"Mesele şu ki; doğduğum evi onarmaktan, kuracağım evi düşünmeye vaktim kalmadı.."

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Singapore
seen from France

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Spain

seen from Australia
seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye

seen from Russia
seen from Türkiye
seen from Norway
seen from United States

seen from Belarus
seen from Tunisia
seen from South Korea
seen from China
"Mesele şu ki; doğduğum evi onarmaktan, kuracağım evi düşünmeye vaktim kalmadı.."
MBSUNU - PLATİN
Gizli Nesneyi Bulma: HD Sunular ve Arka Planlarla Eğlenceli Keşif
Gizli Nesneyi Bulma, eğlenceli ve zihin açıcı bir oyun türüdür. Bu oyun, gizlenmiş nesneleri bulma becerisini test ederken aynı zamanda dikkat ve göz koordinasyonunu geliştirmeyi amaçlar. Eğitici sunular ve çekici hd arka planlar ile bu deneyimi daha da ilginç hale getirebilirsiniz.
HD Sunularla Bilgiyi Renklendirin:
Gizli Nesneyi Bulma oyununu daha ilginç ve eğlenceli hale getirmek için mbsunu, kaliteli HD sunular sunuyor. Bu sunular, çeşitli konularda gizlenmiş nesnelerle dolu olup, izleyicilere hem eğlenme hem de öğrenme fırsatı sunar. Zengin içerikleriyle her yaş grubundan katılımcıları etkilemeyi başaran sunular, öğrenciler için eğitici bir araç olarak da kullanılabilir.
Gizemli Arka Planlarla Atmosferi Canlandırın:
Gizli Nesneyi Bulma oyunu, çekici ve gizemli arka planlarla daha çekici bir hale gelebilir. mbsunu, oyun atmosferini zenginleştirmek ve katılımcılara görsel bir şölen sunmak için özenle seçilmiş HD arka planlar sunmaktadır. Bu arka planlar, oyun deneyimini daha etkileyici kılarak oyuncuların dikkatini çeker ve eğlenceli bir keşif atmosferi yaratır.
Konu Özeti ve PDF İmkanları:
Mbsunu, her bir sunu ve arka plan için detaylı konu özetleri sağlamaktadır. Bu özetler, kullanıcılara sunuların içeriği hakkında önemli bilgiler sunarak oyunu daha verimli bir şekilde oynamalarına yardımcı olur. Ayrıca, kullanıcılar istedikleri sunu veya arka planı PDF formatında indirebilir, böylece her an ve her yerde bu eğlenceli deneyimin tadını çıkarabilirler.
Gizli Nesneyi Bulma oyununu zenginleştirmek ve daha keyifli hale getirmek istiyorsanız, mbsunu sizin için ideal bir kaynaktır. HD sunular, çekici arka planlar, ders sunuları ve detaylı konu özeti pdf ile bu platform, gizemli dünyayı keşfetmek isteyen herkes için mükemmel bir kaynaktır.
Siz de mbsunu.com'u ziyaret edin ve gizli nesnelerle dolu bu eğlenceli yolculuğa katılın!
"Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na döneceğim."
Hûd/88
Müslüm gürsesle 2 saati devirmişiz nsenkskdkle vaybe
'Z'💐.🌚
Ülkü Tamer - Bir Garip Öğretmen Öğretmenlik Serüveni Başlıyor Askerliğimi yedek subay öğretmen olarak yaptım. İstanbul’da, Okmeydanı’nda İstiklal İlkokulu’na verdiler beni. 1960’ların ikinci yarısı. Okmeydanı şimdiki Okmeydanı değildi o zamanlar. Ne çevre yolu, ne koca koca yapılar... Darülaceze’yi geçince bir iki gecekondu. Şark Kahvesi. İki katlı İstiklal İlkokulu. Okula gidip müdüre “teslim oldum”. “Seni dördüncü sınıfa verelim” dedi Hikmet Bey. Aldı beni, sınıfıma