TARİHSEL SÜRECİYLE MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİNİN PARTİ MÜZİKLERİ, SEÇİM ŞARKILARI VE MARŞLARI
Müzik, yaşayan bir organizmadır. Bir toplumun kimliğini en iyi yansıtan unsurlardan biri olan müzik, tarih boyunca değişik şekillerde kullanılmıştır. Müziğin gücünü ve etkisini keşfeden toplumlar, mensuplarına umut, azim ve heyecan kazandırırken, muarızlarına da korku ve telaş salmışlardır.
Tarih boyunca insan ve toplum müzikle iç içe yaşamıştır. Müzik kimi zaman yasaklanmış kimi zaman da bir toplumun büsbütün kimliği haline gelmiştir. İslam literatüründe müzik tartışmalı konuların başında gelir. Aslında müzikten ziyade Müslümanlar, çalgı konusunda muhtelif görüş ayrılıklarına düşmüştür. Bütün bu tartışmalar devam ederken bir yandan da Müslüman toplumlar kendi müzik tarzlarını da giderek geliştirmiştir. Bu gelişimin şüphesiz en somut örneği ve zirvesi 600 yıl dünyaya hükmetmiş Osmanlı Devletidir. Osmanlı klasik ve halk müzikleri ve tasavvuf müziği çok zengindi. Osmanlı müziği çok sever ve hastalıkların tedavisinde kullanmanın sırrına vakıf olduklarından çok önem verirdi. Osmanlıda müzik, halk müziği, dini müzik ve askeri müzik olarak üç şekilde incelenebilir. Halk müziğinde daha çok telli çalgılar ve söz ön plana çıkarken, dini müzik diye sınıflandırılan kısımda da cami ve tasavvuf müziği ön plandadır. Cami müziğinde çalgı kullanılmaz sadece ses kullanılır. Mevlid, diye adlandırılan Süleyman Çelebi’nin manzumesi köklü bir kültür haline gelmiştir. Tasavvuf müziği ise daha çok Mevlevi müziği olarak bilinir ve nefesli çalgılar ön plandadır. Öte yandan askeri müzik olarak kabul gören mehter de köklü bir kültür halini almıştır.
Siyaset ve müzik ilişkisine baktığımızda aslında bir sanat ortaklığı görülmektedir. Siyaset, arapça bir kelime olup at bakıcısı anlamına gelen seyis kökünden türemiştir. Bu bakımdan siyaset bir nevi insan ve toplum yönetme sanatıdır. Müzik de, kelimelerle anlatılamayan duygu ve düşüncelerin seslerle anlatılması sanatıdır. Siyasetin ve müziğin bu denli sanat ilişkisi toplum bilimlerinde de ortaklık göstermektedir. Müziği tanımlarken tek başına bir tanım yerine hem sosyolojik hem psikolojik hem de politik anlamlarını da ele almak gerekir. Örneğin bir sosyoloğun müziğe yaklaşımıyla, bir akustik fizikçinin yaklaşımı arasında hem tanım hem de metodoloji anlamında farklılıklar vardır. Söz konusu bu durum siyaset için de aynıyla geçerlidir. Bir psikoloğun siyasete yaklaşımıyla, bir siyaset bilimcinin yaklaşımı arasında yine tanım ve metodoloji anlamında belirgin farklılıklar söz konusu olacaktır. Bu bağlamda müzik kullanıldığı alana göre şekillenir.
Müzikli Siyasal İletişimin Başlangıcı:
İlk olarak dünyada modern anlamda müzikli siyasal iletişimin, iki savaş arası dönem olarak bildiğimiz Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasında bazı ülkelerin kullandıkları müzikli propaganda metoduyla ortaya çıktığını görmekteyiz. Hitler döneminde propaganda amaçlı kullanılan marşlar Badenweiler, Luftwaffe, Lili Marleen, Deutchland über alles, Erika, Ich Hatt’eiren Kameraden gibi Nazi SS kıtalarının zaferlerini öven ve savaş kahramanlıklarını anlatan marşlardır. Sovyetler Birliği, propaganda marşları konusunda (ideolojik propaganda alanında) belki de en başarılı ülkelerden biridir. Bolşeviklerin tarih sahnesine çıkışından itibaren propaganda, onlar için en önemli silah olagelmiştir. Krasnaya Armia Khoir (Kızılordu Korosu) marşları devletin de sahip olduğu ideolojik karakteristiği gereği siyasal iletişimde hep etkili biçimde kullanılmıştır. ‘Kızıl Ordu Marşı’, Çar’a karşı iç savaş döneminde yazılan ‘’Beyaz Ordu Siyah Baron’’, ‘Polyushka Polye’, ‘Kutsal Savaş’, ‘Moldovalı Esmer Kız’ gibi marşlar dünya müzik literatürüne de geçmiş eserlerdir. Bu dönemde Türkiye’de ise tek parti olan CHP, II. Dünya Savaşı için halkı cesaretlendirmek adına ‘’Künyemi Yazdım Taşa’’ isimli propaganda mahiyetli plakları hazırlatarak halka dağıtmıştır.
