küçükken güvercin beslerdim. bir kuşum vardi 3kez sattım; geri geldi. 4.sattığımda kuşçuluğu bıraktım, kümesi yıktım yine geldi, günlerce çatıda bekledi yağmurun altında. en son şehir dışına sattım, 3ay sonra ayağı kırık geldi. sizi isteyen size gelir, topallayarak da olsa gelir...
Birkere, sadece birkere kök salmak istedim !! Ondada toprak altımdan çekildi ...
Admin Notu:
Acı yaşandı, bitti...
Öfke yaşandı, bitti...
Ne kendimi suçluyorum ne de bir başkasını. Olacak olan oldu.
Bastırılacak yahut esiri olunacak duygu da yok artık.
Zarifoğlu'nun dediği gibi; "Bitti o şiir, başka mısra gerekmez."
Bir çiçek ya da bir ağaç, bir kuş ya da bir kelebek var olmaktan zevk alır, sahip olduğu her şeyi verir ve yok olur.
İnsan yeryüzündeki tüm canlıların en memnuniyetsizidir. Ama, bununla birlikte doğadan her şeyin fazlasını almıştır. Nankörlük, kötülüğün şeytanca zincirinin bir halkasıdır, kıskançlık ve yalancılık gibi tehlikelidir. İnsanlar nankörlüğü tümüyle yok etselerdi kötü olan bir çok şeyin önüne geçilebilirdi.
Mevla buyurdu ki; O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür! (İbrahim-34)
Admin Notu;
Ben Tasavvufi boyuttanda şöyle bir bağlantı kuruyorum;
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından islanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar!
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur...
İnsan bu kanunun tek istisnası oldu...
Doğrusu, insan kendi kendisine tanıktır. (Kıyame-14)
Yolum zordur "dediğinde, "Yolun yolumdur " diyebilene emanettir gönül... kimseyi bir şeylere ikna etmeye çalışmıyoruz artık. Gönül almayı bilmeyene Ömür emanet edilmez..
ADMİN NOTU:
"Bundan yirmi yıl sonra yaptığınız şeyler yüzünden değil yapmadıklarınız yüzünden pişman olacaksınız." der Mark Twain.. Çözün düğümleri. Güvenli limandan uzaklara açılın. Rüzgârları yakalayın. Keşfedin. Hayal edin. Bulun.
Aldous Huxley'se "Cesur Yeni Dunya" romanında der ki; Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlayamaya bilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla."
Doğduğun ev kaderin midir bilemem.
Lakin kaderin en püf noktası eş seçimidir.
Seçtiğin eşin kaderinin tam ortasındaki en kuvvetli çekim merkezidir...
Yaşayacağın tüm olaylar bu seçimle şekil alır. Eğer hakkını yanlış kişiden yana kullanmışsan bedelini çok ağır ödersin... Yalnızca senle de bitmez, evladın öder, annen baban öder eş dost öder, çevrende kim varsa bu bedelden nasibine düşeni öder...
Dünyanın en mutlu insanı kimdir diye sorsalar eş seçimini doğru yapanlar derim..! Doğru değil mi???
Admin Notu:
-O'nu anla.
---O'nu kimse ile kıyaslama.
-O'na değer ver.
-- *O'na değer verdiğini, onun anladığı dille anlat... Belki sevgi dili farklıdır...
-O'na zaman ayır.
-- *O'na zaman ayırmak, O'nunla aynı
ortamda olmak değildir... Unutma, balkonda evin bir parçasıdır ama dışarda... Ama soğukta.... Ama karanlıkta....
8 Mart Dünya Kadınlar günü.... Başta şehit eş ve anneleri olmak üzere bütün kadınların kadınlar günü kutlu olsun. Ancak şunu da eklemek isterim ki bizler medeniyetimizin ve inançlarımızın kadın hakkındaki öğreti ve emirlerini uygularsak, Kadının değerini 8 Mart ta olmuş acı olayların vesilesiyle öğrenmenize gerek kalmayacak.
