Bu akşam, daha önceden izlediğim bir oyuna gittim, Jerry Ve Tom. Oyunun en beğendiğim sahnesi Ünsal ÇOŞAL'la Yıldız KAPLAN'ın dans ettiği sahne. Hem o sahneyi hem de Yıldız Kaplan'ın oyunun başındaki dansını izlerken bambaşka bir dünyaya gidiyorum. Çünkü benim de böyle bir hayalim vardı, umarım ki günün birinde buna benzeyen hayalimi gerçekleştirebilirim. Ayrıca, oyunu izlerken "Bu oturma düzeni neden böyle, başka nasıl olabilir?" diye düşünüyordum ki farklı bir sahne ve oturma düzeni aklıma geldi.
Oyunun bir sahnesinde gözüme kestirdiğim bir aksesuarı autocad'te çizimi yapabilecek şekilde inceleyip, oyundan sonra cebimdeki kırmızı tahta kalemi ile küçük not defterime çizdim. Cebimde her zaman kırmızı, tahta kalemi taşırım. Bir ara çizmeyi ve evde yapmayı planlıyorum. Aslında bu konuda aksesuarın duruşu da bana çok yardımcı oldu, öncen ve yandan görünecek şekilde duruyordu, üstten görünüşünü de kendi kendime oluşturdum.
Oyundan çıktıktan sonra hava güzeldi, kabanımın önünü kapatmadan yürümeye başladım. Hürriyet sitesini önündeki yaya üst geçidinin ayağında inip İvedik Metrosuna doğru yola koyuldum. Yürürken bir ağacın dibine bırakılmış tomar tomar gazete buldum. Çöp konteynırına atılmamıştı, bir kısmı bir alışveriş poşetinde bir kısmı ise açıkta duruyordu. "Gazete bu, her zaman ihtiyaç oluyor" diye düşünerek tek seferde elime ne kadar gelirse hepsini alıp, kolumun altına koyup yürümeye başladım. Ancak bir süre sonra dikkatimi çekti, gazeteler çok çok temizdi, hiç açılmamıştı, ilk katlandığı şekilde incecik duruyorlardı. Durdum, gazetelerin tarihlerine baktım, 11.01.2013 yazıyor. Gazetelere baktım, Şok, Türkiye, Radikal, Cumhuriyet, Zaman, Hürriyet, Milliyet... hepsi vardı üstelik birer tana de değil üçer beşer tane.Şok gazetesinden iki tane vardı, bu demek oluyor ki her resimden ikişer tane kesip odamın duvarlarına asabilirim! Bunları, gazete satan bir yerin atmış olacağını düşündüm ancak gazeteleri aldığım yerde öyle bir bayii yoktu. Bunlar, o bayiinin iade ettiği gazeteler olsaydı üzerilerinde not kağıdı olurdu ama o da yoktu, Hepsi atılmıştı. Ben de tuttum, hepsini eve getirdim.
Eve geldim, "Akşam baskısı bunlar, akşam baskısı!.." diye bağırarak gazeteleri dağıtmaya başladım. "Şu anda elimizde herkesin aynı anda aynı gazeteden birer tane okuyabileceği kadar çok gazetemiz var.", "onu kullanma istersen, ben sana açılmamışını vereyim, hangisiymiş o?" gibi espriler de yaptım.
Yarın saat 10'da matematik, 15'te ise fizik sınavım var. Fizikten hiç bir şey çalışmadım. Matematikte ise hiç İngilizce çalışmadım. Bakalım, anladığım kadarıyla çözmeye çalışacağım.