90 MINUTI PER CAPIRE TUTTO!!!

seen from Türkiye
seen from Chile

seen from Saudi Arabia

seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from United States
seen from Netherlands
seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from Yemen
seen from United States
seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from Canada
seen from China
seen from Canada

seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from Germany
seen from United States
90 MINUTI PER CAPIRE TUTTO!!!
Jean-Louis Comolli, ‘Mechanical Bodies, Ever More Heavenly’.
Il cuore è «amorevole verso tutti, ma vuoto perché mai "perdutamente innamorato" di qualcuno in particolare», sottolinea Comolli. E come potrebbe esserlo visto che, come ogni altra cosa, la persona stessa, l'io individuale è pura illusione? Il cuore è anatta, cioè vuoto, «privo di sostanza propria» «perché non esiste un nucleo, un'essenza stabile, un'identità precisa e definita di quel cuore stesso». Anche il cuore/l'io è maja, apparenza.
[...] il risveglio inizia quando si comincia a comprendere che la vera natura del mondo sensibile è l'impermanenza. L’intero universo, materiale e immateriale è impermanente cioè, per così dire, fluido, mobile; le infinite forme assunte dalla materia – animali, vegetali, minerali – sono soltanto apparenza, perché la sostanza è una sola e sempre la stessa. Ciò che noi avvertiamo come cambiamento, compresa la morte, è semplicemente il passaggio da una forma a un’altra dell'unica sostanza. In questo processo continuo di trasformazione da uno stato a un altro, ciò che cambia non viene distrutto, ma appunto trasformato. In ogni elemento della realtà fisica è contenuto tutto ciò che esiste (nel fiore, ad esempio, è contenuta la terra da cui proviene, l’acqua e il sole che l’hanno nutrito, ciò che un animale ha mangiato e poi lasciato sul terreno sotto forma di concime e così via). Di conseguenza, la morte non è l’estinzione di una realtà, ma il suo passaggio da una condizione a un’altra.
2002-2003 sezonundan bu yana şerefli Fenerbahçe formasıyla; alın teriyle mücadele ederek arma için savaşan ve Fenerbahçe sevgisinden şüphe edilemeyecek, 3 Temmuz sürecinde takıma sahip çıkan ve artık efsaneleşmiş bir şekilde Fenerbahçe tarihine adını yazdıran Kaptan Volkan Demirel'in kadro dışı bırakılması hiçbir surette ve kat'i bir şekilde kabul edilemezdir.
Geçen gün yazdığımız yazımızda Cocu'ya 1 ay vermiştik. Ancak bugün görmekteyiz ki takımda işler çığırından çıkmıştır. Kaptan Volkan Demirel kadro dışı bırakılmış, ikinci kaptan Mehmet Topal maçın 87. dakikasında oyuna alınmıştır. Mathieu Valbuena ısrarla yedek tutulmaktadır. Guus Hiddink ve Dirk Advocaat'tan gördüğümüz üzere Hollandalılar, Türk futbolunu idare edememektedir. Her neyse,
mevcut tüm gelişmelerden dolayı Cocu'ya verdiğimiz sürenin gereksiz olduğunu ve bundan sonra Fenerbahçe'yi bu adamın idare edemeyeceği kanısında hemfikir olup; Cocu'nun görevine en kısa zamanda son verilmesini ve yerine kesin olarak Yerli bir hocanın getirilmesini, bunlarında Ersun Yanal veya Aykut Kocaman'dan biri olması gerektiğini savunuyoruz.
3 günlük adamlar, hatrı yılları aşan efsaneleri karalayamazlar.
FENERBAHÇE TARAFTARI KİMSENİN HAKKINI YEDİRTMEZ!
BİR VOLKANDIR FENERBAHÇE!