Türkiye’de Parti Müzikleri ve Seçim Şarkılarının Tarihsel Süreci:
Konumuz çevresinde ilerlemeye devam ederken müziğin önemi, medeniyetimizdeki başlangıcı ve siyasetle ilişkisinden sıyrılarak ülkemizdeki siyaset arenasında kullanılan müzik unsuruna değinelim. Bunun akabinde ise Milli Görüş Hareketinin ve partilerinin müziğe yüklediği anlam ve kullanım alanlarını irdeleyelim. Türkiye’de İstiklal Harbinden sonra tek partili dönemden çok partili döneme geçiş sürecinde başlayan parti müzikleri ya da seçim şarkıları diye adlandırılan propaganda ve tanıtım unsurlarının tarihsel gelişim sürecini ele alalım.
İstiklal Harbinden sonra Osmanlı Devleti’nin küllerinden canlanmaya çalışan bir milletin yeni bir sistem kurma çabaları devam ederken bir yandan da kaybedilen medeniyetin kültürel değerlerinin yerine batılı ve modern bir kültür anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Siyasetteki batı özentili anlayışla şekillenen yönetim sistemi diğer bütün alanlarda da derin şekilde hissedilmiştir. Tek partili demokrasi anlayışının meydana getirdiği bunalım ikinci bir parti çıkarılarak az da olsa geçiştirilmiştir. Milletin bir türlü içselleştirmediği bu batılı gelişim anlayışı siyasette, sanatta, edebiyatta hemen her alanda açmazlara ve buhranlara yol açmıştır. Millet bir yandan kimliği kaybederken diğer yandan da kültüründen ve değerlerinden uzaklaştırılmıştır. Bu anlayışın eleştirisini burada noktalayarak parti müzikleri ve seçim şarkılarına geçelim.
1930’lu yılların sonunda tek partili dönemde başlayan plaklı propaganda süreci, seçmenleri oy kullanmaya davet etmek amacıyla başlamıştır. Belediye binalarındaki gramofonlarla yapılan propaganda halkın ilgisini çekmiştir. 1946 yılında Demokrat Parti’nin kuruluşu ile çok partili hayata geçilmesi ve ardından 1950’de DP’nin tek başına iktidar olması siyasal iletişimde müzik kullanımının ilk örnekleri görülmüştür. Ancak bunlar DP Marşı ve Adnan Menderes’in miting konuşmalarını içeren plaklar olup meydanlarda kitleleri coşturmak amacıyla kullanılan plaklar değildirler. DP ve CHP 1950, 1954, 1957 seçimlerinde müzik kullanımından ziyade bastırdıkları afişler ve devlet radyosundan yapılan propagandaları ile seçmenlere seslerini duyurabilmişlerdir. Seçimlerde müziğin resmen bir propaganda aracı olarak kullanılması ise CHP’nin solun ortası arayışında Türkiye İşçi Partisi’nin meclise göndereceği 15 milletvekili haberi ile başlamıştır. Bu haber üzerine bestelenen “Yarının Şarkısı” adlı seçim şarkısı Türkiye İşçi Partisi’ne hediye edilmiş ve bu şarkı seçim kampanyası sürecinde kullanılmıştır.
“Bir şarkı olmalı, özlemi söyleyen
Bu koyu günlerden yarına ses veren
Bir sevgi olmalı, senden de yükselen
Sonra benimle bir yarına yön veren
Bir umut olmalı gözlerinde senin
Gözlerimde benim yarına erişen
Bir yarın olmalı, başka türlü bir şey
Bir aydın, bir güzel yarına varmalı”
(Yarının Şarkısı – Tülay German)
Bu süreçte sadece seçim müzikleri değil aynı zamanda siyasileri ve partileri konu alan hicivli komik plaklar çeşitli sanatçılar tarafından piyasaya sürülmüştür. 1965 – 69 seçimlerinde iktidara gelen Adalet Partisi ve Süleyman Demirel, seçimlerden yenilgiyle çıkan CHP ve İsmet İnönü arasındaki çekişmeyi konu alan plaklar büyük ilgi görmüştür. Modern Komikler Parazitler (Yavuz-Fuat) adlı bir grup tarafından hazırlanan iki plak “Ortanın Solu” ve “Ağlama Değmez Paşa” bu yenilgiyi anlatır. Ortanın Solu Plağında; “ ‘Ortanın Solu’ dedi, partiyi yere serdi/ Kurtaramam ben diye/ Bir devri toptan yendi/ Hani benim İsmetim, İsmetim/Gitti kısmetim…” dizeleri yer alırken, Ağlama Değmez Paşa Plağında ise “Ağlama değmez Paşa Çoban Sülü geçti başa” sözleri dikkat çeker.
