30 Ocak 1919 - Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı'nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi aralarında paylaşılmasına karar verdiler.
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from Belgium

seen from Romania
seen from Colombia

seen from Brazil

seen from Germany
seen from Vietnam
seen from China
seen from Canada
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Canada

seen from China
seen from Singapore

seen from Sweden
seen from United States
30 Ocak 1919 - Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı'nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi aralarında paylaşılmasına karar verdiler.
Beyazıt Camii , Istanbul 🇹🇷🕌
Pictured are Ottoman soldiers with the Ottoman standard of Gazzah, given to the 79th Infantry Regiment which defended Gazzah, Ottoman Falasteen in the First Battle of Gazzah during World War I, c. 1917 CE (1335/1336 AH)
The First Battle of Gazzah took place on March 26, 1917 CE (2/3 Jumada al-Thani, 1335 AH).
The Ottomans successfully defended the city on this occasion and again in April 1917 CE (Jumada al-Thani 1335 AH) at the Second Battle of Gazzah, but thereafter lost the Third Battle of Gazzah in November 1917 CE (Muharram 1336 AH).
By December 1917 CE (Safar 1336 AH), the Ottomans then lost Al Quds (Jerusalem) ending their 400 year old rule (1517-1917 CE) of modern-day Falasteen and their custodianship over Bayt al-Maqdis (Al Aqsa).
Turkish fancy notes - Osmans / 1 Bir Osmanli Lirasi. Photo set 2.
MUHAMMED BİN ABDÜLVEHHAB, ARAPLAR, 1.DÜNYA SAVAŞI, İNGİLİZLER VE OSMANLILAR
Evvela şu konuda tarikatçılardan başka yazan çizen yok, onlarda 1'e 1000 katarak "iftira" atıyorlar.
En başta nasıl bilmediklerinin düşmanı olup vurun abalıya kafasıyla hareket ettiklerine bakalım;
Hemen her yerde şu fotoğrafı görmeniz mümkün. Google'da Muhammed bin Abdulvehhab bile yazsanız wikipedia resmi olaraj dahi şu ortada ayaktaki zevat çıkıyor. AMA BU İMKANSIZ.
Çünkü adam 1792'de ÖLDÜ. Fotoğraf makinesinin icadını ise en fazla 1802'ye kadar geri götürebilirsiniz. Yaşamayan birinin, hele de genç halinin fotoğraf çekilmesi muhaldir.
Şimdi gelelim diğer efsanaye; "Lawrance" . Bu adam da 1888'de doğdu. Ölümüyle arasında neredeyse 100 yıl olan birini nasıl gidip "mezhep kurması" için ikna edebilirdi?
Meşhur sarı kapaklı İFTİRA kitabı olan "İngiliz Casusun İtirafları" kitabında ise Hempher adı geçmekte. Bu kitap ise baştan sona uydurma;
“İngiliz Casusu’nun İtirafları” kitabının, Şii mercii Ayetullah el-Uzma Muhammed Şirazi tarafından 'uydurulduğu' açıklandı.
Her ne kadar kabirperestlerin tarihçilerinden olan Ekrem efendi konuyla alakalı birşeyler yazmış olsa da, hepsi çürük savunmalar, zira hem kitabın orjinali yok , çünkü "istihbarat raporları ortada gezmez" diyor hem de gazetede yayınlandı diyor :)))
Ekrem Buğra Ekinci'nin resmi web sayfasıdır. Osmanlı Hukuku, İslam Hukuku ve Hukuk Tarihi hakkında bilgiler ihtiva etmektedir.
Yani insan merak ediyor, orjinal İngilizce basımı, elyazması olmayan bir kitabın "varlığını" ve "doğruluğunu" nasıl savunabiliyorsunuz diye. Hele şu ben falancadan duydum, filanca şöyle dedi deyip, yine elle tutulur birşey ortaya koyamamaları :)
Gelelim bir Şii'nin "neden" böyle bir kitap uydurma ihtiyacı duyduğuna, el-cevap; Muhammed b. Abdulvehhab'ın tabiilerinin ilk saldırdığı yerlerden biri "Kerbela" olmuştur. Günümüzde hala Suud-İran gerginliği aleni bir durum. Tabii ki karalayacak, iftira atacak :)
