Uzun zamanlardır buralaralara yok muamelesi yapmamış gibi yazmaya başlıyorum.
Belki biraz en sevdiğim o kulağa, biraz torunlarıma, biraz anneme, belki kardeşime, biraz çokça da tüm o içinde bulunup ait olamadığım o kalabalıklara.
İçinde bulunduğum durum en genel ifadesiyle bir bilinç tutulması, hayatı bi şekilde geçiştirmek, ve düşünülmemiş bir hayatın çilesini tüttürmek. Ben hayatımı düşünerek yaşamıyorum. En sert gerçek bu. Ve ortalıkta koyun gibi dolanıyorum. Biri bana ne yapılması gerektiğini söylesin diye bekliyorum. Neler yanlışım olur neler doğrular, bunları hala tahsis edememişim. Bunun yıkıklığı ve ezikliği içindeyim. Sadece kalabalık insan topluluklarına girmekten kaçınarak ve süreyi az tutarak bunu nereye kadar sürdüreceğim. İnsan 24 yaşında hala tecrübesizliği, düşünülmemişliği, hızlı ve kaygıyla verilen cevaplardaki toyluğu yaşar mı? Eğer yaşayanlar oluyorsa bile onlarla aynı yerde olmayı hiç istemiyorum. Bunu kendime yakıştıramıyorum. Bu beceriksizliği… Kendimi doğru ve açık açıklamayı bıraktım, bir yanlış anlaşılma açık açık ifade edildiğinde onu bile serinkanlılıkla düzeltemedim. Spekülasyona uğradım.
İnsanları sevmemek için sebepler buluyorum. Sezgilerime güveniyorum ama sezgilerimin de günü gününü tutmuyor. Bu kimseye yardımda bulunmama engel değil. Ama kendimi kimseye en azından bedenen kurban etmeyeceğim. Zihnim sağlıklı değil. Esir düşebiliyor.
Zihnimin sağlığı hakkında şöyle bi şüphem var: Sinyaller kapalı. Donuveriyor. Geçmiş gelecek ve şuan. Üçü de silik silik, bağlantısızlar. Gözlerim farkında olarak bakmıyor önümde olan bitene. Olaylar eğer sonradan anlatılıyorsa birileri tarafından aa öyle mi demişti duymadım ben, öyle mi yaptı ben görmedim, diyorum sıklıkla.
Belki de sadece her insanın başına gelen kadar geliyordur benim başıma da bunlar. Yine de bunların benim başıma gelmesinin benim dünyamda bu kadar etki ve yıkım yapması, benim yapılarımın ne kadar temelsiz dayanaksız olduğunu gösteriyor.
İnsanların aklından geçenleri, dürtülerini, düşünme süreçlerini, deneyimlerini, anılarını nasıl hatırladıklarını bilmek benim en heyecanla bilmek istediğim bir şeydi. Ama bunu onlarla ilişki içindeyken yapamamaya başladım. Parçalandığımı hissediyorum. Ben üçüncü göz olarak bir ilişki kurmak istiyorum sadece. Bu ne kdar doğru bir seçim? Aslında üçüncü kişiden kastım, mesafeli ve soğuk olarak sadece veriyi elde edebilmemi sağlayacak herhangi bir konum. Günah çıkarma kabininde bir papaz, bir psikanalizci, bir rüya izleyicisi, zihin okuyan bir sihirbaz, bir güvenlik kamerası, gizli bir ses kayıt cihazı, bir çip, bir hacker. Bunlar benim doyurulmamış arzularım. Bu gibi araçları kullanmadığım sürece hayatın bana bi türlü mamamı vermediğini düşünüp duracağım. Sayko.
Gelgelelim. Anahtar kelimelere. İnsan ilişkileri, akrabalık, ölüm, kızkardeşler. Dedikodu.
Kuzenlerimin benim arkamdan atıp tutacaklarını bildiğim bir meselede kendimi yeterince açık açıklayamadığım bir durumdaydım dün. Ne hevesim vardı ne de kaynağım. Kendimi katlettim. Kaygı yaratma güçlerine sadık kaldım. Kendi sağlık sorunumu açık açık söyleyemecek kadar da bitkin dudaklarım, dilim kupkuru. Çözümünü yıllarca aradıp bulamıyorum. Söylesem ne değişecek, bahanem mi sayacaklar? Bu fesat ortamlarda kendimi mayın tarlasında hissetmemek için kaynakları oluşturmalıyım.