CHP’de ilk propaganda plakları 1930’lu yıllarda kullanılmaya başlasa da siyasi mizah plaklarının bir propaganda aracı olarak gelişmesinde Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) etkisi olmuştur. Ortanın Solu’nun ortaya çıkışında düşünsel bir TİP etkisi olmakla birlikte TİP’in mitinglerinde kullandığı sloganlar ve müzikler farklı bir yöntem olarak hemen benimsenmiştir. Bu dönemde TİP, âşıkları ve halk müziğini kullanmış ve bazı âşıklar TİP mitinglerinde TİP sloganlarına uygun, türkü tarzında eserler söylemişlerdir.
1974’ten sonra Ortanın Solu tanımı aşılmış ve yeni söylem Demokratik Sol olmuştur. 1973 seçimlerinde kullanılan marşlarda da Demokratik Sol slogan mevcuttur: “Halkçı devrimci gençleriz/ Emperyalizmi ezeriz/ Savulun hey satılmışlar/ Demokratik Sol geliyor”
Türkiye artık çok partili dönemi benimsemiştir. Ama millet yine inancından, özünden, milli ve manevi değerlerinden, kültüründen uzak yaşamaktadır. Tek partili dönemin işkencesini atlatan millet, bu kez de çok partili dönemin çilesine maruz kalmıştır. Bir nefes ve bir ses beklenmektedir. İşte tam da bu noktada milletin inancına ve değerlerine sahip çıkan kanaat önderlerinin çabalarıyla “Milli Görüş Hareketi” siyasi arenaya ayak basmıştır. Bağımsızlar hareketi ve öncesinde yaşanan süreçler artık siyasi bir partinin kurulması gerekliliği zorunlu kılmıştır. Milli Görüş Hareketini başlatan arka planda Mehmet Zahid Kotku gibi kanaat önderleri ve ön planda da Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları 26 Ocak 1970’de Milli Nizam Partisi’ni kurmuştur.
Milli Nizam Partisi her haliyle milleti adeta küllerinden canlandıran bir anka kuşunu andırır. Partinin tüzüğünden beyannamesine, ambleminden marşlarına kadar milli ve manevi değerler hep ön planda tutulmuştur. Abdurrahim Karakoç’un “Hak Yol İslam Yazacağız” şiiri partililer tarafından “Milli Nizam Marşı” diye uyarlanmış ve bu şiir partinin marşı olarak kabul görmüştür. Milli Nizam Partisi, Milli Görüş Hareketinin daha geniş kitlelere ulaşmasında ilk adımdır. Bu adımı atarken partinin, hareketin dinamiklerini fazlaca kullandığı görülmektedir. Bu anlamda milli ve manevi figürlere, kadim değerlere yer verilmiştir. Bu ilk dönemde Milli Nizam Partisi, partiye atfedilerek yazılan şiirleri ve manzumeleri müziksiz marş olarak kullanmıştır. Parti mensupları kuruluş toplantısı ve ilk kongrede hep bir ağızdan Milli Nizam Marşını okuyarak bu marşı kurumsal anlamda benimsemiştir. Daha sonra partinin Gençlik Kolları tarafından birçok toplantıda bu marş yine müziksiz olarak koro halinde defalarca okunmuştur. Artık Milli Nizam Marşı yediden yetmişe bütün partililerin zihnine yerleşmiş, diline pelesenk olmuştur.
“Hür dünyanın göbeğine
Milli Nizam yazacağız
Kuşların göz bebeğine
Milli Nizam yazacağız
Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Milli Nizam yazacağız
Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Milli Nizam Yazacağız
Herkes duyacak, bilecek
Gizlenmez gayri bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Milli Nizam yazacağız”
Parti kurumsal olarak marşı müziksiz kullansa da Milli Görüş Hareketi büyüdükçe mensupları ve destekçileri tarafından kurulan müzik grupları daha sonra bu marşı nakarat bölümlerinden şiirin orijinaldeki gibi “Hak Yol İslam Yazacağız” şeklinde müzikli bir marş haline getirmiştir. Ayrıca Milli Nizam Marşı partinin il teşkilatları tarafından broşürlere ve afişlere basılmış, pankartlarda yer verilerek yayılmıştır. Nitekim Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasında da MNP İzmir Gençlik Kollarının bastırdığı ve üzerinde marşın sözlerinin yer aldığı broşür de dosyada kapatma gerekçelerinden biri olarak gösterilmiştir.
