seen from New Zealand

seen from India
seen from France
seen from New Zealand

seen from Germany

seen from Germany
seen from United States
seen from Germany
seen from Russia

seen from France
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Japan

seen from France
seen from China
Bazen durduk yere aklıma "ya biz bir simülasyonun içindeysek ve bizi kontrol ediyorlarsa" gibi sorular geliyor. Mesela sana seçenek sunuluyor ve senden karar vermen bekleniyor. Bunu düşünürken sakın aklınıza süper güçleri olan ve her şeyi bilen biri gelmesin. Bu sizin en yakınınız yani anneniz , babanız ya da kardeşiniz de olabilir.
Peki ya sen ?
Bugün neye karar verdin ?
Birilerinin sana koyduğu sınırlarla yaşamayı mı yoksa kendi hikayenin yazarı olmak mı ?
YORULDUM
İnsanlardan sogumaya başlıyorum inceden dostum dediğin insan bir bakıyorsun bir yabancı kardeşim dediğin kişi aslında en büyük esaretin sevdiğin adam elini kanatan bir bıçak diğer insanlardan söz bile etmiyorum belkide bunların hepsi bizim hatalarımızın sonucudur belkide biz biraz fazla şanssızıdır belkide sadece iyliği sevgiyi göremeyen körlerizdir belkide bizler şizofrenizdir ve bunların hepsi kendi kafamızda kurguladaıgımız herhangi bir gerekçesi olmayan oyunlardır ama bu anlamlandıramadıgım ummami yaşam beni gerçekten çok yoruyor nefes alamıyorum kafese hapsedilmiş bir güvercin gibi uçmak istedikçe tellere çarpıyorum ve yavaş yavaş o afeste yaşamaya alışıyorum tek sorun artık ölüyorum...
Yapılacaklar Listesi
1. Başlamak için mükemmel anı bekleme. Şimdi başla.
Gözyaşları gözlerini yaksa bile yeniden başla.
3 Haziran Sabahıydı
Kadın uyandı, gece düşündüğü hiçbir şeyden iz kalmamıştı zihninde. Uzun zamandır güneşi görmediğini fark etmişti, bu sabah ilk kez erken uyanıp balkona çıktı. Derin bir nefes aldı. Çok hafif bir esinti vardı, yaz gününe tebessüm eden bir rüzgardı bu. Yapraklar küçük adımlarla dans ediyordu, kadın kuşları duyuyordu aylar sonra.
Sabah hava aydınlamadan yola çıkıp konserve kutusuna dizilen balıklar gibi, otobüse sıkışır ve iner inmez patron odasından başka manzarası olmayan ofisine giderdi kadın. Bütün gün en arka masadan en önce, toplantı odasından danışmaya kim çağırırsa gider gelirdi. Çoğu gün yemek yemeyi unuturdu, çıkış saati yoktu. İş ne zaman biterse. İş bittiğinde hava karanlık olurdu, evine gelir ve aynı döngü günler günler sürerdi.
İşte bu yüzden önemliydi bu sabah.
Kadının kendini vampir gibi hissetmediği bir sabah.
Dünyayı fark edebildiği bir sabah.
Gökyüzü bu kadar mavi miydi?
Karanlıkta düşünülen ne varsa biraz ara.
Üzüntünün somut sızlamaları; baş ağrıları, bacak krampları, kol morlukları... Biraz onlar yokmuş gibi yapabilir artık. Bedenine dur diyebilir artık, çünkü bugün yaz kadının yüzünün okşuyor. Üzülme diyor güneş, “ben varım, geçecek.“ Toprak, üzerinde koştursun diye çağırıyor kadını, “sen hala çocuksun, neden bıraktın ki oyunları” diyor sitemkar ama affedici kokusuyla.
Kadın ilk kez her şeyi geride bırakmaya hazır.
Vampir hayatına geri de dönse de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, çünkü bugün ilk kez yüreğine bir tohum atıldı. Umuttu bu.
Filizlenmesini bekleyecekti artık kadın.
Her şeyi geride bırakarak, adımlarını hızlandırarak koşacaktı hayatın hazırladığı -ama karanlık ama aydınlık- hayatın planladığı her güne.
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum...
Attila İlhan
Geç kalmadın.
Erken de değil.