Son zamanlarda sinemada izlediğim iki muhteşem filmden bahsetmek istiyorum,
İlki Sentimental Value (Manevi Değer)
Bir süredir izlemeyi planladığım bir türlü denk getiremediğim bi filmdi, Beyoğlu’nda vizyondan çoktan kalkmış filmleri getiren bi sinemada bulup gittim. Pek çok festivalde ödül almış Norveç yapımı bu film temelde kopuk aile bağlarını ve genç bir kadının babasıyla ilişkisini konu alıyor. İnsanların birbirine gerçekten temas etmeden yaşayıp gittiği çürümüş kuzey kültürü hakkında da epey fikir veriyor. -Spoiler- İki kız kardeş nihayet birbirlerine sarılıp ağladıklarında bi oh çektim. Film ayrıca sinema içinde sinema sahneleri barındırıyor, karakterin kendi rolü içinde başka bir rol oynamasını izlemekten çok keyif alırım. İnsan ilişkileri, aile bağları ve kadın psikolojisi üzerine düşündüren iyi bir filmdi.
Gelelim gözbebeğime; Bir Adam Yaratmak
Necip Fazıl’ın bu muhteşem oyununun sinemaya taşındığını duyar duymaz filmin yolunu gözlemeye başladım. Bir yandan çok heyecanlandım bir yandan da bu kadar iyi bi oyun sinemaya ne kadar başarılı uyarlanabilir, ya mahvedecekler ya da ortaya manyak bi şey çıkacak diye düşünerek gittim. Fakat beklediğimin çok çok üzerinde muhteşem bi yapıt vardı karşımda. Tek plan çekilen uzun sahneler, Engin Altan’ın muazzam oyunculuğu, üzerinde ince ince düşünülmüş sinematografi ve tabii ki Necip Fazıl’ın akılalmaz monologları… filme o kadar bayıldım ki, o kadar sarsıcı bi filmdi ki, çıktıktan sonra bir iki saat kendime gelemedim. İzlediğim en iyi Türk yapımı filmdi diyebilirim, ki Türk sinemasının ne kadar kıt olduğunu anlatamaya gerek yok. İlk bulduğum fırsatta filmi tekrar izlemeyi iple çekiyorum. -Spoiler- Etrafındaki anlayışsız budalaların Hüsrev’in delirdiğini düşündüğü sahnelerde aslında Hüsrev’in daha önce hiç bundan daha fazla kendinde ve aklı başında hissetmediğine yemin edebilirim. Ve o son replik:
-Niye gidiyorsun oğlum?
+Napıyım, incir ağacını kestiniz..
Off orda kalbimi bıraktım…