Bu dönemde yine Mehter Marşları da yoğun olarak parti toplantılarında kullanılmıştır. Böylece Milli Nizam Partisi’nin paradigmaları da yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Milli Nizam Partisi ile Milli Görüş Hareketi büyük bir heyecan uyandırmıştır. Bu heyecanın temel sebebi de milletin yıllardır özlemini çektiği “Osmanlı Ruhu ve Dava Bilinci”dir. Bu özlemin yansımaları partinin ambleminden marşına kadar bütün kademelerinde bir vuslat hali olarak görülmeye başlamıştır.
Milli Nizam Partisinin giderek büyümesi belli çevreleri rahatsız etmiş ve çok basit gerekçelerle parti kapatılmıştır. Daha sonra üzerinden çok vakit geçmeden Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları Milli Görüş Hareketinin ikinci partisi olan Milli Selamet Partisi’ni kurarlar. Milli Görüş Hareketi gün geçtikçe büyümektedir. MNP’nin kapatılması da hareketin mensuplarının davayı daha fazla sahiplenmelerine neden olmuştur. Milli Selamet Partisi teşkilatlanmasında yine MNP’liler yer almıştır. MSP’nin unsurları yine dava merkezli olarak ilerlemiştir. Partililer ve hareketin destekçileri tarafından yazılan sloganlar, şiirler ve marşlar da hep milli ve manevi dinamikler ön planda tutulmuştur.
Milli Selamet Partisi bir yandan faaliyetlerini sürdürürken öbür yandan da Milli Görüş Hareketi sadece siyasi alanda değil birçok alanda örgütlenmeye başlamıştır. ESAM, MTTB ve Akıncılar Derneği bunun ilk örneklerindendir. Milli Selamet Partisi bu dönemde gençlik hareketleriyle de yakın temas kurmuştur. O yıllarda Türkiye’deki Müslüman Gençlik, Mısır’daki İhvan-ı Müslimin Hareketinden, İran İnkılabından ve Afgan Cihadından da çok fazla etkilenmiştir. Yine bu yıllarda Hasan El Benna’nın, Seyyid Kutup’un ve Ali Şeriati gibi isimlerin kitapları çevrilerek basılmış ve yayılmıştır. Bütün bunların etkisiyle birlikte yazılan şiirler, marşlar, sloganlar ve diğer yayınlarda İslami unsurlar; dava, cihad, şehadet, mücahid kavramları ön planda tutulmuştur. Müslüman Gençliğin kurduğu müzik grupları, toplantı ve organizasyonlarda sahne alan korolar yazılan şiirleri müzikli ve müziksiz marşlar olarak bestelemiş ve okumuştur. Akıncılar Derneğinin “Akıncı Gençlik Marşı”nın sözleri dönemi çok net ifade etmektedir.
Hem komünisti hem faşisti
Kalpte iman, elde kuran ile çıktık biz yola
Önderimiz Peygamberimiz, muzafferiz mutlaka
Yüce İslam devletini kuracağız mutlaka
Müslüman’ın tüm hakkını alacağız inşallah
Yine bu dönemde gerçekleşen Kudüs Mitingi de bu minvaldeki şiir ve marşların sahne aldığı en belirgin hadiselerden bir tanesidir. MSP tarafından yapılan bu mitingin organizasyonunu Akıncılar Derneği üstlenmiştir. Ancak Milli Selamet Partisi içinde bulunduğu dönemin şartlarının farkında olduğu için tahrik edici radikal unsurları arka planda tutmaya çalışsa da sıkıyönetimin getirdiği darbe, mitingi “bardağı taşıran son damla” görmüştür. Tıpkı MNP gibi Milli Selamet Partisi de basit gerekçelerle kapatılmıştır.
Milli Nizam ve Milli Selamet Partileri döneminde siyasal iletişim anlamında müzik daha çok söz ağırlıklı marş olarak kullanılmıştır. Her iki partinin de kurumsal nitelikte müzikleri ve seçim şarkıları bulunmamaktadır. Her iki parti de toplantı ve organizasyonlarında daha çok Mehter Takımına dolayısıyla da mehter marşlarına yer vermiştir.
