Günün kitabı: Marina Warner, Bir Zamanlar Bir Ülkede... Masalların Kısa Tarihi, Yapı Kredi Yayınları.
Warner, masallar konusunda Calvino'dan bir alıntı yapıyor. Masallar Calvino'ya göre ‘avutucu fabl’lardır ve fakirlikten, kötü davranışlardan ve baskıdan kurtulma umudu sunarlar. Yine Warner'e göre masallar umut taşırlar. Öykülerde umut mucizelerini ortaya çıkaran vasıtalar, bir geleneğe bağlı olarak yönel inanç sistemlerinden doğdukları için yöreden yöreye değişiklik gösterirler. Gelenek hayali birimler içerebilir ama aynı zamanda tarihten de izler taşırlar: Bir yanda periler ve gulyabaniler bir yanda baştan çıkarıcı kadınlar ve üvey anneler. Warner ayrıca Walter Benjamin'in masallarda büyü yoluyla elde edilen adaleti beğendiğine dikkat çeker. Benjamin'in sonunda karanlık kötücül güçler yerine ‘kurnazlığın ve yüksek umutların kazanmasının umut verdiği’ yorumunu yaptığını hatırlatır. Warner kadın ve masal konusuna da dikkat çekiyor kitabında. “Peri masallarında kadınlar (dişiler) kötülükte önde gelirler.” tespitini yapıyor, ki haklıdır. Bana sorarsanız masal, geçmişte geçse de gelecektir. Masal hem toplumların belleği hem erdem ve ahlak birikimi hem de hayal dünyasının genişliğidir. Masal, ütopyası olanların, üretken ve yaratıcı toplumların ürünüdür. Didaktiktir. Verdiği dersler ile nasıl bir toplum istediğini gösterir. Bir toplumun masalı ne kadar çoksa, kültürel hazinesi o kadar geniştir. Masal sözün gücüdür. Bir dilin gücü, masallarla bile ölçülür. Masalsız toplumun ne geçmiş hikâyeleri vardır ne de geleceğe dikebileceği ağaçları. Masalı olanın kökü sağlamdır. Masallar halkın saflığını, yüce gönüllülüğünü, paylaşım kültürünü, sevme tarzını, kolektif bilincini yansıtırlar. Kişisel bir şey anlatmak isterim. Biz çocukluğunu 90’larda yaşayanlar olarak belki son şanslı nesillerden biriydik. Gerçi her önceki kuşak kendini böyle nitelendirir. Hayır, masal bitti demiyorum. Aksine çeşitlenen, sayısı artan, nitelikli, yaşa ve gelişime göre daha uygun kitaplar var artık. 90 kuşağı bu kadar çeşitli masala ve çocuk kitaplarına sahip değildi belki. Bu da bizim şanssızlığımız olabilir. Fakat şanslı olduğumuz nokta şuydu: Televizyon, bilgisayar, tablet gibi araçlar hayatımıza geç girdi. Biz bir ara türdük. Teknolojiyi de gördük, sokakların tadına da vardık. Evet, belki sokaklar bugünküne göre daha güvenliydi. Bu anlamda hem çocukluğumuzu daha sosyal yaşadık hem de masalları mahallenin çocukları olarak topluca büyüklerimizden dinleyebilme şansına eriştik. Küçük şehirde yetişmiş kendim adına bunu söyleyebilirim en azından. Ananemin taraçasında, salkım salkım üzümlerin altında –biraz da sivrisinek ısırıkları eşliğinde- yüksek, tahtadan divan üzerinden masallar anlatışını ve ondaki tadı hiç unutamam. Şimdiki çocuklar belki ailelerinden dinleyebiliyorlar masalları fakat bu da alafrangalaştı. Batı filmlerindeki yatmadan önce çocuklarına kitap okuyan modern aileler var şimdi. Çocukların belki de toplu masal dinleyebildiği tek yer okullar artık. Ne olursa olsun masalsız yaşayamayız. Kökü sağlamlaştırmak için daha çok masal yaratmalıyız.