götürdü. Kırk dört çocuğa, “İşte öğretmeniniz” dedi. Bana döndü, güldü. “Hepsinin eti de senin, kemiği de senin.” Çıktı gitti. Bir süre öğrencilerimle bakıştık. Nasıl biri olduğumu anlamaya çalışıyorlardı. Adımı söyledim. Onların da kendilerini tanıtmasını istedim. Hepsi sırayla adını söyledi. Sonra yine sessizlik. Sonunda sessizliği Azmi bozdu: “Bugün küme çalışması yapacak mıyız, öğretmenim? Ünitemiz...” Küme, ünite... Ne ola ki bunlar? Bizim zamanımızda böyle şeyler ne gezer! Kurs falan da görmedik. Askerlik Şubesi’ne, oradan Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, oradan da okula! Öğretmenliğin ABC’sini değil, A’sını bile bilmiyoruz! “Bugün ders yok” dedim. “Birbirimizi tanıyacağız.” & Yazılarının nasıl olduğunu görmek istedim. “Okulun adını yazın” dedim. Yazdılar. Kırk dört kişiden sadece altısı “İstiklal İlkokulu”nu doğru yazabildi. Ben de kalkmış, yazıları güzel mi diye bakacağım! Dördüncü sınıf öğrencisi bunlar. İkinci sınıfta bile bu yanlışlar yapılmaz. İşim hiç de kolay olmayacaktı. Her şeyden önce çocukların güvenini kazanmalıydım. Bana güvenmeleri için hiçbir neden yoktu şimdilik. Öyle ya, “ünite” deyince, “küme” deyince boş boş bakıyordum. Bu güveni “ders dışı” bir yolla sağlamalıydım. “Söyleyin bakalım” dedim. “En sevdiğiniz sinema oyuncusu kim? Artist?” Sınıfın yarısı Cüneyt Arkın, yarısı Yılmaz Güney dedi. Yaşasın! Güvenlerini kazanacak bir yol bulmuştum. Cüneyt de, Yılmaz da arkadaşımdı. Onları getirecektim okula. Getirdim de. Malkoçoğlu Okmeydanı’nda Cüneyt Arkın’ı Fahrettin Cüreklibatur olduğu, öykü yazdığı günlerden tanıyordum. Annemin memleketlisiydi. Eskişehirliydi. Tıp Fakültesi’ne gidiyordu o sıralarda. Şiir yazmayı bırakmasına üzüldüğüm, üzülmekten öte içerlediğim, Cengiz Çelikten’le dolaşırlardı hep. (Sahi, Cengiz acaba nerelerde şimdi?) O gün okuldan çıkar çıkmaz Cüneyt’i buldum. “Yarın çekimin var mı?” diye sordum. “Hayır” dedi. “Hazırlan öyleyse, benim okula gidiyoruz.” “Peki” dedi hemen. “Ama önce Cağaloğlu’na gidip kırk dört öğrenciye bir şeyler alacaksın” dedim. Herkese üçer defter, üçer kalem, birer cetvel, birer sulu boya takımı, vb. Ertesi gün nerede buluşacağımızı kararlaştırdık. Buluştuğumuzda Noel Baba gibiydi Cüneyt. Arabasının bagajını armağanlarla doldurmuştu. Okula vardığımızda ilk ders başlamış, öğrenciler sınıflarına girmişti. Müdürün odasına gittik. Hikmet Bey, Cüneyt’i görünce gözlerine inanamadı. Benim çocuklar da. Sınıfın kapısını açıp da içeri girdiğimizde önce bir sessizlik kapladı ortalığı. Sonra çığlıklar yükseldi: “Cüneyt Arkın! Cüneyt Akın!”
Herkese armağanları dağıtıldı. Sonra yine sessizlik. “Hadi” dedim çocuklara. “Cüneyt Bey’e bir şeyler sorun bakalım.” Nihat adlı bir öğrencim vardı. Parmağını kaldırdı. Ayağa kalktı. Sorusunu patlattı: “Dünyamızın güneşten uzaklığı kaç kilometredir?” Cüneyt şaşkınlıkla bana baktı. Sanki tahtaya kaldırmışım onu, bilemezse sıfır vereceğim. Neyse, Azmi yetişti imdada: “İlk filminizi ne zaman çevirdiniz?” Bu arada kapı açıldı. Öğretmenlerden biri. Başka bir sınıfta okuyan oğlunu içeri itiyor: “Hocam, bu da istifade