Phillip Cocu’nun başarılı olacağına dair inanç ve Gaudi’nin ölümü
Rivayet odur ki, Katalanların ünlü mimarı Gaudi, kendisinden daha ünlü yapıtı La Sagrada Familia’yı uzaktan hayran hayran izlerken bir tramvayın çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir. Hatta üstü başı kir-pas içinde gezdiği için onu kimse tanımamış, yerde can çekişirken yardım etmemiştir. Ben bu durumu futbol kulüplerimizin haline benzetiyorum. Ortaya koydukları esere yani takıma, dünyanın en iyi takımı muamelesi yapıp uzaktan hayran hayran izlerken, arkalarından onlara çarpmak üzere olan UEFA tramvayını fark etmiyorlar. Ve kazadan sonra kasaları boş, varlıkları temlik altında ve borç içindeki halleri yüzünden kimse onlara yardım da etmeyecek.
Hal böyleyken Fenerbahçe’nin Ali Koç, Damien Comolli ve Phillip Cocu ile çıktığı yoldaki projesi de, kısa sürede pozitif sonuç vermeyince eleştirilerin hedefi oldu. Bazıları haklı olan bu eleştirilerin bazıları içinse fazla erkendi. Fenerbahçe’nin ‘yeniden’ ortaya çıkması için 4 haftadan ziyade en az 6 yıl lazım. Kısa vadede ivmenin pozitif olması için de ligin ilk 17 haftasını tamamlaması gerekiyor. Unutmayın, Gaudi’nin La Sagrada Familia’sı da 100 yılda bitecek şekilde tasarlanmıştı ve hala bitmedi…
Peki, nereden geliyor Fenerbahçe’deki yapılanmaya ve Cocu’nun orta vadeden uzun vadeye geçerken başarılı olma ivmesini yukarı yönlü çevireceğine dair olan bu inanç? Ali Koç’un seçim sürecini ve bu sürecin 2003 yılındaki Barcelona ile olan benzerliklerini yazmıştım. (Buradan okuyabilirsiniz) O yazıda değindiğim ancak açmadığım bir konu vardı: Rijkaard’ın göreve gelmesi ve kariyerinin ilk günlerinde aldığı olumsuz sonuçlar. Cocu’nun kariyerinin başında da, şu an Fenerbahçe’de yaşadıklarına benzer bir durum var. Cocu, Rijkaard ve birçok Hollandalı hoca, Cruyff tedrisatı gereği bunu yaşar. Cruyff’un Barcelona’nın başına geçtiğinde yaptıklarına kimse anlam verememişti. Çok sonra anladılar ve sonuçlarını hala alıyorlar. Uzun vadeli planların ilk adımları, tıpkı bir bebeğin yürümeye başlamasına benzer. Bir zamanlar Usain Bolt da emekliyordu.
Gelin Cocu’nun teknik direktör olarak emekleme günlerine bakalım. Çünkü bu sayede Cocu’nun yapmak istediklerini daha iyi anlayabiliriz. Cocu’nun tesadüfi olarak değil, bir plan dâhilinde adımlar attığını görmemiz mümkün olacak. Fenerbahçe’de FFP nedeniyle kadrosunu erken kuramadığı gerçeğini de cepte tutmamız lazım.
Cocu, ilk ciddi teknik direktörlük sınavını PSV’de 2011/12 sezonunda verdi. Henüz herhangi bir ekolün mensubu değildi. Genç oyuncularla çalışma tecrübesi vardı sadece. Ancak futbolcu olarak Hollanda, İspanya ve Ortadoğu’da bulunmuş, Hollanda Milli Takımı kaptanlığı yapmış enternasyonal bir futbol adamıydı. PSV’nin Mart 2012’de önce Twente’ye 6-2, ardından NAC’a 3-1 yenilmesiyle Fred Rutten’in görevine son verildi. Onun yerine genç yardımcısı Cocu getirildi. Rijkaard’ın Barcelona’nın başına geçtiği (41) yaştan sadece 1 yıl büyük olan Cocu, o sezon sonuna kadar çıktığı 9 maçta 5’i ligin sonuna kadar seri olmak üzere 7 galibiyet, 2 yenilgi aldı. Ancak Cocu’nun o 9 maçlık serüvende yaptığı sadece bir şey, geleceğe dair mesaj veriyordu: 18 yaşındaki Memphis Depay’ı sürekli oynatmak.
