Eşyanın duyguları yoktur ama eşyaya olan duygularımız onu canlı kılar.
Canlılık her şeyden önce, hissedilmektir.

#extradirty

ellievsbear
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
Cosmic Funnies
Keni

izzy's playlists!
todays bird
Today's Document

pixel skylines

roma★
ojovivo

Janaina Medeiros

No title available

JVL

shark vs the universe
EXPECTATIONS
Game of Thrones Daily
Misplaced Lens Cap

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Canada

seen from Türkiye
seen from Colombia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Argentina
seen from Brazil
@siyahgunduz
Eşyanın duyguları yoktur ama eşyaya olan duygularımız onu canlı kılar.
Canlılık her şeyden önce, hissedilmektir.
Çemberin içinde zaman sonsuzdur
İki farklı noktadan bir kayıtsızlık çizgisinde birbirimize koşuyor gibiyiz
Bir gün beni sevmeyi unuttuğunda ölmüş olacağım
Ama çok geç değil göz kapaklarımı aç ve kendine bak
Kendine dön ve konuş
Bırak kuş sesleri yankılansın cehennem kafesimde
Ve yandığımı da bir kenara bırak şimdi,
seni sevdiğimi hatırla
Hala çanakkale de misin
Evet
Sadece
Uzun beton denizler ve hiçbir zaman solmayan derin mavi güller
Biliyorum hiçbir sahilin uzantısı değilsin bu asırlık bedeninde
Hiçbir sağırın göz rengi değilsin ya da sana dönük oturan geçmişinde
Uzun bir kuyruk saçlarında altın takmak için sıraya dizilmiş insanlardan
Ne yakın ki yazık değiliz henüz ikimiz
Kurtuluşumuzu bir sigara yakarak kutlayabiliriz
Ama ne sen hazırsın ne bu beden sende sendeleyen
Ne de bu sandalye üzerinde durduğum, durduğum ve sana baktığım bir kırmızı ışık
Ağız
Uzun bir nevresim geçti üzerinden, hâla aklımdasın
Kimi zaman boş sokaklarım ve her kimi tanırsam karşımdasın
Her durağın altındaki toprakta bir yatır yatar ve durağan olan şeylerim durmadan seni sayılıklar
Ucuz yazıyorum biliyorum ama beş para etmez yarınlarım, yarım yazıyorum aslında, yarım
Soyut manzaralar betimlemekten betim benzim attı da denebilir ya da
Kafama şuan dayalı iki silah var ve ikiye dayalı iki odalı bir yalıdayım
Sana bi şeyler anlatmaya çalışmıyorum,
Top çeviriyorum sadece, fark etmişsindir
- İki silahımı aynı anda ateşlemeden önce sana kendi ağzımla bir şeyler yazmak istedim
bu hayatta neden varsın, yani umutlu olman için sebep ne hayallerin ne
Hayattaki gayemi böyle sikko bi sitede neden söyleme gereği duyayım ki
Aslında bir kahine gerek yok insan bazen hiç bilmediği olayları bile karşıda ki iyi hissetsin diye dinler anlamak zorunda değildir
Tamam dinliyorum o halde
Eski mesajları okuyordum ağlarken gülmek gülerken bir anda ağlamaya başlamak gibi garip şeyler yaşıyorum ve boğazımda düğümlenmiş bir kaç mebçvzu var
Hmmmmmm, sanırım bir kâhine görünmeliyim
Burcunu biliyorum, peki yükselenin ne? :)
Akrep
akış
derin mavilikleri içine çekersin bir berduşun rüyası gibi
ve bir kuşun kanat vuruşunu işitirsin denizin metrelerce altında
boğulursun ama
zamanın taşları arasında sekerek ilerlerken olur bu
iki kaldırım arasına tam sığan bir tır geçecek gibiyken, üzerinden
çok da zaman geçmemişken daha