etsin...” & Ders arasında okul birbirine girdi. Cüneyt’i müdürün odasına zor attım. Bütün öğretmenler orada toplanmış. Çaylar içildi. Sonra ünlü oyuncumuzu alkışlar arasında yolcu ettik. Kadın öğretmenlerden biri yanıma yaklaştı. “Aşkolsun, hocam” dedi. “İnsan bir gün önceden söyler... Saçımızı yaptırırdık.” Sınıfa girmek üzere koridordan geçerken benim öğrencilerden birinin sesini duydum. Bir başka çocuğa caka satıyordu: “Sen ne diyorsun be! Bizim öğretmen Cüneyt Arkın’ın arkadaşı!” Tamam! Öğrencilerin güvenlerini ders dışı yollarla sağlamak yolunda önemli bir adım atılmış, “operasyon”un ilk bölümü başarıyla tamamlanmıştı! Sıra Yılmaz Güney’deydi.
Sınıfa Yılmaz Güney Geldi Yılmaz Güney’i aradım. Epeydir birbirimizi görmemiştik. En yoğun çalışma dönemini yaşıyordu. Setten sete koşturuyordu. “Bir gününü bana ayıracaksın” dedim. “Yarın buluşalım” dedi. “Yarın işin yok mu?” “Var ama boş ver. Ne yapacağız?” “Seni Okmeydanı’na götüreceğim” dedim. “Hayrola...” “Benim sınıfa geleceksin.” Ertesi gün Yılmaz’la okula gittik. Kıyamet koptu. Değil sınıf, değil okul, mahalle birbirine girdi. Yılmaz Güney’in geldiği duyulmuş. Biz sınıfta öğrencilerle sohbet ediyoruz, bütün Okmeydanı okulun bahçesine toplanmış, “Ya ya ya, şa şa şa, Yılmaz Güney çok yaşa!” diye bağırıyor. Yılmaz pencereden halkı selamlıyor. Dersler tatil edildi. Öğretmenler bizim sınıfa doluştu. Benim çocukların keyiflerinden yanlarına varılmıyor. Öyle ya, bir efsane ayaklarına kadar gelmiş, kendileriyle tek tek ilgileniyor, konuşuyor. Yılmaz gittikten sonra ortalık biraz yatıştı. Sınıfta benim öğrencilerle baş başa kaldık. Artık hepsi bir başka bakıyordu bana. Karşılarında “küme”yi, “ünite”yi bilmeyen bir öğretmen değil, Cüneyt Arkın’ın, Yılmaz Güney’in arkadaşı vardı. Kafalarında, yüreklerinde beni de o kata yerleştirmişlerdi. Güvenlerini, “ders dışı” bir yolla da olsa, kazanmıştım. Öğrenciyken bile yaşamadığım yoğun bir çalışmaya girdim hemen. Önce “küme” nedir, “ünite” nedir, öğrendim. Şiiri, çeviriyi bir yana bıraktım, ders kitaplarını, yardımcı kitapları “hatmetmeye” koyuldum. Yılmaz’ın gelişinden yaklaşık bir hafta sonra, dersin ortasında kapı vuruldu. “Girin” dedim. Gireni görünce de şaşkınlıktan donakaldım. Münir Ağabey! Münir Özkul! Beni arıyormuş. Kâmran Yüce’ye sormuş. Kâmran, “Okmeydanı’nda öğretmen” demiş. Münir Ağabey de kalkıp okulu bulmuş, gelmiş. Benden çok öğrenciler şaşırdılar tabii. Cüneyt Arkın’dan, Yılmaz Güney’den sonra Münir Özkul! Öğretmenlerini ziyarete geliyor! Münir Ağabey’in geldiğini müdüre de haber vermişler. Kapı güm diye açıldı. Hikmet Bey, bir süre sessizce baktı Münir Ağabey’e. Sonra yanına koştu. “Allah Allah?” dedi. “Şu sanatkârlar da ne kadar mütevazı oluyorlar. Kalkıp kalkıp okulumuza geliyorlar!” & “Sanatkâr”ların ziyaretleri daha sonraki aylarda da kesilmeyecekti. Edita Morris bile gelecekti sınıfa. Bazı müzik derslerini ise “konuk öğretmen” olarak Cenan Akın’la Cem Karaca verecekti. -Ülkü Tamer, Bir Garip Öğretmen (Yaşamak Hatırlamaktır, Anılar Kitabı) -Görsel (yapay zekâ): Ülkü Tamer, Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney