ATEŞ VAROLUŞUN TEMELİ Mİ
Ateş Varoluşun Temeli mi?
İ.S bin altı yüzlü yılların sonuna doğru bilim tarihi bir başka yanılgıya daha sahne olmuştur. Ateş ve saçtığı alevler her devirde insanların ilgisini çekmişti.
Hatta bazı topluluklar ateşi tanrı yerine koyup tapmışlardır.
Bir bakıma o dönemlerde ateşin ne olduğu ya da ne olmadığı bilimsel olarak bilinmiyordu. O döneme kadar henüz sırrı keşfedilememiş ateşin kaynağı üzerinde düşünen insanlardan biri de Alman bilim adamı Georg Ernst Stahl'dır.
Stahl, araştırmaları sonucunda, ateşe flojiston adı verilen gözle görülmeyen bir maddenin yol açtığını ileri sürdü.
Stahl'a göre flojiston nesnelere girip çıkabilen bir çeşit maddeydi.
Flojistona sahip bir nesne hızla yanarken, flojistonun olmadığı nesneler ise yanmıyordu. Yanan maddelerden duman çıkması, bu maddelerin yanarken küçülmeleri ve hafiflemeleri, flojistonun bu maddeleri terk etmesi olarak yorumlandı.
Araştırmalarda, yanan maddelerin üzerlerinin kapatılmasıyla veya toz ve toprak atılıp söndürülmeleriyle flojiston çıkışının engellendiği ve böylece ateşin söndüğü düşünülüyordu.
= = = =
Flojiston teorisinin kurucusu Georg Ernst Stahl
= = = =
Ancak zamanla yapılan deneyler sonucunda maddelerin yanarken küçülmemeleri veya hafiflememeleri flojistonun gerçekliği hakkında bazı kuşkuların doğmasına neden olmuştur.
Milattan sonra bin yedi yüzlü yılların sonunda ise havanın farklı birkaç gazın karışımı olduğu keşfedildi.
Bu farklı gazların farklı biçimlerde yanmaları da flojiston kuramıyla açıklanmaya çalışılırken, oksijen gazıyla ilgili yapılan araştırmaların biri bu kuramın sonunu getirdi.
İnsanlar bilim yolunda daima arayarak; niçin, neden, nasıl, acaba sorularına sorarak kimi zamanlarda aldanarak, yanlışlar düşerek ilerleyebilmişlerdir.
Bu aldanmaların nedeni şüphesiz ki beynimizin dış dünya ile tek bağlantı yolu olan algılama yetreneklerimizin sınırlı ve aldanabilir olmasıdır.
Tersinim bilimsel konularda neticelere ulaşırken algılama yeteneklerimizin sınırlı, yanılabilir, aldanabilir oluşunun da dikkate alınması gerektiğini savunur. Algılayamadıklarımızın dolaysıyla bilmediklerimizin gerçek olmadığını iddia etmenin, bunları bilim dışı ve yok saymanın akla mantığa ve bilime aykırı olacağı açıktır.










