BAY KONJONKTÜR HAZRETLERİ
Zaman içinde zaman vardır. İnsan içinde insan. İnsan mı değişen yoksa zaman mı?
Evet belki biz bu dünyayı değiştiremedik, henüz tabii. Lakin dünya da bizi değiştiremedi, henüz tabii. Ama büyük konuşan bay konjonktürlerimiz vardı, varlar hala. Zamanı gelince değişiyorlar galiba. Biri vardı ki ne yaman pek yaman. Adını söylemeyeyim de tırnak içerisinde kurtulmuşlardan! Kürsülerimizi verdik ona ki hak olanı, adil olanı, saadete ulaştıranı anlatsın, haykırsın, bağırsın ve dahi ikame etsin diye. İyi başladı da sonu malum işte. Bi şeyler söylüyordu, anlamasak da hoşumuza gidiyordu. Bi gün çıktı; “konjonktür” diye bi şeyden bahsetti. Ne menem şeymiş de ne kötü işmiş de pek fena edermiş de… İyi dedik, bak güzel bi malzeme bu. Kullanırız dedik. “Zamane” anlamına gelen bu kelime cuk diye oturdu meclislere, manşetlere. Sonra bunun gibi şeyler söyleyip durdu. Bunlar güzel şeyler; siyaset üretmek, yeni şeyler söylemek… Tabii yaşayarak ve inanarak söylenirse! Sonra bizim bay konjonktür, bizim kürsüden indi. Hem de ne iniş ne iniş. Bizim kürsüden böyle kavga gürültü inen adam gitti malum trene bindi. Tren pek dolu ya. Sandık ki boş vagona binecek. Meğerse vip vagonundan yeri çoktan ayrılmış. Kontenjandan yani!
Böyle akıp giderken zaman, kayıp giderken insan, biz safdiller de olayı sonra sonra anlamaya başladık ki; bu konjonktür kelimesi şeytanın insanı kandırma adetlerinden bi adeti belirtmek için, düşman oklarını güncelleyerek tanımak ve tanıtmak için söylenmemiş. İşin aslı, bu zamane tarikatlarından bi tarikatmış ve başında da “Konjonktür Hazretleri” varmış. Konjonktür şeytan icadı değil de tam da şeytanın askerlerinden bir askermiş. Ordusuna da böyle zaman içinde akarken ayağı kayıp giden insanlardan askerler alırmış. Vay canına ya hu! Vay konjonktür vay!
Şeytan icadı diyerekten bize televizyonu yasaklayanlar, halı sahaya göndermeyenler, satrancı en büyük günahlar sayanlar, felsefeyi, tekniği, icadı, düşünmeyi kerih görenler de o gün takva adına bugün fetva adına bu Konjonktür Hazretlerinin tam itaatkâr birer müridi olmuşlar da biz yeni ayıkmışız.
Bu Konjonktür Hazretleri öyle dinden imandan çıkartmaz ha. Hatta gece teheccüde kaldırır. Camilerde ön saflara yanaştırır. Namaza dururken misvak kullandırır. Cübbe sarık dolaştırır. Her yıl umre yaptırır. Bunlara karışmaz ki, zaman içinde, insan içinde fark edilmesin. Fark edilmesin de kendisi değilse bile zaman akıp gittikçe yeni nesilleri kolaycacık ele geçirebilsin.
Bu Konjonktür Hazretleri geldi geleli, tanıyamaz olduk eski bizimkileri. Konjonktür Hazretleri “Eskiler alıyorum” diye bağıra çağıra da dolaşmadı mahallemizde. Gerçi bizde eskimek, emekliye ayrılmak da yoktur da neyse şimdi. Bu kendini eskitenler, ayırıp gidenler, Konjonktür Hazretlerine intisab edenler, halı sahalara, top oynamalara büyük günahlar der kaçardılar da bugün futbolculardan vekiller, basketbolculardan başdanışmanlar, voleybolculardan himmetler alır olmuşlar. Halı saha da ter dökmeyenler, vip tribünlerinde boy göstermeye başlamışlar. Vay konjonktürleşmişler vay!
Bu Konjonktür Hazretleri ve müritleri çıktı çıkalı tasavvufu, tarikatı, cemaati, camiiyi, imamı, devleti, adaleti, infakları, intisabları, sohbetleri, zikirleri bi türlü istikamette göremez olduk. Huşu ne arar, lezzet ne gezer. Bereket çoktan göçtü gitti. Himmetle nimet yıllardır dargın birbirine. Külfet bedava olsa da dönüp bakan yok yüzüne. İzzet zaten terk-i diyar. Fakat ama zillet, hezimet, ihanet, rüşvet karabasan oldu da çöktü memleketimize, bedenimize, işimize, ailemize. Ah bu Konjonktür Hazretleri ah! Nasıl da kandık, inandık sana. Suç hep sende! Biz masumuz, Allah affetsin, milletimiz affetsin. Aldatıldık, kandırıldık. Ama iyi aldatıldık, ooo fena kaldırıldık, pek iyi aldatıldık, çok hoş kandırıldık, şaka maka da acayip aldatıldık ya… Ah Konjonktür Hazretleri ah! Sen var ya sen…