Profesyonel anlamda kitlelerle, müzikler üzerinden siyasal iletişim sağlanması bir anlamda Özallı yıllarla birlikte başlamıştır. Çünkü 70’li yıllardaki gibi ideolojilerin ön plana çıkarılmamasına gayret gösterilmiş bunun yerine daha merkezde yer alan söylem ve siyasi üslup tarzı benimsenmeye çalışılmıştır. Bu da seçim kampanyalarının önemini ve etkisini bu yeni dönemde artırmıştır. Özal’ın ANAP’ı ve ANAP’lı yılların Türkiye’sindeki seçim müzikleri incelendiğinde en akılda kalanların başında 1983 seçimlerinde ANAP ile bütünleşen sözleri Mehmet Erbulan’ a, bestesi İsmet Nedim’e ait “Arım balım peteğim” şarkısı olmuştur. Şarkının sözleri ANAP için ‘’Arım balım peteğim, Anavatan çiçeğim bilsem ki öleceğim, yine onu seçeceğim, tek ümidim her şeyim, Özal benim liderim ’’ şeklinde değiştirilerek Turgut Özal ile uyumlu hale getirilmiştir. Arım balım Peteğim şarkısının Turgut Özal’ın çizdiği ANAP logosu (bal peteği halindeki Türkiye haritası üzerindeki arı) ile de uyumlu olması nedeniyle hem Özal ile hem de ANAP ile özdeşleşmiştir.
Milli Selamet Partisi’nin kapatılması ve sıkıyönetimin ardından Milli Görüş Hareketi üçüncü partisi olan Refah Partisi’ni kurmuştur. Refah Partisi, toplumsal uyum açısından daha geniş kitlelere hitap eden bir parti olarak büyümüştür. Hareketin kurucuları ve mensupları da Türkiye’de siyaset yapmanın ve siyasi bir parti olmanın gereklerini daha iyi tecrübe edinmiştir. Refah Partisi kurumsal anlamda milli ve manevi değerlerini ön planda tutarken üslup ve tarz anlamında da ulusal ve evrensel değerlere seslenen bir kabiliyete kavuşmuştur.
Türkiye’de 90’lı yıllarda yükselen pop müzik kültürü siyasal iletişime de yansımıştır. Siyasi partiler ve liderler seçim şarkılarında pop müzikten uyarlamalar yapmıştır. Ayrıca bu dönemde parti ve partinin görüşlerinden ziyade liderlerin kendi isimleri ön plana çıkaran seçim şarkılarına daha çok yer vermiştir. Bu da halkın gözünde itibar kaybına neden olan itici bir hal almıştır. Bu dönemde merkez partilerinin bu tavrına karşın ideoloji partilerinin kullandığı üslup ve tarz halk tarafından daha çok benimsenmiştir. Nitekim Refah Partisi’nin parti müzikleri ve seçim şarkılarında kullandığı tema ve unsurlar partinin görüşünü benimsenmiş, geniş halk kitleleri tarafından da kabul görmüştür.
Refah Partisi hem taşraya hem de metropollere ve özellikle varoşlara hitap eden, siyasal iletişimi diğer kampanya ürünü pop şarkılarından daha etkin sağlayan marşları ile 90’lar boyunca siyasi rüzgârı yakalayabilmiştir. Bu dönemde genel ve yerel seçimlerde dini ve milli motiflerin yer aldığı marşlar Refah’ın repertuarını oluşturmaktaydı. Dönemin meşhur ‘Refah’ın vakti geldi’, ‘Türkiye’me hep Refah yağacak’, ‘İnananlar geliyor’, ‘Gülsün milletin yüzü’, ‘Refahta birleşelim’, ‘Gel katıl bize’, ‘İnananlar geliyor’, ‘Haydi haydi ileri’ ve Yıldırım Gürses’in seslendirdiği ‘Müjdeler Olsun Refah Geliyor’ marşları aslında Türkiye’ye Refahyol iktidarını ve Erbakan’ın başbakanlığını müjdelemişlerdir.