peki ama hangi an'ın kalıntısıdır bu kaskatı beden
hangi yüz bakar hangisine ve hangisine gerçekten bakar yüzüm
şimdi, gecenin bu saatinde hangi aynadan yansır güneş
şimdi,
sokaktan gelen kedi yakarışlarına benzer bu anlattıklarım
kaç kişi duyar koca gecede ve kaç kişi anlamaya çalışır
hangi yüz, anlatır bana en azından o beyaz güneşi,
bir masal gibi, uyanmak istemediği için uyumayan birine
turuncu, bir gün gün batımına bakıyorum
bir gün belki de bakıyoruz, aynı renk boyanmış duvarlara
rastlantının kendi içindeki eğlimi de denebilir buna, atomik bir çekim
yağmursuz ve yıldırımsız bir duman veriyorsun nefesime
sürekli senden bahsediyorum ama bil ki O , sen değilsin
ve böyle söylediğimde inandırıcı olmadığını biliyorum
işin aslı O, sadece benim bir yansımamdı
bu yüzden;
-seni sana gösteren aynalara çıplak yaklaşma-
köyün kokusunu unutabilirsin belki ama asla metropolleşme
bir şarkıyı seviyorsan, içinden eşlik et ki başkaları da sevebilsin
ve kötü olmak basit bir tanım, bu yüzden kendini geliştir
çünkü, sen kimsin dediklerinde aslında seni tanıyor olmalarını istemezsin
seni zaten tanıyor olduklarında bil ki, metropolleşmişsin sevgilim
uykum var aslında ama bu gece kediler çabuk sustu, ben devam etmeliyim
gözüne girmeye çalışan o kör sinek gibi, hayatıma karşılık senin için yersiz bir rahatsızlık
işletme okuyorum ve bu eşit bir takastır
güneş doğuyor, az sonra balkonumun rengi değişecek. şuan veremli bir turkuazı andırıyor
perdelerim de fazla dayanmaz bu güçlü ışık karşısında
o yüzden, sanırım artık uyuyorum
şimdi,
yalnızca uyuyorum
Şarap içen ve ter kokan fransız kadını
Örme saçları boynundan dökülen renkli iplik bobinlerinden ve tanrısal şarabını yudumlarken, Fransız kadın Yalnız ve kuru bir bardak altlığı ile oryantal bir fırtına gibi tüm barı etkisi altına almıştı
Lâkin, o sırada barda bulunan şam'ın şamdan temsilcisi Affan bey yaklaştığı Fransız kadınının ter kokusunu burdan memleketine götürebilecek kadar çok içine çekmişti Şarap içen, ter kokan Fransız kadını. Tanrısal bir yalnızlık dünyadaki en güzel gülün yerinden kopartılıp koklanması ve kesin bir tatminkârsızlık
Kendi içinde paralel sonuçlar doğuran doğrular, temiz bir ironi gibi aşk ve Fransız kadını ter kokan, şarabını yudumlar dudaklarındaki kırmızı şarabın ruj lekesini tazelercesine Uzun zaman önce cennette komşuymuşçasına, uzun bir zaman önce saksılarını küçük kızı kadar önemseyen bir annenin şefkati ile sarılmak isterdi doğrusu, ter kokmasaydı eğer kadına
81098
İşte küçük bir kum saati kaldı tüm o sahilden geriye ve ileriye akmıyor ne kadar uğraşsam da zaman pıhtılaşmış damarlarımdan bir intihar bombacısı sevişiyor yine şehrin orta yerinde polis müdahale etmiyor, mobeseler kayıtta tüm dünya izliyor, kimse tedirgin değil ama sana bir sır vereyim sevgilim, ben ölmek istiyorum. en çok da, en fazla da sevişirken Çıplak manzaralar görmek istiyorum, senin kadar cesaretli ve katledilen her sayfa için bir ağaç dikmek halâ uzunken uzanmak istiyorum tüm zehrimi nehrine kusup beklemek