evrenin bütün parçacıklarının konumunu ve hızını bilen bir varlığın geleceği kusursuz hesaplayabileceği fikri. ne ürkütücü bir düşünce aslında. çünkü bu romantik biçimde değil, matematiksel biçimde de kaderi savunuyor. özgür irade dediğimiz şeyi bir yanılsamaya dönüştürüyor ve insan bunu gerçekten düşünmeye başladığında kendi anılarına bile başka perspektiften bakıyor. belki de bazı insanlarla tanışmamız kaçınılmazdı. belki de o gece o şarkıyı açmamız, o mesajı göndermemiz, o sokağa sapmamız bile milyarlarca parçacığın önceden yazılmış rolüydü. insan bazen özgürlüğünün gerçek olduğuna inanmak istiyor çünkü aksi durumda suçluluk duygusunu taşıması çok zor olurdu sanırım. eğer her şey belirlenmişse neden nefes sıkıştıran bir pişmanlık duyuyoruz? sonra kuantum fiziği çıkıp bütün bu donatılmış masayı dağıtıyor. belirsizlik ilkesi diyor ki bazı şeyleri aynı anda bilemezsin, yani evrenin kendisi bile tam anlamıyla deterministik davranmıyor olabilir ve garip şekilde bu beni rahatlatıyor galiba. çünkü insan ruhu da tam olarak böyle çalışmıyor mu? birini aynı anda hem sevebilir hem ondan nefret edebiliriz, hem gitmek isteyip hem kalabiliriz. insan dediğimiz şey zaten çelişkilerle ayakta duran biyolojik bir paradoks. modern dünya bizden netlik istiyor ama doğanın kendisi bile net değil














