LA VIE EN ROSE – LA MOME
Hepimiz hayatımızı yazsak kitap olur, biliyorsunuz. Öyle deli hikayeler, öyle inanılmaz tesadüfler, böyle tutkulu aşklar, şöyle acıklı kayıplar; başka kimsede yok, aman yarabbim! Gördüğümüz rüya bile o derece enteresan ki üç saat anlatabiliriz, net. “Nasıl bir başrol biçilmiş bana, kim bu yan karakterler, sen köşeye çekil figüran” monologları dönüyorsa kafanızda; ağzınıza vuracak film geliyor şimdi. 140 dakika, kesintisiz gözyaşı garantili: “La Vie En Rose”
Edith Piaf, nam-ı diğer “Kaldırım Serçesi”, aramızdan ayrıldığında 47 yaşındaydı; gel gelelim son fotoğraflarına bakarsanız en az on yaş daha yaşlı olduğunu söyleyebilirsiniz. Yaşadığı hayat, izlerken bile o kadar ağır ki, bizzat sahibi olmak nasıl bir duygu, tahayyül bile edemiyorum. Kırmızı köşede başarıların en büyüğü, mavi köşede ise vicdan azabının en acımasızı dövüş halindeyken, nasıl sağlıklı bir hayat sürebilirsiniz ki?
Sinema dilinde, Piaf’ın bütün efsaneleriyle birlikte hayatını beyaz perdeye yansıtmak için iki saatten çok daha fazlası gerekli. Yönetmen Oliver Dahan, flashback yardımıyla, doğrusal olmayan bir anlatımı tercih etmiş “La Vie En Rose”da; ama filmde yönetmenden çok, başrol oyuncusu Marion Cotillard’ın performansı ön plana çıkıyor. Oscar, Altın Küre, Bafta, César ve daha pek çok ödül töreninde en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Cotillard unutulmaz bir oyunculuk sergilemiş. Tek çekimde gerçekleşmiş “Marcel sahnesi” aklınızdan çıkmayacak türden. Filmin müzikleri konusuna değinmiyorum bile. “Non, je ne regrette rien”, “Inception”la aklınızda kalmışsa, önden bir Edith Piaf biyografisi okumanızı, birkaç parçasını da dinlemenizi öneririm.
Sınırların çok ötesinde yaşamış bir sanatçı Edith Piaf ve hikayesi de o denli dramatik. William Blake’in sözüne gönderme yaparsak sonsuz bir geceye doğmuş gibi bir hayat yaşamış. Filmde de o sonsuz geceye tanıklık ediyorsunuz. Hüzünlü ve iyi bir film, “La Vie En Rose”. Mutlaka izleyin.
http://www.youtube.com/watch?v=xujvIs0DhJU&feature=fvwrel