istiyorum aynalarım sakinleşene kadar sana bakıp istiyorum sevgilim. o kadar çok şey istiyorum artık bir bilsen en çok da, en fazla da sevişirken anlatmak bir bir tüm şerefsizliklerimi ve çimentoya bulanıp heykelleşmek öyle tokatlarla, gözyaşıyla efsunlanmış beddualarla değil balyozlarla sevgilim. kırılmak istiyorum ben Eğreti bir karınca kavgası başlatıyorum elimdeki sopayla arkamda mahallemizin zorba çocukluğu henüz uzak bir duyguyken acı ve sahiciyken tebessüm giyinikken veyahut, içmeliydik kahvelerimizi ayağı takılıyor bir ahtapotun sana göre önemsiz çünkü sadece susan bir pandomimci fısıldar son mermisine ve en çok da sevişirken susar bir mermi Bana mutlu bir piyano göster şimdi yapamıyorsan sus ben anlatacağım, çatı katımdaki civciv makinasını çünkü sıkıldım menemen yemekten, tüm bu kuru dramdan ve tatavalardan göz göze gelmek istedim, böylesi daha dokunaklı ve yasaklı bir son yazmak istedim sadece biliyorum yine beni olduğum gibi hatırlayacaksın ve hatırlayacaksın, en çok da sevişirken olduğun gibi
Sineklikten geçen hava
Serpilmiş bir kırlangıcın kanatları ve kırık boyunlu bir lale ile bakışmışım Uzun suni teneffüsler yapılırken çıplak bedenlere kas katı, Mermer bir heykel gibi yıkılmışım Minareden sen seslenirken her sabah baş ucuma altı patları, Bu yerinden kaçıncı çıkarışım Demoktrat bir son için çarpışıp kollarında can vermişim Ve hâlâ serpilir yaprakları bir mezarlığı örtercesine üzerine, Çelik zırh giy kadın daha bitmedi ihtilal şeftaliler çiçek açtı, Desem inanır mısın peki böyle bittiğine, kıvılcımsız ve küreksiz bir çırpınışın ertesinde, Her bulut gölgesinde oturup bir sigara yakmışım Belki hatırlarsın kuru bir yaprağa değdiğinde elin Ya da dökülen şarabı silerken bir dantelli peçeteye Umursarsın göçmen kuşları ve elbette, Büyük bir pompalı örtebilir ancak bu günahı O yüzden ben gözlerimi bağladım vur, ikindi güneşinde kırlangıçları
Geceleri kısık sesliler konuşur bilir misin?
Pürüzsüz bir denize bakar gibi Ve tüm bu kirleriyle, sokağıyla, inşaatıyla, kör kedileriyle Bir bir oturup. kısık sesliler konuşur Uzun merdivenlerden, trafo pencerelerinden ve yağmurun değmediği apartman diplerinden Peki neden, sen uyursun, göz kapaklarını göre göre; inerken sarmaşıklarla kaplı korkuluklara dokunarak bir rüyadan Nasıl uyanırsın ya da, böyle kısık bir güneşe O yüzden, alçak tabureler üzerinde sessizce anlattım bir daha;
Seviyorum lan dedim, bağırdım. epey gri bir tonda çöpten başını kaldırdı kedi, anlık irkildik biri İbrahim Erkal açtı sokakta saat şuan 03:13 sigara verin ulan dedim inşaattaki amelelere de sokayım her sabah deldiğiniz o duvara yeter be sonra daha adımını bile atmadığın böyle evin ta amına koyayım, dedim biraz sustum
Gecenin bir zarı vardır ve yırtılır Ama bazen öyle konuşursun ki, böyle içinden ve gür Kimse uyanmaz, sokak lambaları sönmez, köşe başındaki deli hâlâ yalnızlığının sarhoşudur, ince bir rüzgar gibi kalır sadece; açık pencerelerin sinekliğine çarpıp. Ama adının geçtiği ayetler var elimde ve inanıyorum ki, Sen duymuşsundur beni; o, gürültüsü en az gecede bir araba motoru sesiyle birlikte Çünkü sadece seni düşündüm bunlar yaşanırken, fazlası değil -ve galiba pek de sessiz değil
