Begüm bizi eve bıraktıktan sonra, işim var, deyip gitti. Kayra'yla yalnız kalmamız iyi oldu. Kimse yokken konuşup, sorunu çözmemiz lazım.
Kayra eşyalarını misafir odasına bırakırken, çay demlemek için mutfağa girdim.
"Başla anlatmaya." Kayra'nın sesindeki sertlikle, mevcut olan stresim daha da arttı. En büyük kozumu oynamak için arkama döndüm ve en masum halimle gözlerimi kırpıştırarak baktım. Yüzünde yumuşamadan eser yoktu. Mavi gözleriyle, öldürücü bakışlar atmaya devam ediyordu. Hızlı bir şekilde yapılacak en iyi açıklamayı düşünürken, gözlerimi gözlerinden ayırmadım.
"Kayra, çay demlensin, oturur konuşuruz."
Sandalyeye oturup sessizce bekledi. Çayı kupalara doldurup yanına oturdum.
''Bak, Begüm'le okulun ilk günü tanıştım. Beni kuzeni ve arkaşlarıyla tanıştırdı.'' Arda konusundan bahsetsem mi, diye düşünürken lafa girdi.
''Sen de, aa barbie ve arkadaşları çok eğlenceli, onlarla takılmalıyım, dedin?'' Senindeki sertlik bir nebze bile hafiflememişti. Kayra'nın, babamın olmadığı zamanlarda, babam gibi davranma huyu vardı. Gezegen üzerinde kelimelerimi içime kaçırmayı başarabilen iki adam: Babam ve Kayra.
''Hayır, bak, Begüm çok iyi ve harika bir kız. Bana gerçekten destek oldu. Farkında mısın bilmiyorum ama burada tek başımayım.'' Harika bir noktaya değinmiştim, yalnız ve mutsuz olmama dayanamazdı.
''Derin, bak kızı tanımıyorum ama altındaki arabasından tut giyimine, görünüşene kadar sana sonuna kadar zıt. Anlamadığım nokta, nasıl anlaştığınız?'' Kayra haklıydı. Begüm normal şartlar altında arkadaşlık etmeyi düşünmeyeceğim biriydi. -dıştan bakınca.-
''Sadece görünüş. Tanıdıkça, keşke hep arkadaşım olsalarmış, dedim.''
''Olsalarmış, kaç kişi bunlar?'' Hah, işte şimdi yandık.
''Arkadaşlarıyla tanıştırdı dedim ya, bir de kuzeni.'' Lütfen üstelemesin, lütfen, lütfen.
Kayra çayından bir yudum alıp, güldü. Bu kesinlikle, ben doğrusunu biliyorum ama sen henüz bunun farkında değilsin, gülüşüydü.
''Ne zaman başlıyorsun işe?'' Hem konuyu değiştirmek için hem de iş meselesini hiç konuşamadığımızdan sormuştum.
''Yarın.'' Sesi konuşmanın başındaki kadar sert değildi artık.
Kapının açılma sesiyle ikimizde hole doğru baktık. Begüm içeri girdi.
''Selam.'' Sesi cıvıltılıydı. Bu kızın değişken ruh hali kafamı karıştırıyordu.
''Hoş geldin.'' dedim onun kadar olmasa da neşeli bir sesle.
''Hadi hazırlanın, çıkıyoruz. Önce yemek, sonra bar.'' Süper zamanlama sarışın. Eminim Kayra anlam veremediği ev arkadaşımla gecelere akmak için sabırsızlanıyordur.
''Begüm, başka zam-'' Her zamanki gibi cümlemi tamamlama izin vermeden konuşmaya başladı.
''Hiç itiraz etme, Kayra'nın gelişini kutlayacaz.'' Keşke bir de ona sorsaydın bu kararı alırken.
Kayra ''Hiç gerek yok.'' diye lafa girmeye çalışsa da başarılı olamamıştı.
''Aa, ne uzattınız ya, ben şimdi duşa giriyorum. Yarım saat içinde herkes kapının önünde hazır olsun.''
Begüm tek kelime daha etmemize müsade etmeden, banyoya doğru yürüdü.
Kayra'ya en masum bakışımı atıyordum ki ''Hiç bana şirinlik yapma, şu barbieden kurtulalım, ben sorucam sana.''
''Kurtulalım, derken?'' Muzip bir ifadeyle kaşlarımı kaldırdım.
''Öldürüp kuyuya atalım, diyorum, hayatımıza aksiyon gelir.'' Minik bir kahkaha attım.
''Hadi kalk, üstünü değiştir.'' dedim kolundan çekiştirerek.
''Ne varmış üstümde?'' Altında siyah eşofman, üstünde gri sweat vardı. Henüz Begüm'ü tanımıyor olduğundan sakince açıkladım.
''Büyük ihtimalle, bu kıyafetle giremeyeceğin bir yere gidicez.'' Kafasını iki yana sallaya sallaya onun için hazırladığımız misafir odasına doğru yürüdü.
Odama girip, askılığın önünde dikilmeye başladım. Hızlı bir şekilde ne giyeceğime karar vermem lazımdı. Açık mavi, yırtık kotumun üstüne kırmızı lacivert kareli gömleğimi giydim. Soğuk olma ihtimaline karşı deri ceketimi yanıma alıp, ayağıma postallarımı geçirdim. Saçlarıma elimle şekil verip, hafif bir makyaj yaptım ve hazırım. Hole ilk çıkan bendim. Çantamdan gereksiz şeyleri çıkartırken, Begüm'ün kapısı açıldı. Siyah dar pantolon, askılı siyah atlet üstüne açık gri ince, bol bir hırka giymişti. Deri, bilekte botlarıyla her zamanki gibi güzel görünüyordu.
Begüm bana göz kırpıp kulağıma doğru eğildi, "Senin Adonis fazla mı sert, bana mı öyle geldi?" Sert canım, sert. Dağı delersin ama onun kurallarını delemezsin.
"Biraz." dedim inandırıcı olmaya çalışarak.
Kayra, kapıdan çıktı. Koyu mavi kot pantolonun üstüne, beyaz bol bir tişört ve deri siyah ceket giymişti.
"Vaay, eşofmanlarla kendini saklamayı bırakmalısın." Begüm hayranlığını saklama gereği duymadı.
"Kesinlikle." diye onayladım, gülümseyerek. Kayra'nın yüzü hala sertti. Başıyla, teşekkür ettiğini düşündüğüm, bir hareket yaptı.
"Dışarı çıkma işi iptal, hatta şu andan sonra bütün çıkışlar yasaklanmıştır." dedi Begüm, bana göz kırparak.
Oyununa eşlik ettim. "Kamuya çıkışı yasaklanmalı bence de, hatta karantinaya falan mı alsak?"
Begüm işaret parmağını bana doğru salladı. "Evet, evet. Adonis'in yeryüzüne döndüğünü kimse bilmemeli." Minik bir kahkaha attı.
Kayra'nın yüzü biraz olsun yumuşadı, "Tamam kızlar, bu kadar tantana yeter, hadi çıkalım." dedi.
Begüm, Kayra'nın koluna girip, "Çok ciddiyim, Afrodit seni görse tekrar canlanırdı." Kayra, bu sefer gerçek bir kahkaha attı, sonunda yumuşamıştı. Begüm Demir'in adı tarihe geçecek. Kayra geldiğinden beri ilk kez rahat bir nefes aldım.
Begüm, yemek boyunca hiç susmadan konuştu, Kayra'ya -Kerem kısmı hariç-bütün hayatını anlattı.
Yemekten sonra Begüm'ün bir arkadaşının barına geldik. Arkadaşına selam vermek için yanımızdan ayrıldığında, Kayra'ya yaklaşıp, "Hala kızgın mısın?" diye sordum.
Mavi gözlerini gözlerime dikip, "Bu kızı niye sevdiğini anladım." dedi. "O konuşurken kendi dertlerine dair hiçbir şey hatırlamıyorsun."
Evet, Begüm gezegen üzerindeki en büyük trajediyi kendisi yaşıyormuş gibi konuşur ama bu onu sığ bir insan yapmaz. Sadece kendi kabuğundan çıkmamış ve çevresinde gerçek dertleri olan insanlar yok.
Begüm gülümseyerek yanımıza geldi. Bir şey demek için ağzını açıyordu ki, gözleri arkamda bir noktaya dikildi. Ne olduğunu anlamak için arkama döndüğümde, Arda ve Kerem'in içeri girdiğini gördüm. Begüm'ün yüzü bembeyaz olmuştu. Geçen gece her ne geçtiyse aralarında, onları görmek istemediği belliydi. Kayra ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bir bana bir Begüm'e bakıyordu. Arda ve Kerem bize doğru yürümeye başladı. Arda beni yanağımdan öpüp kolunu omzuma attı. Işte şimdi yandık. Kayra, kaşlarını birleştirip bana soran gözlerle bakıyordu.
"Kayra, benim en yakın arkadaşım. Bugün Mersin'den geldi." dedim.