PSV ertesi yılı Dick Advocaat ile geçirmeye karar verince Cocu yeniden U19’a döndü. 2012/13’ü Ajax’ın gerisinde 2. sırada bitiren PSV, 13/14 sezonunda takımı tamamen Cocu’ya emanet etti. Bu emanetle beraber artık bir ekol sahibi olan Cocu kendi imzasını taşıyacak işlere başladı. İşte bu imzalar ve sonuçları uzun vadeli Fenerbahçe planına ışık tutuyor.
Cocu’nun PSV’yi teslim aldığı yaz döneminde, kariyerleri için çok iyi teklifler alan 5 as oyuncu takımdan ayrıldı. Strootman, Roma’ya, Mertens, Napoli’ye, Lens, Dinamo Kiev’e, Marcelo da Hannover’e gitti. Hollanda’da oynayan hiçbir oyuncuya ‘5 büyük ligden birinde oynama’ ya da ‘Ukrayna’da 5 katı para kazanma’ deme şansları bulunmuyor. Tıpkı ekonomik problemler içinde olan Fenerbahçe’nin yaz başında Fernandao’yu, sonra da Josef ve Guiliano’yu satmak zorunda olması gibi. Cocu bu ayrılıkların ardından kafasındaki plana uygun transferler yaptı. 19 yaşındaki Adam Maher, 21 yaşındaki Jeffrey Bruma, 21 yaşındaki Santiago Arias transfer edildi. Bunlar takımın yaş ortalamasını düşürecek, (gidenlerin yaş ortalaması 27, gelenlerin 22’ydi. Fenerbahçe’de bu durum 29’a 24) uzun süre oynayabilecek ve sonrasında iyi paralara satılabilecek isimlerdi. En azından planlama bu yöndeydi. Gençlerin yanına Ji-Seong Park gibi tecrübeli bir isim kiralandı. Onun yanına devre arasında Bryan Ruiz de katılacaktı. Takımın gelişiminde büyük pay sahibi olacak Schaars da bu dönemde transfer edildi. Cocu’nun bir diğer önemli hamlesi ise birkaç yıl sonra takımın değişilmez oyuncuları olacak olan Jorrit Hendrix, Zakaria Bakkali ve kiralıktan dönen Jeroen Zoet’i A Takıma dâhil etmesiydi. Hemen hepsinin Fenerbahçe’de de bir karşılığı olduğunu ve PSV’de aldığı karşılığı görünce bunun bir plan dâhilinde yapıldığını anlıyoruz.
Peki, bu plan saha içerisinde nasıl işledi? Cocu, sezona çok kötü başladı. İlk 16 maçta sadece 5 galibiyet alabildi. Bunun yanında 5 beraberlik ve 6 yenilgi ile ligin 10. sırasında yerleştiler. Geçen sezonu ikinci bitirmesi yüzünden teknik direktör değişikliğine giden bir takım için kabul edilemez durumdu. Medya ve taraftar baskısı Cocu’nun omuzlarına binmeye ve büyük bir stres yaratmaya başladı. Bu yüzden ligin sonunu getiremedi. Cocu sağlık sorunları nedeniyle Mart 2014’te görevden ayrıldı ve yerini yardımcısı Ernest Faber’e bıraktı. Cocu’nun sırtında iyi huylu bir tümör çıkmıştı. Ameliyat oldu ve bir süre dinlenmeye çekildi.
Cocu’nun, PSV’deki görevinden dinlenmeye çekilene kadar yaptıklarına bakalım. Öncelikle takımı 4-3-3 oynatmaya başladı. İlk döneminde A takıma hazırladığı Depay’ı sol kanada, altyapıdan çıkardığı Bakkali’yi sağ kanada koydu. Göbeği tecrübeli Schaars ve yanında genç Maher ile ikiledi. Merkezi ise ayaklarına hâkim ancak o dönem için fazla ‘futurist’ bir 10 numara olan Wijnaldum ile tuttu. Zaman zaman 3’lüyü kendi içlerinde değiştirdi. Maher’i sağ, Wijnaldum’u sol iç kullandı. Merkezi defansif olarak sadece Schaars’a bıraktı. Aradığı forveti bir türlü bulamadı ilk haftalarda; Locadia mı, Matavz mı? Bir süre sonra Locadia’da karar kıldı. Wijnaldum, 7. haftadaki Ajax maçından önce sakatlandı ve sezonu kapattı. Bu hesapta olmayan sakatlık sonrası Cocu oyun planını değiştirmedi ancak ideal kadrosunu da kuramadı. Hiljemark ve Toivonen’i merkezde, sol ve sağ içte denedi, aradığını bulamadı. Bu sırada 23 yaşındaki Narsingh’in yükselmesini sağladı Cocu. Onu sağ dışta Park ve Bakkali ile rotasyonlu kullanıyordu. Bu sayede Bakkali’den faydalanmak adına onu solda da kullandı ve genç oyuncuya bir yetenek kazandırmış oldu.
