Tumblr'da 13. yılımı dolduruyorum 🥳
Noah Kahan
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

JVL

izzy's playlists!
sheepfilms

blake kathryn
Mike Driver
TVSTRANGERTHINGS
EXPECTATIONS
Sweet Seals For You, Always
ojovivo
One Nice Bug Per Day
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
No title available
Three Goblin Art
No title available
Fai_Ryy
he wasn't even looking at me and he found me
hello vonnie
Monterey Bay Aquarium

seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from Malaysia
seen from Lithuania
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Indonesia
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from France
seen from Lithuania
@sonsuzlukkadarsonsuz
Tumblr'da 13. yılımı dolduruyorum 🥳
Doğru bildiklerimin peşinden koşmayacağım sanırım bu kez. Hava şartları sevmeye bu kadar uygunken, doğrulmayacağım bu kez yerimden. Sonucu değiştiremeyeceğinin sana bunca söylenmesi ve senin içinde hala bunu değiştirebileceğine dair bir umut olması ne acı. İlk kez bir şeyi yarım bırakacağım, neyse o, nasılsa öyle. Bakmamaya çalışacağım gözlerine, bilmiyorum bu ne kadar mümkün. Avaz avaz anlatmak, konuşmak, söylemek isterken sanırım susacağım. Neden böyle oldu demek yerine, böyle oldu diyeceğim yalnızca. Adın kulaklarıma ilişince duracağım bir süre. Sonra yine adınla devam edeceğim adımlarıma. Sen hiç kendi duygularını, düşüncelerini bir kenara bırakıp, onun kalbini avuçlarına almak, sarıp sarmalak istedin mi? Sıkıntısını, derdini ben bileyim, ben çözeyim; ona gülümsemesi kalsın dedin mi? Bu şey gibi. Kapı numarasını ezbere bildiğin bir evin artık sokağının başında bile duramamak ve çalacak başka kapının da olmaması gibi bir hüzün. Aklına düştüğüm oluyor mu? “Çat!” diye gözünün önüne gelip, gözlerin doluyor mu mesela? Merak ediyorum ama öğrenemem de muhtemelen. Günler sonra bir gün, keşke biraz daha mücadele etseydin, dersin diye korkmuyor değilim. Keşke sen de gelseydin biraz. Fakat yoruldum. Kelimelerim tükendi. Gel desen de artık, gelemeyebilirim. Öylece çıkıp kendiliğimden gelemem ama gel demen gerek en azından. “Gel, hazırım ben…”, dersen eğer. Lakin beklemiyorum, ümit etmiyorum. “Ben artık yokum” cümlesinin getirdiklerini, hatta götürdüklerini göze alabiliyorsan, bu saatten sonra konuşmak gevezelik olur sanırım. Şimdilerde hissettiğin “rahatlamışlık” hissi var ya? Geçici o, haberin ola. Gerçi gözlerinde eskisi gibi değildi, ilk defa, ben de bilmiyorum artık. Koştum ben, çok koştum. Tükendiğimi hissediyorum artık. Hislerim benden büyüktü; yüreğimden, gözlerimden taşardı. Ezilip, büzüldüler artık, kırıldıkça yok oluyorlar sanki. Şaşırmıyor değilim fakat daha çok canım yanıyor, bunca yok olmama. İyi kötü yalan, bu hayatta bir gidenler var bir de kalanlar, bir de ikisini de yapamayıp tam ortada duranlar. Bu, benim ilk sayfam; bu, bizim hikayemizin sonu. Pes etmek değil, kabul ettim. Anladım, ikimiz birden sevinemezmişiz. Göğe bakmayalım artık. Eyvallah.
Ellerinden öpüyorum Berkcan.
Hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz veriyorsun ama bir gün o hastalanıyor ve sen toplantıda olduğun için yanına gidemiyorsun. Akşam televizyonda bir filme denk gelip kanepede yanına kıvrılmak geliyor içinden ama sabah yedide kalkman lazım. Sabah mırıl mırıl sarılıp biraz daha uyumak istiyorsun ama dokuzda işte olmalısın. Öyle birkaç kez gecikirsen atılırsın. O zaman ev kirasını, kredi taksitini ödeyemezsin, buzdolabına mama koyamazsın ve artık birbirinizi sevmemeye başlarsınız.
Bir insanı sevip birlikte bir hayat kuruyorsun ama onu günde sadece üç saat görebiliyorsun. Çocuğun oluyor, hasta oluyor, elini alnına koyup “geçti bak yok bir şey” diyemiyorsun. Ona mutlulukla hatırlayacağı çocukluk anıları bırakamıyorsun. Onun nasıl güzel güldüğünü, nasıl güzel oynadığını, senin adını ilk nasıl söylediğini göremiyorsun. Fırtınalı bir okul çıkışında sürpriz yapıp elinden tutamıyorsun.Bütün günün hastalıkta sağlıkta yanlarında olacağına yemin ettiğin ailenle değil, başkalarının yanında geçiyor.
Hayatımızı sevdiğimiz insanlarla geçiremeyeceksek niye yaşıyoruz? Onlara sarılmak için akşam olmasını bekleyeceksek, akşam sarılmaya çalışırken sadece hayatımızın çözülmesi gereken sorunlarını konuşacaksak, ortak hayatımız sadece problem çözmek haline gelecekse ve biz bu yüzden birbirimizden bıkacaksak niye aile kuruyoruz?
Birlikte yemek yapamadığımız, misler gibi sofralar hazırlayamadığımız, “Sen soğanları doğra, salatayı ben yaparım” demediğimiz insana karı, koca ya da sevgili diyebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, yaşadığımız hayata hayat diyebilir miyiz?
İnsanın bir ailesi yoksa hiçbir şeyi yoktur. Ailenin tanımı da kadın-erkek-çocuk-kardeşler değildir. Dostlar da ailedir. “Haberleşelim” diye kapatılan telefonun ucundaki sesler, bir kahve bile içemediğimiz, alelacele bir araya gelip dağıldığımız, başımıza bir hal gelince aklımızdan, karnımızdan konuştuğumuz insanlar da ailemizdir.
Geçip giden her an bir anı ve mutlu anılar biriktirerek yaşamaktan daha önemli bir şey yok. Her şeyi, herkesi yitirdikten sonra o anlar kalıyor. Geçip giden koca bir hayatın tek tesellisi parmaklarınla toplayabildiğin hatıralar, hepsi o kadar. Güzel anıların yoksa dünyanın tapusu üzerine olsa ne olur ki?
Ne bütün gün ısıtıp içinde oturamadığımız evlere, ne üzerinde oturup eskitemediğimiz koltuklara sahip olmanın bir anlamı var. Özleyecek bir kokun, kolun kanadın kırıldığında bütün yükünü bırakacağın bir kucağın olmadıktan sonra parayla aldıklarını ne yapacaksın?
Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.
-b.y.
Hi cutie
Anastasia Ferreira