Arda, Kayra'ya doğru elini uzattı. "Arda." Kayra, elini normalden biraz daha sertçe sıktı. "Begüm'ün kuzeni." diye araya girdim. "Ve Derin'in sevgilisi." diye tamamladı cümlemi. Bravo Arda. En iyi çıkış yapan erkek ödülü verecem sana, tabii Kayra'nın elinden sağ kurtulabilirsem.
Kayra, koyu mavi gözlerini gözlerime dikti. Yutkundum, burda konuşamazdım. "Kayra, biz seninle içki almaya gidelim." diyip koluna girdim. Kayra başıyla onaylayıp hızlı adımlarla bar tarafına yürüdük.
"Konuş, Derin." Dudağımı ısırarak kafamı toplamaya çalıştım. En ikna edici cümleyi ilk söylemem gerekiyordu ama ikna edici bir cümlem yoktu.
"Kayra, Arda'yla ben, biz yani, çok yeni." Ben cümle kurmak için debelenirken, gözleriyle omzunun arkasındaki bir noktaya bakıyordu. Gözleri yanımda sabitlendiğinde, Kerem'i fark ettim.
"Karar veremediniz herhalde?" diye sordu tek kaşını kaldırıp.
"Bir şey konuşuyoruz." dedi Arda buz gibi bir sesle.
"Dur tahmin edeyim, Arda'dan haberin yoktu?" Yine en olmadık anda gelip konuşmaya dahil olmuştu. Bu çocuğun kesinlikle zamanlama sorunu var. Birçok sorunu var ama en önemlisi bu.
"Belki. Peki sen kim oluyorsun? Yani bu hikayede rolün ne?" Kayra'nın sesi yumuşamıştı. Kerem güldü, çenesini kaşıdı, tekrar güldü.
"Ben, Arda ve Begüm'ün çocukluk arkadaşıyım ama senin sorduğun manada bu hikayede bir yerim yok. Derin'in hikayesinde yani."
"Ne içiyoruz?" diye devam etti Kerem. Kayra'ya ve kendisine viski alıp bana da pembe, şekerli bir kokteyl aldı.
Kendi aralarında sohbet etmeye başladılar. Kayra ve Kerem. Ya ben bu pembe içkimsiden sarhoş oldum ya da gerçekten iyi anlaşıyorlar. Begüm'le Arda'da yanımıza gelince daha fazla uğultu çıkartan bir grup olduk. Begüm, Kayra'yı zorla piste çıkartıp dans işkencesine başladı.
Arda, kolunu omzuma atıp "Bir sorun mu var?" dedi. Başımı hayır manasında salladım. Konuşsam da gürültüden sesimi duymazdı. Kızıl saçlı, uzun boylu -tabii ki uzun bacaklı- bir kız Kerem'in dibinde bitti. Kerem'in boynuna yapışıp dans pistine sürükledi. Kerem'de kızla dans etmeye başlayınca, kız daha da ahtapotumsu bir hal aldı.
Ben garip bakışlarla onları izlerken, "Dans edelim mi?" diye sordu Arda. Dans mı? Siz buna dans mı diyordunuz? Bu danstan ziyade yerinde zıplama.
Kulağına doğru uzanıp "Çok kalabalık." dedim. Başıyla onayladı. Kayra, Begüm'ün elinden kurtulup yanımıza ulaştığında, telefonumun titrediğini hissettim. Cebimden çıkartıp çıkış kapısına doğru koşar adım yürüdüm.
"Anne." Delerek geçmem gereken yoğun ve yapışık kalabalık yüzünden nefes nefese kalmıştım.
"Derin, sen iyi misin?" Saniyenin onda biri gibi bir sürede panikleyip, gerilim filmlerine taş çıkartan senaryolar üretebileceğini bildiğimden, hemen konuşmaya başladım.
"İyiyim, iyiyim. Kalabalık bir yerdeyiz de, dışarı çıkmak için koştum." Nefes alış verişim hala düzenmemişti.
"Kayra yanında mı, nerdesiniz?" Sesindeki telaş biraz olsun geçmişti.
"Evet, yanımda. Begüm bir nevi ona hoş geldin gecesi düzenledi." Barın karşındaki duvarın üstüne zıplayarak oturdum.
"Aa, kaynaştılar yani?" Begüm kaynaştı desek daha doğru olur.
"Tamam, sen arkadaşlarının yanına dön, konuşuruz sonra."
"Öpücük." Telefonu kapattıktan sonra biraz daha duvarın üstünde oturmaya karar verdim. İçerdeki uğultudan başım ağrımıştı. Kerem, ağzında sigarayla, üstüne siyah deri ceketini giyerek kapıdan çıktı. Beni görünce, duvara doğru yürümeye başladı. Sigara paketini bana doğru uzattı.