Şimdi asıl meseleye gelelim, yani 1.Dünya Savaşı'nda İngilizlerle, Osmanlı'ya karşı ittifak kurup savaşanlara;
Fotoğraf gördüğünüz zevatlar "Şerif Hüseyin ve oğulları"
Şerif Hüseyin, Rasulullah ﷺ'in soyundan geliyordu, bu yüzden "Şerif" unvanı var. Yavuz Sultan Selim'in Memlükler'i yenip, topraklarına hakim olmasından sonra Harameyn'de Osmanlı egemenliğine geçmişti. Ancak Osmanlı oraya vali atadığı gibi Harameyn'e özel bir statü vermiş ve Rasulullah ﷺ'in soyundan gelenler orayı yönetmeye devam etmiştir. Bu yöneticiler payitahttan atanıyordu. Şerif Hüseyin ve ailesi de İstanbul'da Osmanlı elitleri gibi büyümüş, klasik Osmanlı bürokratlarıyla aynı meşrepteydi. Ancak Şerif Hüseyin Arabistan'da hakim olmak istiyordu, bunun içinde bölgedeki diğer Osmanlı yöneticileriyle sürekli çatışma halindeydi. Evvelinde Osmanlı'ya isyan edip, bu sayede Mısır'da kendi özerkliğini ilan eden bir diğer aile olan Hidiv ailesine oğlu Abdullah'ı 1912'de Kahire'ye yolladı. Britanya temsilcisi Lord Kitchener ile de ilk defa burada temas kurdu. Bu sırada da Osmanlıları oyalama devam ediyordu.
Savaş başladığında göndermesi gereken kuvvetleri çeşitli bahanelerle göndermediği gibi, 1915'te Hicaz'daki kuvvetlerin Kanal harekatı için Mısır'a kaydırılmasını fırsat bildi. Bu sırada oğlu Faysal'ı niyetini gizlemek için Suriye'ye Cemal Paşa'nın yanına yollamıştı.
Bu olaylar yaşanırken o çoktan tarihe McMahon-Şerîf Hüseyin mektupları adıyla geçen müzakereleri başlatmıştı (14 Temmuz 1915 - 30 Ocak 1916)
En nihayetinde İngilizlerle anlaştı, o sırada Mısır'da genç bir subay olan Lawrance'n Şerif Hüseyin'in yanına gönderilmesine karar verildi. Bilinenin aksine 1.Dünya Savaşı'nda Osmanlı, Suudlarla savaşmadığı gibi, Şerif ailesine karşı, başında Mehmet Akif Ersoy'un ve Kuşçubaşı Eşref'in olduğu bir heyet yollayarak, kendisine destek vermesini yahut en azından karşı durmamasını istedi. Ayrıntılar bu kitaplarda.
Ki Eşref'in hayatını anlatan kitap, onun günlüklerinden, ailesine yazdığı mektuplardan ve yayınladığı hatıralarından. Medine Müdafaası kitabının yazarı ise o sırada Medine kalesinde hekimlik yapan bir subaydı. Bizatihi olayları içeriden gören birinin hatıraları yani.
Yine bu dönemle alakalı olarak, Lawrance ile yan yana teşrik-i mesaisi bir hayli bol olan oğul Abdullah'da bir hatırat yayınlamıştı, başlığı ise manidar "Biz Osmanlı'ya Neden İsyan Ettik" ihanet dememişte... :)
Ayrıca Şerif Hüseyin penceresinden anlatılan bir kitap daha mevcut.
Büyük Oyun’un Küçük Aktörü
Hasılı kelam, bu zevat İngilizlerin kendisine gerçekten Arabistan'dan başlayıp Irak'a kadar uzanan bölgede bağımız bir Arap krallığı kurmasına izin vereceklerine inanıyordu :)
Savaş sonrası kendini Halife ilan edip, bağımsızlık isteğini açıktan belli edince, İngilizler O'nuda alaşağı ettiler.
Normalde düşmanlarına karşı desteklemeleri gerekirken, kendisine verilenle yetinmediği için ellerini çektiler ve zaten çatışma halinde olduğu Abdulaziz İbn Suud'a yenildi
Kıbrıs'a sürgün gönderildi ve öldüğü zaman oğlu Abdullah tarafından Kudüs'e gömüldü.
Bunlar olurken iki oğlu; Abdullah Ürdün Kralı, Faysal ise çoktan Irak Kralı yapılmıştı.
Faysal, Irak Kralı ilan edilirken. Sağ omzu üstündeki ise Lawrance.
