Venezuela’da Bolivarcı Sosyalizme Karşı Bitmeyen Destabilizasyon Kampanyası
Hugo Chavez’in 1999 yılında başkanlık görevini üstlenmesinin ardından halkçı yönetimin yürüttüğü politikalar nedeniyle ülke Cubazuela olarak adlandırılır olmuştu. Plan Bolivar-2000 adlı Yoksullukla Mücadele Programı karizmatik lider Chavez’in öncülüğünde hızla uygulanmaya başlandı. Venezuela tarihinde ilk kez bir anayasa halk oylamasıyla değiştirildi.
2002 yılında ordunun üst kademeleri tarafından yapılan darbeyle sağcı bir işadamı olan Pedro Carmona Başkanlık görevine “atandı”. ABD bu yönetimi hemen tanıdı.Fakat Latin Amerika ülkeleri bu darbeyi kınadıklarını açıkladılar. İki gün sonrasında Cumhuriyet Muhafızları durumu kontrole alarak Chavez’in görevinin başına dönmesini sağladılar. ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Chavez’in “aklını başına alması gerektiği” sözleriyle tehdidini sürdürdü: “Chavez’in kendisini bütün dünyanın izlediğini ve uzun süredir yanlış istikamette giden kendi gemisini kurtarmak için bu fırsatı kullanacağını umut ediyoruz”, demekteydi. Bu yaklaşım dahi ABD’nin darbedeki büyük rolünü ve beklentilerini ifade ediyordu.
Ancak kontra-operasyonlar sona ermedi. Kısa bir süre sonrasında devlet kontrolündeki petrol şirketi olan PDVSA’da çalışan işçiler Petrol işçileri sendikası tarafından greve sürüklendiler. Hedefte yine Chavez vardı. Ancak sonuçsuz kalan darbe girişiminden güçlenerek çıkan Chavez’in bu kez iktidardan “demokratik yöntemlerle” uzaklaştırılması isteniyordu. Grev Venezuela’nın petrol üretimine büyük darbe indirmişti. Chavez bu girişime PDVSA’nın üst yönetimini yolsuzluk, görevi kötüye kullanma suçlarından hedef tahtasına oturtarak yanıt verdi.
2004 yılında muhalefet karşı sert önlemler alındığı, ayrımcı politikalar izlendiği gerkeçesiyle bu kez referandum önerisi gündeme getirildi. Yapılan referandum yine Chavez yönetimi tarafından kazanıldı. Amerikan merkezli Carter Araştırma Merkezi “seçimlerin adil yapıldığını” açıkladı. Dünyanın sayılı petrol zengini ülkelerinden biri olan Venezuela, Bolivarcı Misyon çerçevesinde yürütülen halkçı politikalarla derin sosyal uçurumların, eşitsizliklerin giderilmesi, sağlık ve eğitim alanlarında önemli adımlar attı.
Chavez döneminde ülkenin yoksulları petrol zenginliğinden gerçek anlamda pay almaya başlamışlardı.
Chavez’in iktidarı döneminde ABD’nin bu ülkedeki ve bölgedeki genel çıkarları tehlikeye düşmüş, bu nedenle demokrasilerin desteklenmesi, bölgesel işbirlikleri, uyuşturucu üretimi ve ticareti, konusunda atılmak istenen adımların sekteye uğradığı, ABD’nin Caracas’taki eski büyükelçisi Patrick Duddy tarafından sürekli “şikayet” ediliyordu.
Bu ABD’nin Venezuela’yı “haydut devlet” statüsünde değerlendirerek, izole olmasını sağlamak ve bu vasıtayla, kontr-kampanyalarına meşruiyet kazandırma politikasından kaynaklanıyordu.
Yürütülen kontra programların peşpeşe gelmesi üzerine Venezuela yönetimi “yabancı işgali” tehdidinin güncel olmasından ötürü 2005 yılında iki milyon kişiden oluşan Ulusal Savunma birlikleri oluşturuldu. Bu sırada otuz beş yıllık Venezuela-ABD Askeri Anlaşması sona erdirilmişti.
Bununla birlikte Venezuela petrol üretiminin yarısını ABD’ye göndermekteydi. Venezuela yönetimi, ABD’nin güney eyaletlerine “ucuz petrol” vermeyi bir politika olarak uyguladı. Buna rağmen iki ülke arasındaki gerilimler, izlenen sosyal-ekonomik politikalar, politik özgürlükler, FARC-EP’ye verilen destek, Küba ile ilişkiler ve anti-Amerikancı retorik nedeniyle tırmanmaktaydı. Bu arada 2006 yılında Rusya ile imzalanan yaklaşık üç milyar dolarlık silah anlaşması bu sorunların tuzu-biberi oldu.Bunun yanısıra İran ve Çin ile yakın ilişkiler geliştirildi.
2006 yılında BM Genel Kurulu’nda Chavezi’in ABD Başkanı George Bush’u “şeytan” olarak nitelendirmesi bardağı taşıran damlalardan sadece biriydi. Chavez aynı yılın Kasım ayında yenilenen seçimleri % 63 gibi bir oranla kazandığında “Hiç bir şey Devrimi Durduramaz! diyordu. Bunun devamında politik örgütlenme açığını gidermek üzere Venezuela Sosyalist Birlik Partisi’ni (PSUV) kurdu.
2007 yılı Venezuela açısından yeni bir dönüm noktası oldu. Ulusal Meclis Chavezcilerin kontrolündeydi. Chavez Kabineyi yeniledi. Elektrik ve Telecom gibi stratejik öneme sahip işletmeler kamulaştırıldı. Merkez Bankası denetim altına alındı. Aynı şekilde medya tekeli RCTV’nin yayın sözleşmesi iptal edildi. Nisan ayında Orinoco havzasında 236 milyar varil rezervlik petrol işletme projesi kamu denetimine alındı.