"Kullanmıyorum." dedim başımı hayır anlamında sağa sola sallarken.
"Aslında ben de kullanmıyorum, arada birkaç tane." Sigarayı yaktıktan sonra devam etti. "Dışarı çıkmak için bahane ettim."
Ona yapışan kızıl saçlıdan kaçmak için olduğunu düşünüp güldüm. Tek kaşını kaldırıp, ne gülüyorsun, manasında baktı.
"Ahtapotlardan hoşlanmıyorsun sanırım?" Gülmem şiddetlendi.
Başını onaylar gibi sallayıp, gülmeme eşlik etti.
"Evet, iki kollu olanlardan." Yanıma, duvara zıplayıp oturdu. Gülmemiz, kahkahaya dönüştü. Bir süre sonra neye güldüğümü bile hatırlamadan kahkaha atıyordum.
Kerem'in sorusuyla gülmem kesildi. Bu an için sormamıştı ama ben bu an için cevap verdim. "Havasız ve gürültülü yerlerden hoşlanmıyorum."
Başını aşağı yukarı salladı. Bir süre sessizce oturduk. Sigarayı söndürüp duvardan atladı. Öne doğru bir adım attıktan sonra bana döndü, "Gelmiyor musun?" diye sordu.
Duvardan atlayıp yürümeye başladım.
İçeri girdiğimizde Begüm ortalarda yoktu. Kayra'nın yanına gidip parmak uçlarımda yükseldim.
"Begüm nerde?" diye sordum.
"Tuvalette. Asıl sen nerdeydin?"
"Başım ağrıdı." Kafasını sallayıp, "Gidelim artık." dedi.
Begüm de gelince toparlanıp bizim eve doğru yola çıktık. Ben ve Begüm Arda'nın arabasıyla dönerken; Kayra, Kerem'e eşlik etmek istedi.
Eve geldiğimizde herkes salonda bulduğu bir köşeye devrildi. Başım hala ağrıyordu. Bir ağrı kesici bulmak için mutfağa gittim. Ben bir süre mutfakta oyalanırken, içerden gelen sesler yükseldi. Salonun kapısını durdum ve kahkaha atmaya başladım. Begüm elinde mikrofon şarkı söyleyip dans ediyordu. -Birinin Begüm'e karaokenin böyle bir sey olmadığını hatırlatması lazım.- Beni görünce kolundan tutup çekti.
"Derin de bize bir şarkı söyleyecek." Alkış tutmaya başladı.
"Hayır söylemeyecek çünkü başı ağrıyor." dedikten sonra sesimi en alçak seviye indirip "Ve toplum içinde şarkı söylemekten hoşlanmıyor." diye devam ettim. Hemen çaprazımdaki tekli koltukta oturan Kerem güldü, onun dışında kimsenin duyduğunu sanmıyorum. Elleriyle ritim tutup şarkı söylemem için tezahürat yapıyorlardı. Yaptıkları gürültü başımı daha da ağrıttığı için, Begüm'ün elinden mikrofonu çektim. Şarkı söylemeyi çok seviyorum ama yalnızken. İnsanların gözlerini dikip beni dinlemerinden hoşlanmıyorum. Yere oturdum, "Müziksiz, uzun ve sözleri fazlasıyla vurucu bir şarkı söyleyeceğim." dedim.
"Nereden geldim, nereye giderdim?"
bu da düşünen kafanın bana sorusu.
"Sür beni sarp kayalıklara, oradan aşağısı başka yerin konusu"
"Ah." dedi "Senin durumun fena.",
"Ah." dedi "Kalbinde bu neyin acısı?"
Dayanamaz kalbimin içinden çıkardım,
utanmadan dünyaya tepeden bakardım!
"Yanmalısın, sönmelisin, ruhları incitmeli...
İnanırken yalanlara delirmiş olmalısın!
Bakmalısın, görmelisin acıyan yerler neresi,
varmak için heplere, önce hiçi göze almalısın.
Ah o kızgın bakışın, bir de üzgün bakışın,
yüzlere gülüşün ve anidir düşüşün!"
Üzülmeye gelmez, giderdim aramaya ruhumun parçalarını.
Üzerime bir bir dikerdim,
- Çek, bi sandalye çek ve otur,
anlatacaklarım uzun, uzundur yollar
ve her ne yöne gidersen git, beter gibi sonsuz ama
Yokum, nedenim yok benim!
Duruyorsan, ne duruyorsun?
Yarına kalsam, ne umuyorsun?
Ağlarla kaplı hiç bilemezsin!
Her yanım, her sözüm, her savaşım, her yönüm.
Öyle zor, öyle zor geliyor ki her yeni gün...