Emre Şahin 40 Kere Maşallah...
"40" filmi 2009’da yapılmış olup anca 2011’de vizyona girdi. Bizde anca izleye bildik. Yoğun saçma sapan Türk filmlerine inat; bir konusu, bir hikayesi, bir (kaç) karakteri olan kendince bir tür filmi. Geç izlememe rağmen sanki yıllar evvel izlemiş gibiyim... Acaba Emre bana özel izletim mi yaptı. Yoookk! Olsa kesin hatırlardım...
"40"ı izlediğimde beni etkileyen ilk şey, Türk sinemasında aksiyonla dramı, İstanbulla hayatları, arka sokaklarla şarkıları birleştiren ender filmlerde biri olmasıydı. Çünkü bizde aksiyon dedin mi komediye davetiye, ti’ye alınmaya vizedir. Dramımız ise en acıtasyonundan olur ve ne kadar kasvet, gurubet varsa hepsi ve daha fazlası vardır. Ondandır ki Emre Şahin'in "40"ı izlenir keyifle izlenir.
Hayır böyle filmler kıçı kırık filmerlerin yanında nasıl geç vizyona girer anlamış değilim. Yığınlağınla saçma sapan film vizyona girerken bunun girmemesi: Bizim neyi vizyona alıp almayacağımız konusunda ileri görüşlülüğümüzü gösteriyor.
"40", kısaca 3 kişinin kendi iç ve dış çatışmaları içindeyken bir çanta etrafında kesişme hikayesidir. İsminin 40 olması da sayıların gizemi ve evrende ki herşeyi sayısal olarak açıklaya bilirsin espirisine atıftır. Film buradan yola çıkarak İstanbulun arka sokaklarında, arka hayatları yaşayanları gösterir.
40 marjinal bir hikaye ile bizleri selamlıyor. Ali Atay'ın Metin karakterini yaşaması filmi başlı başına izlenmeli noktasına getiriyor. Metin doğunun yokluğundan, yaşadığı bir olaysan sonrasın da İstanbul'a gelen ve burada büyüyüp büyük adam olmaya çalışan taksi şoförüdür. Metin kendini lanetli atfedip hayatı ona göre yaşamaktadır.
Diğer karakterimiz Godwill, Nijerya'dan kalkmış gelmiş ve Beyoğlu'nun karmaşasına karışmış bir Afrikalı. Saat satanlardn değil tamirhanede çalışan ve buradan Paris’e sevdiği kızın yanına gitmek isteyen biridir. Metinin aksine İstanbul onun için bir üst basamağa giden kapıdır. İstanbul'dan Paris'e... Tarlabaşı'nın karmaşıklığından, çeteler ve uyuşturucu şebekeleri çatışmasından bile kendisine olumlu bir pay çıkarıyor.
Filmin üçüncü karakteri hemşire Sevda. Bizden biri olan Sevda kendini bulma yolunda sayılarla ama önce dinsel öğelere başvurur budistlikten islamiyete kadar uhrevi duygularla arasını iyi tutmaya çalışır. Sonunda kendince cevapları sayıların gizeminde bulur ve gördüğü her sayıya göre tercihlerini belirler. Sevda hastanesindeki çapkın doktorla işi pişirir ve evlenir. Bir kızı olur lakin öğrenir ki doktorun işi pişirmediği kimse kalmamıştır. Doktor meslekten ihraç olur. Hemşiremiz yine çalımak zorundadır.
Bu üç karakterin hayatını mahfeden -kesiştiren- bir çantadır. Çantanın içi para doludur. Para dolu çanta sıkıntırıdır. Hele hele arka sokaklarda tehlikenin ta kendisidir. Para dolu bir çanta insanların kaderleriyle nasıl oynar adeta onu bize gösteriyor/izlettiriyor. Emre Şahin bunu yaparken İstanbul'a öyle güzel bir bakış atıyor ki filmin ayrı bir yerinde zannedersin bir belgesel oynuyor.
Film duraksamalara izin vermeden hızla yol alıyor ve Türk sinemasının son zamanlardaki yavaşlığından hızla uzaklaşıyor. Bu anlamda da popüler ve minimal arasına kanat gererek aslında daha zor olanı başarmanın derdine düşüyor.
"40"ın müzikleri belgesel gibi görüntülerine inceden inceye işlemiştir. Müziklerin üzerinde titizlikle durulduğu anlaşıldığı gibi İstanbul'da hergün 5 defa duyduğumuz Ezan sesini burada bolca duyuyoruz. Bu da filmin akışına gerçeklik katıyor. "Bolca" dedim, zira bizim filmlerde malesef Ezan sesi filmden ve akıştan izole edilmiştir. Ezan sesi filmin akışını da belli ediyor.
40 için bir dipnot düşelim hemen "Antalya Film Festivali'nde Behlül Dal Özel ödülü kazandı." Sayıların gizemiyle ilgilenenler için de filmin bir lezzet sunuyor.
Filme ismini veren "40" sayısı dinsel açıdan çok anlamlıdır. Zira kırk sayısının ifade ettiği anlamlardan bazıları şunlardır. Zekatın 40'ta biri verilir. Hz.Peygambere peygamberlik 40 yaşında gelmiştir. Hz.Musa Tur dağına inzivaya gitmesi 40 gün sürmüştür. Halvete girenler, halvette 40 gün kalır. Ölülerin tırnakları etlerinde 40 günde düşer. Hamile kadınlar için kırk’ı çıksın denir. Yediğimiz bir şey vücudmuzdan 40 gün sonra çıkar... Listeyi araştırdıkça çoğalta biliriz. Bu kadarlık kafi deyip son cümlelerimize geçebiliriz.
Böyle filmlerin zorluklarla karşılaşması, vizyonda ki boş filmlerin bunun yanıda tırt kalması gösteriyor ki Emre Şahin'de olsan bu ülke malesef böyle bir ülke. Film izlenip Türk filmleri içinde ayrı bir yere koyulur...
Emeğine, eline sağlık Emre Şahin