Bilmem hatırlar mısın… Dün gece yoldaydım. Arka koltukta… Kırk numarada…
Umut Altıçağ’ın bir ezgisi çalıyordu kulağımda, belki rastgele açıldı belki bilinçli kaçtım o ezgiye, bilmiyorum. Ama ne zaman otobüse binsem, ne zaman gece bir yerlere savrulsam… O sözler aklımda yankılanır.
Kırk numara… Otobüsün en arkası… Kimseye görünmeden ağlanacak yerdir orası. Omzunu cama yaslarsın, gözlerin karanlıkta başka hayatlara dalar. Camın ardından geçen ışıklar, birer birer söner içindeki umutlara benzer.
Herkes uyur, senin uykun kaçar. Yol gider, sen kalırsın. Şoför direksiyonu kırar, sen içinden kıyameti koparırsın.
Belki arkamda bıraktığım bir şehir, belki kavuşamadığım biri, belki de kendime bile söyleyemediğim bir özlem… Ama o ezgi hep aynı: Söylenmemiş cümleler gibi, suskun ama çarpıcı. Kırk numarada oturan biriysen… Biraz geç kalmışsındır hayata. Biraz erken kırılmışsındır.
Otobüs yol alır… Ama sen hep o koltukta kalırsın. Her seferinde yeniden.