Belki bi' on beş yıl sonra tekrar karşılaşırız eski bir otogarda, otuz yıl öncesinin otogarları ama; olur ya, oturup döner yeriz, limonata içeriz ve her şey eskisi gibi olur
Kırmızı şerit
Saatler hiç aksamaz tosun paşa pasajında ve insanlar durup duraksamaz bir şeyler satın almak için Uzun bir geçiş ve seyrediş hali hakimdir ahalide ve sakindir günlük rutinleri Kız kıvraktır ve yakalanır nitekim peşi sonu gelmeyen dizelere öğle sıcağında, tosun paşa otogarında Bir geçiş ve seyrediş resitali yaşanır iki aşık arasında Tosun paşa vilayeti sınırlarından çıkan otobüsleri trafik polisi dahi durduramaz Müdahil olmak isteyen ise genç kuru bir sigara yakabilir sadece Çünkü insanlar ve zaman duraksamaz bazı şehirlerde Kaskatı bir nehir de çözülse çocukluğunun üzerine Eriyen dondurmalarının tadını da unutsan kırk iki yaşında Bu hep böyledir. Mavi daimi bir renktir tüm medeniyetlerde ve kısmen geçerliliğini korur ülkemizde Peki ya hiç düşündün mü, ya kör olsaydı bu gece üzerimize doğan ay Dahil olamaz mıydı sanıyorsun tosun paşadan kalkan otobüse Veyahut gözleri vardı da bizi mi göremedi bu koca puslu ovada Niçin akmadı zaman bir fakirin gözü gibi bakarken her yeni güneşe Gözlükleri mi vardı aynalı çarşıdan alınmış haşa Tanrı'nın Niye bizi böldü bu yollar iki ayrı şeride Ve neden hâlâ duraksamaz zaman tosun paşa pasajında İşte tozlanıyor minik İsa heykelleri tezgâhta Çünkü bütünüyle dinsiz artık turistler ve saatler hiç satmaz bu çarşıda
1013
uzun ve neşeli şarkılar çalıyor hep aynı mezar taşına dua edenlerin başında kıpırtılar yankılanıyor tüm şehirlerden eşit düzeyde hissedilen işte zaman diyorum. hiç yaşanmamış bir pişmanlık gibi saplanıp kalan insanın kalbine uzun nöbetçiler diktim şehrin dört bir yanına ve hiçbir köşemi örtüştüremedim düzgün bir çokgenle işte pişmanım ve senin o hiç yaşamadığın zamanı ben yaşadım, işte zaman diyorum ve üzerime kapanan Nil nehri boyunca yankılanıyor
sense bir yaz gecesi düğünündesin ve çingenenin akordiyonunda ses buluyorsun tek bir notasın sadece sonsuz ekoyla sarmalanmış evrenin içinde aynı renk saçların var tüm kadınlar gibi başından sonuna ve sessizin de ertesinde bir bekleyiş damlarken gözlerinde belediye anonslarının eşliğinde dağıtılan bu düğünde yok oluyorsun
kısık ve endişeli şarkılar çalıyor dip dibe yapılmış apartmanların tüm yatak odalarından duyulacak şekilde bir son peşinde işte her perde güneşe ve tüm yeni başlangıçlara nefret duyar vaziyette yüksek uçlu bir piramit daha çölün derinliklerinde kayboluyor bu fırtınada, perde kapanınca gözlerimi açıyorum ve işte zaman diyorum, daha ne kadar sızacak aramızdan. kaç bahar rüzgârıı daha kaldırabilir ya da bir çuval pamukla eşit ağırlık basan bedenim işte bu an diyorum; ve bir korkuluk ölü olduğunu ilk defa kabulleniyor evcil olmayan kargaların gözlerine bakıp kalıyorum çünkü seninle her göz göze geldiğimde