Ayn öyle

Origami Around
TVSTRANGERTHINGS

blake kathryn

Product Placement

pixel skylines
Three Goblin Art

#extradirty
Game of Thrones Daily
Mike Driver
Claire Keane
One Nice Bug Per Day
ojovivo
YOU ARE THE REASON
Monterey Bay Aquarium
wallacepolsom
Peter Solarz
trying on a metaphor

Love Begins
Misplaced Lens Cap
Sade Olutola
seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from Türkiye

seen from Canada

seen from United Kingdom

seen from Italy

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Argentina

seen from United States
seen from Australia

seen from United States
seen from Singapore

seen from United States
seen from Italy

seen from France

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from United Kingdom
@serzenen
Ayn öyle
kimse kimsenin yanında falan olamazmış. kimse kimseye kol kanat vesaire de olmazmış. her şey her zaman ve ısrarla sürdüğü gibi tek ve bir başına denen şekilde ilerlemeyi sürdürüyormuş. bazen küçük bazı anların büyüsüne kapılıp saldığımız oluyor. salmayın. gevşemeyin.
“ Bu hayatta hiç kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı. İsa çevresindeki mezarlara baktı ve iyi ki ölüyorlar, dedi içinden. İnsanoğlunun, hak ettiği için öldüğüne o gün inandı. Ölene kadar da başka bir şeye inanmadı.”
AZ..
“Kendini, kendin için ara. Başkalarının senin için yol çizmelerine izin verme. Bu senin ve yalnız senin yolun. Başkaları seninle beraber yürüyebilir ama senin için yürümez. ”
İki insanın birbirini sevmesi geçmişi unutmanın en zarif yoludur.
Yenilmeyen var mı bu çarka? Kendindekini seni doyuracak bir hale getirmedin.
"Bilginler evinden çıkıp gittim: kapıyı da arkamdan çektim." demiş Nietzsche.
El'dekini aldın koydun hayatına.
Inandığın gibi yaşamamayı seçtin. Çok da bir şey bekleme bundan sonra..
Popüler hayat yine kazandı... Çokluk oyalar, yokluk yorar.. Hazırcı olmayı seçtin. Ancak Serzenirsin artık!
Başka kadınların da olduğunu bildiğin bir dünyaya gelmek çok da iyi bir karar değil. Havva tekken ne kadar da şanslıymış!..
“ öpüşmeye susadım.tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni.titreme, yanıyorsun. ”
13 Eylül 2019
Belki iyi biri değil, sadece eziksindir.
Insanlara hayır demeyenleri, isteklerini geri çevirmeyenleri hep iyi biri olarak düşünmüşüzdür. Oysa ne belli aslında hayır demek isteyip de ezikliğinden, özgüvensizliğinden hayır diyemediği. Insanlık olarak hep onların bu davranışlarını takdir ettiğimizden de salak bir tatmin duygusu da duymalarına sebep oluruz. Kendilerini içlerinde bu duyguyla teselli etmeye çalışırlar.
Sonra bu insanlar bir gün kullanılmaktan dolar dolar ve tüm "sözde" iyilik duyguları öfkeye dönüşür.
Iyilik için aktif irade lazım. Pasif iradeyle iyilik yapılmaz, sadece kullanılır.
Öfkeli olmayalım. Sadece ne istiyorsak onu söyleyebilelim. Ya da neyi istemiyorsak.
Manipülasyona hayır ✋
Insanlığın ve medeniyetin gelmediği yerleri seviyorum ben. Ama hiç gelmediği. Öyle temiz, öyle doğal, el değmemiş.. Elektriği hiç sevmiyorum mesela. Kesik olduğu zamanların huzurunu hiçbir şeye değişmem. Yanar döner şeyler rahatsız ediyor beni. Anlayamadığım birşeyin varlığı beni bütünlükten uzaklaştırıyor. Herşey doğal olmalı, kafa karıştırmamalı. Varlığımız tüm varlıklarla dost olmalı..
Acı bile yoktu, acıdan fazla bir şeydi bu, kocaman bir çöldü, sadece çöl. Düş kırıklığından da öte kalıcı bir hissizliğe giden yolun başlangıcındaydım. O hızla geçen kamyonlar son düşlerimizi eziyordu, Karabüklü'yle birlikte toprak olan son düşlerimizi. Boşluk hissi yerini yokluk hissine bırakıyordu artık, ne yokluğu olduğunu sonsuza kadar çözemeyeceğim. Düşlerimizin bedeli bu kadar ağır olmamalıydı.
Le vent nous portera