İhanetleri sadece Osmanlı'yla bitmeyen bu aile, daha sonra Filistin'de İsrail varlığına giden yolu açan kişiler olmuştur. Nitekim savaştan sonra Faysal ve daha sonra Dünya Siyonist Teşkilatı'nın başkanlığına gelecek olan Chaim Weizmann Ürdün'de buluşmuştu.
Faysal-Weizmann anlaşması olarak tarihe geçen bu anlaşma, 1.Dünya Savaşı'ndan kaynaklanan anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacı ile toplanan 1919 Paris Barış Konferansı kapsamında, 3 Ocak 1919 tarihinde imzalanmıştır.
Paris Konferansı'nda, Siyonistler tarafından teklif edilen Yahudi devletinin sınırlarını gösteren haritanın, günümüzdeki sınırlar üzerine yerleştirilmiş hali.
Daha sonra Sykes-Pycot anlaşması, uygulanması, Siyonistlerin İngilizlere dahi karşı çıkartan açgözlülükleri ve onlara yaptıkları saldırılar, bu saldırılarda yer alan tanıdık isimler, İngilizlerin Suriyeli isyancıları Fransa'ya karşı desteklemesi ve yaşanan diğer olaylar için;
Kırmızı Çizgi & Paylaşılamayan Toprakların Yakın Tarihi - PEGASUS YAYINLARI - James Barr - PAYLAŞILAMAYAN TOPRAKLARIN YAKIN TARİHİ
Kral Abdullah, Filistin'in bölünüp, içerisinde İsrail devleti kurulmasının da sorumlularındandır. Zira O, bölünmüş Filistin'de İsrail'in payından kalanların hepsinin kendisine bırakılacağını hesaplıyordu. Neticesinde Aksa'da Cuma namazı çıkışı bir Filistinli tarafından öldürüldü.
Filistin'i Bölüşmek & Kral Abdullah Siyonistler ve Filistin’i Taksim Siyaseti: 1921-1951 - KÜRE YAYINLARI - Avi Shlaim - Bu kitap Avi Shlaim
Mahidevran Gülbahar Sultan 💚🌟
-Born around 1500, Mahidevran Sultan is a Circassian Princess and Sultan Suleyman's first legal wife. -Mahidevran was described to be extremely beautiful, with enchanting green eyes and golden hair. Her beauty was why Suleiman named her Gulbahar Mahidevran, which means Spring Rose. -Ambassador Bernardo Navagero mentionied that Sultan Suleyman was side to side with his wife Mahidevran Sultan, but around the year of 1526 he gave his attention to Hurrem Sultan. -He sent her son, Şehzade Mustafa, to Manisa and his time there as regent was truly spectacular. Mahidevran Sultan managed his harem, ensured his education, and went to extreme efforts to protect him from poisoning. -Mahidevran Sultan renewed Valide Ayşe Hafsa's mosuqe and reinnovated it, and started many foundations to help the poor in Konya and Amasya. -Mahidevran Sultan from the beginning of her son's life to the end of it spent her time protecting her son from his rivals, and ambassador Tevesano in the year of 1553 said that the day Şehzade Mustafa was executed, his mother had sent a messenger to warn her son about his father's plans. -Mahidevran Sultan is mother of Şehzades Mustafa, Ahmed, and Abdullah. Also mother to Raziye and Fatma Sultan. -She was a pure hearted woman, who never stained her hands with blood. Children of Mahidevran Sultan from Sultan Suleyman: -Şehzade Mustafa (1515-1553) -Şehzade Ahmed (1518-1520) -Fatma Sultan (1521-1572) -Şehzade Abdulla (1522-1525) -Raziye Sultan (1525-1570) All there roles were excluded dramatically, except for Şehzade Mustafa and Raziye Sultan who was included as Nazenin Hatun’s daughter in the fourth season of the series.
Diyelim ki her şeyi geri kurtardın sonra ne olacak..???
Tarihte devletlerini bir bir yıkan arapçılık fikri sonrakini, daha sonrakini tekrardan devirecek..!!!
Masiva bırak direk bileklerimden Rayihamı miske bezemek elzem, Ben sözümden dönmem
*Dünyalık heves bırak bileklerimi,Kokularımı miske bulamam gerek, Ben sözümden dönmem!