“Dillerde türkülerle, ellerde çiçeklerle
Gönülde sevgilerle Refah'ın vakti geldi
Gelin birlik olalım el ele tutuşalım
Sevgiyle buluşalım Refah'ın vakti geldi
Vatandaş gülsün diye, garip sevinsin diye
Haksız utansın diye Refah'ın vakti geldi
Düğümü çözmek için, oyunu bozmak için
Destanlar yazmak için Refah'ın vakti geldi”
Refah’ın bütün marşlarında dini ve milli motifler daima ön planda olup birlik, adil düzen ve hizmete yönelik söylemler ön plana çıkartılmıştır. Seçim şarkıları ile 1995 seçimlerinde kitlelerle direkt siyasal iletişim kurabilen, seçim sonuçlarından da görüldüğü üzere RP olmuştur. RP, %21 ile birinci parti olarak seçimlerden çıkmıştır. Refah Partisi’nin seçim şarkılarına yönelik stratejisi 1995’te diğer popüler kültür şarkıları ile seçimlere hazırlanan merkez partilerinden oldukça farklıdır. Metropol kentlerin yoksul varoşlarına ve kesimlerine hitap eden refah, adil yönetim ve hizmet söylemli marşların pop şarkılarına oranla daha fazla etkili olduğu ve halkın popun albenisine fazla itimat etmediği görülmüştür. Burada popüler kültürün ve popüler kültür üzerine ikna stratejisi benimseyen merkez sağın artık pahalı seçim kampanyalarının işe yaramadığı da görülmüştür.
İdeolojik bir parti olarak RP’nin ikna kuramları açısından incelendiğinde Sosyal Yargı Kuramına başvurduğu görülmektedir. İkna edilmek istenen kitleye yönelik verdiği mesajların içerisinde pek çok uyarıcı bulunmaktadır. Özellikle kampanyalarında kullandığı Refah ve Milli Görüş marşları topluma yönelik adil düzen, eşit bölüşüm, sosyal adalet, temiz siyaset, din ve vicdan özgürlüğü gibi birçok konuda çok sayıda mesajı iletmektedir. İletişim modelleri açısından incelendiğinde Refah’ın kampanyalarının İdeoloji Odaklı Model’e uygun olduğu görülmektedir. Milli Görüş fikri de lideri ile bütünleşmiş bir ideoloji olarak sunulmaktadır. Bundaki neden Milli Görüş ideolojisinin teorisyenin bizzat Necmettin Erbakan’ın olmasıdır.
Bu dönemde Milli Görüş Hareketi tarafından kurulan Milli Gençlik Vakfı da “Gençlik Marşlarıyla” gençliğin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bunların başında gelen Nurullah Genç’in kaleme aldığı “İnkılaba Az Kaldı” ve Ramazan Uçar’ın Adil Düzen Marşı olarak da bilinen “İnananlar Geliyor” adlı şiiridir. Ayrıca TRT Sanatçısı Yıldırım Gürses de Arif Nihat Asya’nın yazdığı “Fetih Marşı”nı da besteleyerek mehter marşı tarzında okumuştur. Bu marş Refah Partisi’nin bütün toplantılarından ve seçim konvoylarında büyük bir beğeniyle kullanılmıştır. Yine bu dönemde Refah Partisi’nin başarısı camia içerisindeki birçok sanatçı ve müzik grubunu da beslemiş ve büyütmüştür. Bugün ün yapmış marş ve ezgi sanatçılarının hemen hemen tamamı bu atmosferin birer meyvesi olarak karşımızda durmaktadır.
Refah Partisi de koalisyon ortağının ihaneti ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kumpasıyla 28 Şubat Darbesi ve yine irticai faaliyetler gerekçe gösterilerek kapatılmıştır.
Refah Partisinin kapatılmasından hemen sonra mecliste bulunan Refah Partili Milletvekilleri Fazilet Partisini kurmuştur. Bu dönemdeki siyasi hava oldukça gergindir. Ayrıca parti içinde gelenekçi ve yenilikçi ayrımı yapılmaktadır. Parti içinde bir grup, Milli Görüş Hareketinin temel esaslarına aykırı çıkışlar yaparak kafa karışıklığına neden olmuştur. Belki de bu sebepledir ki, o dönemde türküler daha çok ön plana çıkmıştır. Söz ve müziği Özhan Eren’e ait olan Grup Türkiyem tarafından bestelenen “Türkiyem” adlı eser adeta Fazilet Partisiyle bütünleşmiştir. Hareketin gençlik kuruluşu olan Milli Gençlik Vakfının düzenlediği Fetih ve Gençlik Şöleninde de sık sık çalınan bu eser, partililere asıl gayenin ülke için mücadele etmek olduğu mesajı vermektedir. Yine o dönemde Anadolu’nun unsurları daha çok ön plana çıkartılmıştır. Karadeniz şivesiyle okunan türküler de partinin toplantı ve organizasyonlarında kullanılmıştır.
Milli Görüş Hareketinin dördüncü partisi olan Fazilet Partisi de parti içindeki ihanetlerle birlikte bölünmüş ve basit gerekçelerle kapatılmıştır.
