İlk tanıdığım gibi değilsin artık, seni ilk fark edişim gibi değil, öyle duygusuz bir bakışın var ki etrafa; çiçek soldurur. Öyle duygusuz bir bakış ki bu; sonbahar gelmeden yaprakları düşer ağaçların, üstüne basıp geçersin dalgın yürüyüşlerinde. Senin bakışın böyle işte, tanımıyorum seni. Aşılır bu da, yıkar geçersin bu yüksek duvarları. Geriye güzel bir gülümseme kalsın dudağının kenarında. Seni kıran her şeyi sikeyim, sen gül yeter ki. Bir şeyler yıkılıyor, kırılıyor ve sen hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorsun, biliyorum. Elinden kayıp gidenlerin ardından gözyaşı dökme, bir damla bile akıtma, akıtma. İçinde açılan karanlık boşluğa salıncak sallama, o ip dolaşmamalı boynundan, düşmemelisin o boşluktan aşağı. Şunu da unutmamalısın ki; gözlerindeki hüzün gülüşlerine sıçrarken, onlar gülüşlerinden hiçbir şey kaybetmemiş, hiç kırmamış gibi geçip gidecekler kısacık ömründe. Geçip gitmiş ve şu an yolcu olacak kimse için yorma kendini. Yolun çıkmaz tabelasına ulaştığında, öyle bir iz bırak ki, kıranların omzuna ağır gelsin yüklerin. İzin öyle güzel olsun ki, seni sevenlerin göğüslerinde anlam taşı. Sonsuza kadar. İz I 11.11