Aralık ayında Başkanlık yetkilerinin arttırılması ve görev süresinin uzatılmasına dair referandumda Chavez ilk kez yenilgiye uğradı. Ancak “sosyalizmi inşa için savaşa devam” diskuruyla referandum sonucunu dert etmediğini ve geri adım atmayacağını ortaya koydu.
Bir sonraki yıl (2008) Başkan Bush’un görev süresinin son ayında iki ülke araısndaki ilişkiler hiç olmadığı kadar gerildi. Hugo Chavez Amerikan Büyükelçisi Patrick Duddle’nin sınırdışı edildiğini açıkladı ve Venezuela’nın Washington’daki Büyükelçisini geri çağırdı. Chave bu eylemiyle Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’le dayanışma sergiliyordu. Evo Morales Bolivya’daki Amerikan Büyükelçisini kendisine karşı darbe örgütlediği gerekçesiyle sınırdışı etmişti. Amerika bu iddiayı yalanladı.
Ancak Chavez, “Birleşik Devletler’de Latin Amerika’ya saygılı, yeni bir yönetim seçildiğinde Washington’a Büyükelçi göndereceğini” açıkladı. Amerikan merkezli İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporu bir nevi ABD yönetiminin resmi görüşünü yansıtıyordu. Venezuela hakkında oldukça olumsuz yargılar içeren uzun bir Raporda, Chavez’in medyayı manipüle ettiği, yargıyı kontrol altına aldığı, sivil toplum örgütleri ve sendikaları sıkı biçimde denetlediği görüşleri yer alıyordu. Daha sonra en önemli konu olarak, Uyuşturcuyla Mücadele konusunda Venezuela’daki gelişmelerin son derece olumsuz olduğu vurgulanıyordu. Venezuela’nın Plan Colombia dışında hareket ettiği ve uyuşturucu trafiğinin önlenmesinde rüşvet bağlantıları nedeniyle isteksiz oldukları, Kolombiya’daki isyancıların desteklendiği iddiaları öne çıkmaktaydı.
Hugo Chavez yönetimi ABD tehditlerinin artması karşısında silahlanma çabalarına hız verdi. 2009 yılı Eylül ayında Venezuela ve Rusya arasında 2.2 milyar dolarlık yeni bir silah anlaşması imzalandı. Alınacak malzeme arasında 92 T-72 tankı, ve S-300 füze sistemleri bulunmaktaydı.
Eylül 2010 tarihinde yapılan seçimlerde muhalefet partileri Ulusal Meclis’te 165 sandalyenin 65’ini kazanarak Chavezcilerin üçte ikilik çoğunluklarına darbe indirdiler. 2011 Haziran ayında Chavez kanserle mücadele ediyordu. Bu nedenle Küba’da uzun süreli tedavi gördü. Seçimlerde Demokratik Koalisyon Birliği adı altında biraraya gelen muhalefet adayı Miranda Valisi Henrique Capriles Radonski Başkanlık için aday olduğunu açıkladı. Neo-Liberal bir ekonomik politika, ve sosyal düzenlemeler sözü veren muhalefet adayı ilginç biçimde Brezilya’nın eski Başkanı Lula’nın ekonomi politikalarına hayran olduğunu açıklamıştı.
Başkanlık seçimlerini bir kez daha % 54 oyla Chavez kazandı. Chavez ülkeyi Bolivarcı sosyalizm çizgisinde tutacağına söz vermişti.
Sağlık durumu bozulan Chavez’in ardından ne olacağı ise bir dizi soru işaretini beraberinde getirdi. Bu dönem Kolombiya ile ilişkilerin gerildiği bir dönem oldu. FARC’ın desteklendiği iddialarına karşılık Kolombiya’nın narko-trafik operasyonları için ABD uçaklarına askeri üslerini kullandırtması gerilimin birincil dereceden kaynağıydı. Rus füzeleri bu üslerden yapılacak olası bir Amerikan saldırısını önlemek için gerekli görülüyordu.
Chavez Ekim ayında Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro’yu Başkan yardımcılığına atadı. Chavez’in ölümünün ardından yapılan seçimleri muhalefetin adayı Radonski’ye karşı Maduro kazandı. Capriles Radonski oylamaya itiraz etti, bu sırada Caracas’ta protesto gösterileri başlatılmıştı.
Chavez’in ölümünün ardından ülke tam bir ekonomik-sosyal kaos görüntüsü vermekteydi. Başkanlık görevini devralan Maduro her koşulda halkçı politikalardan taviz vermeyeceklerini, “eskiye dönüş” özlemi içerisinde olan ve ABD’den hatırı sayılır destek alan “muhalif güçlere” karşı savaşımlarının süreceğini açıkladı.
Temel endüstri dallarında millileştirme, sosyal programları ABD destekli muhaliflerin yoğun karşı çabalarına rağmen sürdürüldü.
Uzun süredir Küba ile çok yakın ilişkiler kurulmuş, karşılıklı iki ülke arasında yoğun bir trafik başlamıştı. Bu nedenle ülkedeki istikrarsızlık Kübalılar açısından büyük endişe kaynağı oluyordu.
Venezuela halkçı yönetimini devirmek üzere, ABD desteği ve Kolombiya’nın aktif işbirliğiyle para-militer çetelerin sabaotaj kampanyaları devam ediyor.
2015-10-30 Ahmet Akif Mücek