20 Temmuz 2001’de kurulan Saadet Partisi, bugün halen siyasi faaliyetlerini sürdürmektedir. Refah Partisinin seçim müzikleri Saadet Partisi tarafından 2000’li yılların başlarında birçoğunun sözleri Saadet Partisine uyarlanarak okunmuş ve o dönemde düzenlenen Gençlik Şölenlerinde bir albüm halinde partililere sunulmuştur.
Ayrıca her seçim döneminde oluşturulan seçim konseptine uygun olarak bir ya da iki tane parti müziği ve seçim şarkısı yayınlanmaktadır. Bu dönemde siyasi yasaklı olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın bazı konuşmalarından bölümler alınarak seçim şarkısı tarzında “Bir Güzel Adam” adlı bir eser de ortaya çıkarılmıştır. Bu tarzda belki de bir ilk olduğu söylenebilecek bu eser hareketin ve partinin birçok toplantı ve organizasyonun yanı sıra seçim araçlarında da kullanılmıştır. Fakat burada da diğer parti müzikleri ve seçim şarkılarında olduğu gibi “Erbakan” ismi kullanılmamış, sadece Necmettin Erbakan’ın konuşmalarından alınan bölümlerle partinin söylemlerine vurgu yapılmıştır.
Hareketin Milli Gençlik Vakfının kapatılmasının ardından 2002 yılında kurduğu Anadolu Gençlik Derneği de 2005 yılındaki Fetih Şöleninde yayınladığı “Anadolu Gençlik Marşları” albümünün yanı sıra MGV dönemindeki “Gençlik Marşları”nın da güncellenmesi noktasında çalışma yapmaktadır.
Milli Görüş Hareketinin Kurucu Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatından sonra hareket “İkinci 40 Yıl” adını verdiği bu dönemde yukarıda bahsi geçen marş ve ezgileri yeni tarzla ve yeni enstrümanlarla güncelleyerek “İkinci 40 Yıl” adını verdiği bir albüm hazırlatarak bunu da bir gala programıyla yayınlamıştır.
2014 Mahalli İdareler Seçiminde partinin “Saadet Kazanacak” konseptine uygun olarak hazırlanan “Saadet Kazanınca Türkiye Kazanacak” adlı seçim şarkısı “Refah’ın Vakti Geldi” ve Saadet Partisine uyarlanan “Saadet Vakti Geldi” eserleri kadar ilgi uyandırmıştır.
“Beklenenler geliyor, yeter beklediğimiz
Müjdeler olsun, müjde sizsiniz.
Yarın güzel olacak, kalpler huzur bulacak,
İyi insanlar için iyiler kazanacak,
Saadet kazanınca, Türkiye kazanacak.
Doğusuyla, batısıyla, bu vatan hepimizin
Yarın güzel olacak, kalpler huzur bulacak,
İyi insanlar için iyiler kazanacak,
Saadet kazanınca, Türkiye kazanacak.
Hayal değil ki gerçek olacak
Yarın güzel olacak, kalpler huzur bulacak,
İyi insanlar için iyiler kazanacak,
Saadet kazanınca, Türkiye kazanacak.”
Türkiye’nin siyasal iletişimde kullandığı müziğin seçim şarkılarına yansımalarını incelediğimizde milli ve manevi değerlerden ziyade popülist, politik ve polemik üreten söylemlerin ön plana çıktığını görüyoruz. 1970’lerde Milli Nizam Partisiyle birlikte siyasi arenaya çıkan Milli Görüş Hareketi ise kurduğu partilerin tüzüğünden beyannamesine, ambleminden marşlarına kadar hemen hemen her kademesinde milli ve manevi değerler, dini motifler hep ön planda tutulmuş, birlik, adil düzen ve hizmet söylemleri de belirgin ve güçlü bir şekilde yansıtılmıştır. Milli Görüş Partileri, parti müzikleri ve seçim şarkılarında dahi milleti umutlandıran, neşelendiren ve heyecanlandıran bir üslup ve tarz kullanmayı öncelemiştir. Ayrıca diğer partiler çoğunlukla lider ve şahıs odaklı seçim şarkısı hazırlarken, Milli Görüş Partilerinin hemen hemen hiçbir dönemde lideri yani şahsı ön plana çıkaran (yerel seçimler hariç) parti müziği ve seçim şarkısı bulunmamaktadır. Daha çok partinin görüşleri ve idealleri, huzur ve umut aşılayan sözlerin yer aldığı parti müzikleri ve seçim şarkıları kurumsal kullanılmıştır. Hareketin mensupları ve destekçilerinin yazdığı şiir, türkü ve marşlarda “Erbakan” ismi kullanılsa da bu parti kurumsallarında yer bulmamıştır. Bu yazılan şiirler ve bestelenen eserlerde de “Erbakan” ismi, parti ismi kullanılamadığı için Milli Görüş Partilerinin düşüncesini anlatmak ve hatırlatmak amacıyla kullanılmıştır. Yine o dönemde cafcaflı tanıtımlar ve propagandalardan ziyade daha sade ve mütevazi kampanyalar halk tarafından kabul görmüştür. Aynı şekilde lideri ve şahsı öven, pop müzikten uyarlanan ve popüler kültürün yoğun olarak kullanıldığı seçim şarkılarından ziyade sosyal adaleti, insan onurunu, hizmeti ve idealleri ön plana çıkaran seçim şarkıları halk tarafından benimsenmiştir.