Gidişinle, gidişimle oluşan yarayı, kanasın kabuk bağlasın da atsın diye kendi haline bıraktım çok zamandır. Çünkü ne zaman kabuğunu soysam tam iyileşmeyip iz bıraktı. Öyle bir bekleyişle bekledim uzun zaman. Sonra o kabuk bağlamış, kabuğunu kendi kendine atmaya çalışan yarayı artık unutmuş yok gibi yaşarken; beni acıtabileceği tek şekilde acıtarak geçti gitti üzerinden… Unutmak konusunda başarılıydım. Acıtmak konusunda başarılıydı. Şüphesiz. Biliyordum ki o böyle sürüklenip gidecekti rüzgarın kölesi gibi. Ben o rüzgara esir olmayayım diye uzaklaştım, o da kendi rüzgarına misafir olmuş olanlarla sürüklenmeye devam etti. Her kavşakta farklı misafirler.. Eğlenceli geliyor herhalde diyordum. Rüzgar taşıyordu ne de olsa tüm yükleri ona birşey kalmıyordu. Rüzgarın taşıyamayacağı kadar ağırsa misafir, daha fazla onunla sürüklenemeyip kalıyordu bir köşe başında. Olurdu böyle şeyler sorun değildi, o esip sürüklenmeye devam ederdi; nasıl olsa yeni bir kavşakta yeni yoldaşlar olurdu. Biliyordum hayatı böyle geçecek hiçbir zaman kendi yolunu kendi bulmayacaktı. Çünkü tembeldi; sevmeye, yaşamaya, rüzgara rağmen birine tutunmaya tembeldi.. Bense kaldım bir gün aynı rüzgarın beni sürükleyemediği bir köşede. Onun savruluşunu seyrettim fütursuzca. Tutunamamasının mahcubiyeti yerine, benim onun savrulduğu rüzgarda savrulamayacak kadar hafif olmadığımın farkındalığını gözlerinde görmek istedikçe o kendinden emin, boka püsüre sürüklenip gitti.. Onunla gitmedim diye üzülmeli miydim bilmiyorum. Çünkü ilk kez birini bu kadar istemiştim.. İlk kez kendime birini bu kadar yakıştırmıştım.. Ama işte yakışmıyormuş demek ki. İnsan görmüyormuş gözleri aşkın dumanındayken. Yetmiyormuş aklı onun akılsızlığını görmeye. Antidepresan almışçasına herşeye ‘ne olursa olsun’ diyerek atlamışım onun etkisindeyken.. Yara o kadar süre iyileşmedi ki, gelip gelip o kadar çok kanattı ki, kavşaklarda yalnız kaldıkça rüzgarına katmak için o kadar gelip yönümü kaydırdı ki, sanki, pusulamı kaybettim.. Sonra, yıllar sonra akıllandım. O gelmelerin tutunmak için değil, sadece yalnız savrulmayı sevmediği için olduğunu anladım. Yine bir köşe başında doğru yolu seçmek adına ağırlığımı koyacaktım. Ve o yine bana tutunmayıp savrulmayı tercih edecekti. Yalnız kaldıkça da yeni yoldaşlar toplayacaktı yollardan. Bu onun hayat rutini, bu onun çaresizliği sevmesi ona sarılmasıydı. O hiçbir zaman tutulmayı haketmemişti. Ben de yapmamıştım zaten. Yapamazdım çünkü karakter meselesi, savrulmak isteyeni tutamam, onun dengesiz serzenişlerinde kendimi harcayamam. Ama, sevdik işte. Belki de bu fütursuz gidişlerini, bu derece eyvallahsız oluşunu sevdik. Ne bileyim, insan sevmek isteyince yokluğunu bile seviyor demek ki.. Sonra bir gün, dün, yanımdan bir meltemle geçti. Bir misafirin elini tutmuş aynı fütursuz haliyle yanıbaşımdan esip geçiyordu. Baktım arkasından, izledim gözden kaybolanadek onları.. Konuştum içimden.. yine kimbilir nereye savruluyordu…
bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı. bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara. kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim o durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. o ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla artık sevmiyorum ya severim belki yine ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
belki bana verdiği son acıdır bu acı belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
Pablo Neruda
Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuzmuşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka.
Rüzgarda sürüklenmek mi? Rüzgara yön vermek mi? Hangisi daha eğlenceli?
Gözde hoca benim kız arkadaşım olsaydı mesela, her gün böyle birkaç saat karşılıklı oturmak isterdim onunla, sessizce, özgürce bakabilirdim ona o zaman, derdim ki gerçekten bana hitap eden bir kız arkadaşım var, çok şanslı bir herifim. Bunu ona söylemezdim tabii, kadınlara böyle şeyler söylersen seni terk ederler. ‘Bana yeterince hitap etmiyorsun,’ demek gerekir kadınlara, ‘şişmansın az ye,’ demek gerekir kırk beş kilo bile olsalar, ‘bu aralar biraz yalnızlığa ihtiyacım var lütfen üstüme gelme,’ demek gerekir, ‘ama sen benim ideallerime mani oluyorsun buna hakkın yok,’ demek gerekir, ‘ne yapayım elimde değil annemi yine çok özledim,’ demek gerekir. O zaman sana aşık olurlar. Sende aşık olunacak bir şey kalmadığında, imkansız aşkı yaşamak için.
Maalesef.
Annen baban iyiyse kötü biri olamazsın.