Kadın hakiki değerini Türk'ün töresinde gördü, hiçbir medeniyet, hiç bir beşeri sistem ecdadımızın kadına verdiği değeri veremedi. 8. YY. ın ortalarında Türklerin İslama girişiyle birlikte bu değer taçlandı...
Türk'ün töresinde kadın bereket kaynağıdır. Kendisine verilen bir takım haklardan dolayı hanların, hakanların, cengâverlerin önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir. Türk destanlarında kadın erkeğin daima yanındadır. Onun güç ve ilham kaynağıdır.
Hakanın buyrukları yalnız 'Hakan buyuruyor ki' ifadesiyle başladığında geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi.
Sözgelimi büyük Hun İmparatorluğu adına Çin'le yapılan ilk barış antlaşmasını Mete Han'ın hatunu da imzalamıştır. Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime'de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatır. Kadının yuceliğinden ilhamla Altay dağlarının en yuksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilmesi manidardır... "Hanım" kelimesi günümüzde eşlere karşı pek kullanılmaz ama aslında "aşkım, sevgilim, hayatım" gibi hitaplardan cok daha yuce bir mana icermektedir... Cengiz Han halkına konuşma yaparken; ''Ben sizin Han'ınızım, bu da benim Han'ım diyerek eşini göstermiştir.'' Hanım kelimesi günümüze burdan gelmiştir. Ecdadımızın bu kültürü İslâm'ın kabulünden sonra tam bir kimlik kazanmıştır... İslam'ın kadına verdiği değer ve bu konudaki peygamber öğretileri sayfada bir cok defa paylaşılmıştır... İnancımız, kültürümüz ve medeniyetimizin bize mirası olan bu hususa göre bir hayat sürdüğümüz de kadının değeri sadece sekiz martta konusulmayacaktır.
Zorda olsa sev, sevmiyorsa zorlama... der Mevlana. Can Yücel de der ki; "Gitmek gerekir bazen... Fazla yormadan, daha çok bıktırmadan... Eğer vaktiyse ardına bile dönüp bakmadan." İçinizden geleni, elinizden geldiği kadar zorlayın.. Ama sebeplerin sükut ettiği yerde, sebeplerin sahibinin kaleminden dökülene râm olun...
Evet nergis güzel bir çiçektir, evet güzelde kokar lakin sen tüm ömrünü asla sana bir kez olsun yar olmayacak nergise(*) harcarsan, ne bahçedeki sümbülü görebilirsin, ne lavantayı ne de zambağı.
Zorla güzellik olmaz. Zorladığınız takdirde maalesef kendi kendinize olan değerinizi küçültmekten öteye gitmezsiniz. Varsın çok mutlu olsun, tıpkı sizin de bir gün olacağınız gibi. Varsın tüm sevenler ve gerçekten sevgiye değer verenler mutlu olsun.
Dilerim bir gün tüm sevgiler karşılığını bulur ve karşılıksız sevgiler son bulur.
Çünkü sevgi güzeldir be! Çok güzel!
Sevin! Sevilin!
Ve Mevlana’nın dediği gibi;
“Sevmiyorsa zorlamayın” Yönünüzü çevirin, Gökyüzüne bakın, ve deyin ki; "Merhaba Hayat, Ben Geldim"
(*) Nergis Çiçeği:
Bu cicek narin bir yapıya sahip olup bulundugu ortama mukemmel bir koku salar. Ancak nergis çiçeği bir hayal görüp hayale âşık olan Narcissos adında biri ile ilgilidir. Narcissos bir gün dağlarda gezinirken susar ve su içmek için önüne çıkan pınara doğru yönelir. Ancak birden karşısında bir hayal belirir ve kendisi bu hayale Âşık olur. Elini uzatıp dokunmak istese de bir türlü ulaşamaz. Çünkü gördüğü hayal kendisinin görüntüsüdür ve kendisine âşık olmuştur. Ardından Narcissos zamanla bu aşka dayanamaz ve ölür. Öldüğü yerde de bir çiçek belirir ve bu çiçek nergistir.
Konuşmak susmanın kokusudur...