Tüm bu sürecin ardından Cocu’nun hazırladığı takım Faber’in kontrolünde ligi ancak 4. bitirebildi Hatta sahasında Vitesse'ye 6-2 yenilerek kulüp tarihine kara bir leke bile sürdü. Ancak planı istediği gibi gitmiş ve gelecek yıllarda ligi domine edecek olan PSV’yi kurmuştu. Kaleci Zoet eldivenleri aldı. Hendrix ve Arias, A Takıma monte edildi. Depay, Narsingh ve Maher gibi yeni kadronun 3 yıldızı artık tamamen hazır hale geldi. Bir önceki sezon forvet bölgesinde aradığını, 14/15 sezonunun başında Mönchengladbach’tan transfer ettiği Luuk de Jong’la buldu. Ve o sezon başlayarak devam eden 4 yılda 3 şampiyonluğu PSV hanesine yazdırdı. Bunun yanında Cocu döneminde 3,5 milyon Euro’ya transfer edilen Jeffrey Bruma, 11,5 milyon Euro’ya Wolfburg’a; 675 bin Euro’ya transfer edilen Santiago Arias, 11 milyon Euro’ya Atletico Madrid’e satıldı. Cocu’nun A Takım oyuncusu yaptığı Memphis Depay 34 milyon Euro’ya Manchester United’a gitti. Zoet, Hendrix, Luuk de Jong ise 3 şampiyonluğa imza attılar ve hala PSV için oynuyorlar. Tek başarısızlığı Adam Maher’de yaşadı.
Anladığım kadarıyla Cocu, PSV’deki ilk yılının güncellenmiş bir halini, biraz da Rijkaard sosuyla (ikisinin de ilk başka ülke deneyimi) Fenerbahçe’de uyguluyor. Ayew transferi Park’ı, Barış Alıcı da Depay’ı karşılıyor. Cocu yine forvetini arıyor; Slimani mi Frey mi? Belki de PSV tecrübesi sayesinde Frey’i bir sonraki sezon Luuk de Jong gibi kullanacak. Göbek ve merkezdeki Benzia-Wijnaldum, Maher-Elif, Schaars-Jailson/Mehmet Topal da benzerlik taşıyan diğer oyuncular. Barış’ın, Berke’nin ve Ferdi’nin Arias ve Bruma gibi iyi paralara satılması planlar dâhilindedir. Elif Elmas’ın Depay gibi A Takıma monte edilip en büyük parayı da ondan kazanması, Fenerbahçe için sürpriz olmayacaktır. Ancak tüm bu detayların dışında, Fenerbahçe ilk yarıyı atlattıktan sonra gelecek sezonun takımını oturtmuş olabilir. Belki şampiyon olamaz ama gelecek senelerde ligi domine edebilecek, elindeki genç oyuncuları da büyük paralara satabilecek bir takım haline gelebilir. Bunu istikrarlı bir şekilde yaparsa Türk futbolu da kazanır. Portekiz’in Avrupa şampiyonluğu Sporting-Porto ve Benfica’nın buna benzer başarısı sayesinde geldi.
Fenerbahçe, La Sagrada Familia’ya değil; Gaudi’ye odaklanmalı. Eserin tamamlanması ve tamamen sanatçının ürünü olabilmesi için eserin bitmesi beklenmeli. Bundan sonrasını izleyelim, görelim…
UFFICIALE FIRMA CONTRATTO (ps lo short mi è stato bloccato)
Jean-Louis Comolli on Pedro Costa’s Ossos (1997).