Parti müzikleri ve seçim şarkılarındaki tarzın, ülkenin ve dönemin siyasi havasıyla doğru orantılı olduğu görülmektedir. Tek partili dönemden çok partili döneme geçiş sürecindeki siyasi hava daha merkeziyetçi ve devletçi tarz, çok partili dönemin ilk yıllarında halktan ama merkezi otoriteye de çok fazla sataşmayan bir tarz benimsenmiştir. 1970 ve 1980’li yılların siyasi havasında da daha ideolojik ve dava merkezli bir tarz ortaya çıkmıştır. 90’lı yıllara gelindiğinde ise pop müziğin ve popüler kültürün siyasi havayla bütünleştiği görülmüştür. O dönemdeki siyasi partiler ve liderler de tarzlarını bu yönde belirlemiştir. 2000’li yıllarda artık tamamen siyaset, fikirler üzerinden değil şahıslar üzerinden yapılmaktadır. 80’li ve 90’lı yıllarda ara ara siyasi partiler liderleri ön plana çıkarsa da hiçbir zaman bu dönemdeki kadar lider odaklı iletişim modeli benimsenmemiştir. Lider odaklı iletişim modelinin benimsenmesi partilerin seçim kampanyalarında afişlerinden şarkılarına kadar her birimde hissedilmektedir. Milli Görüş Partileri ise MNP’den Saadet Partisine kadar lider odaklı değil dava odaklı, ideal odaklı bir iletişim modeli benimsediği için her zaman milli ve manevi motifleri ön planda tutmuş, adalet, barış, hakça paylaşım, onur, hizmet, izzet ve refah ilkelerini güçlü bir şekilde vurgulamaya devam etmiştir.
Nitekim Milli Görüş Hareketi, milletimizin milli heyecana sahip olması, azimle dolması, hak ve adalet mücadelesi için gayrete gelmesinde marşların da bir vesile olabileceğinin farkında olarak temel esaslarından ödün vermeden bu imkândan istifade etmiştir. Bu bakımdan her dönemde bir marş ve her seçim zamanında da bir seçim şarkısı hazırlamaya gayret etmiştir.
Ayhan Erol, Müzik Üzerine Düşünmek, Bağlam Yayıncılık / Müzik Bilimleri Dizisi
Selim Öztürk, Siyasal İkna ve Seçim Müzikleri: Türkiye Üzerine Bir İnceleme
Ali Saydam, (1 Mart 2014) Türkiye’nin Seçimleri Programı, NTV
Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Gülsüm Tütüncü Esmer, Cilt: 10, Sayı:3, 2008 Propaganda, Söylem ve Sloganlarla Ortanın Solu
Mehmet Ö. Alkan, “Seçimlerde Plaklı Propaganda Devri: Kendim Seçtim, Kendim Buldum”, Toplumsal Tarih, sayı:123, Mart 2004. s.47.
Mehmet Ö. Alkan, “Plakların Sesiyle Yakın Tarihimiz: Birer Belge Olarak Plaklar”, 60’lardan 70’lere 45’lik Şarkılar (Yay. Haz.: Ayhan Akkaya, Fehmiye Çelik), s.59.
Ayhan Akaya, Fehmiye Çelik, “Aranjmandan Anadolu Popa Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li Yıllar”, a.g.e. s,14.
S.Arif Emre, Siyasette 35 Yıl, Keşif Y.İstanbul, 2002, s.189
Sohtaoğlu, M. (27 Ocak 2014), Siyasetin Fon Müziği, CNN Turk
Alkan, M. Ö. (2003), Tarihin Sesli Tanıkları: Plaklar, İstanbul, Bağımsız İletişim Ağı BİANET