Yere düşen tohum ölmez aslında,
Toprağın koynunda yeniden doğmaktadır.
No title available

❣ Chile in a Photography ❣

shark vs the universe
Cosimo Galluzzi
h
Keni
I'd rather be in outer space 🛸
Sade Olutola
Game of Thrones Daily
almost home
🩵 avery cochrane 🩵

PR's Tumblrdome
The Stonewall Inn
No title available
One Nice Bug Per Day
noise dept.

titsay
Monterey Bay Aquarium
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

#extradirty

seen from Indonesia
seen from Colombia
seen from Bangladesh
seen from Venezuela

seen from Canada

seen from Saudi Arabia

seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from United States

seen from Australia

seen from Germany
seen from United States

seen from Chile

seen from Türkiye

seen from Argentina
seen from United States

seen from Brazil
seen from Vietnam
@bazenmahir
Yere düşen tohum ölmez aslında,
Toprağın koynunda yeniden doğmaktadır.
İnsan bazen yolun sonunda değil, kaybolduğunu sandığı yerde kendini bulur.
Bir gün dönüp baktığında anlayacaksın;
Seni yoran yollar değilmiş,
Seni büyüten yaralarmış.
Sonra anladım…
Benim bütün hüznüm aslında kimseye değilmiş.Kırgınlığım, öfkem, içime attığım ne varsa…hep kendimeymiş.Bunu fark edince önce insan rahatlamıyor.Tam tersine bir sessizlik çöküyor.Dışarıda kimse kalmıyor çünkü suçu atacak bir yüz, bir isim, bir sebep yok.sadece ben kalıyorum,o an şunu görüyorum:
Ben başkalarına kızarken aslında kendime bağırmışım,susarken kendimi suçlamışım,Geç kaldığım her yerde yine kendimi bırakmışım.En çok da kendime kırılmışım,ama bunu hep başkalarının gölgesinde yaşamışım.
Garip olan şu…
İnsan başkasını suçlayınca biraz güçlü hissediyor,kendine dönünce o güç yok oluyor ve geriye sadece yorgunluk kalıyor ve şimdi içimde bir ses var.
Ne bağırıyor, ne teselli ediyor.
Sadece diyor ki:
“Bunca zaman kaçtığın yer yine sendin.”
Bunu kabul etmek kolay değil.
Çünkü insan en çok kendini affetmekte zorlanıyor.Başkalarını çoktan geçiyor ama kendine takılı kalıyor.
Şimdi geriye dönüp bakınca şunu görüyorum:
Ben kendimi anlamadan herkesi anlamaya çalışmışım.
Belki de mesele hiç kimse değildi.
Belki de bütün hikâye,
benim kendime geç kalışım.
Geceye bırakıyorum bu şiiri,
bir sokak lambasının altında üşüsün diye.
Belki bir sigara dumanına karışır,
belki uykusuz bir pencereye konar sessizce.
İnsan bazen en çok
kimseye anlatamadığı yerden kırılıyor.
Bir sesin eksikliği mesela,
bir “geliyorum”un hiç gelmeyişi…
Ama yine de
gecenin içinde küçük bir ışık var.
Sabahın kendisi değil belki,
ama geleceğine dair bir his.
Çünkü hayat,
en karanlık saatini
güneşe en yakın yerde yaşar.
Şimdi gökyüzü sustu,
şehir yorgun,
kalbimiz biraz kırık…
ama hâlâ atıyor.
Ve belki yarın,
bugün içimize çöken her şey
bir kuş gibi kalkıp gider.
Geride sadece
atlattığımız gecelerin olgunluğu kalır.
Anne
Bir insanın sığınabileceği
en sessiz limansın sen anne…
Yorgun olduğumda sesin,
kırıldığımda ellerin gelir aklıma.
Ben büyüdüm belki
ama insan bazı şeyleri hiç aşamıyor;
bir “oğlum” deyişine muhtaç kalıyor bazen.
Hayat herkesi değiştiriyor,
zaman herkesten bir şey eksiltiyor
ama senin sevginden
hiçbir şey eksilmiyor anne.
Ben ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım
içimde hâlâ çocuk kalan yer
hep sana koşuyor.
İyi ki varsın…
İyi ki benim annemsin.
Anneler Günün kutlu olsun.
Sevgili Eşime;
Herkes sevmeyi anlatır
ama herkes omuz olamaz bir ömre…
Sen benim sadece sevdiğim değil,
hayatı birlikte taşıdığım insansın.
Ev dediğim şey
duvar değilmiş meğer;
bir insanın yanında huzur bulmakmış.
Bazen yorulduk,
bazen sustuk,
bazen hayat üstümüze fazla geldi…
Ama yine de aynı sofraya oturup
birbirimizin gözünde dinlendik.
Sen bu hayatın içindeki
en gerçek güzelimsin.
Leyla’ya anne oluşunu görmek bile
insanın kalbini değiştirmeye yetiyor.
İyi ki varsın.
İyi ki bu hayatı seninle yaşıyorum.
Anneler Günün kutlu olsun.
Ben bugün hâlâ sesini rüzgârda duyar gibi olurum. Bazen bir kokuda, bazen bir akşamüstü sessizliğinde… Ama artık biliyorum; o ses dışarıdan değil, içimden gelir.
Kalp, insanın en sessiz ama en dürüst yeridir. Akıl bazen yolu şaşırır, dil bazen gerçeği eğip büker… ama kalp öyle değildir. Kalp, söylenenin değil hissedilenin peşinden gider.Bir insan yalan söylediğinde aslında en önce kendi kalbi duyar bunu. Dışarıdan bakıldığında her şey normal gibi görünür belki; cümleler düzgün, yüz ifadesi sakin… ama içeride ince bir huzursuzluk başlar. Kalp, kendisine ait olmayan bir yükü taşımaya zorlanır. Çünkü yalan, kalbin doğasına terstir.O yüzden bazı insanlar yalan söylerken gözlerini kaçırır, sesleri titrer ya da içten içe bir sıkıntı çöker üstlerine. Bu sadece bir “yakalanma korkusu” değildir. Daha derin bir şeydir bu… İnsan, kendine yabancılaşmanın eşiğine gelmiştir. Kalbi, “bu sen değilsin” diye fısıldar.Kalbin yalandan korkması aslında insanın hâlâ kaybolmadığını gösterir. Çünkü korku varsa, hâlâ doğruyu bilen bir yer vardır içinde. O korku, insanın kendine dönmesi için bir çağrıdır. Bir nevi içerden gelen bir uyarı gibi…Bazı insanlar bu sesi susturmayı öğrenir zamanla. Yalan tekrarlandıkça kalp alışır sanılır. Ama aslında alışmaz… sadece yorulur. Ve yorulan kalp, bir süre sonra susar gibi olur ama içten içe ağırlaşır.Gerçek ise hafiftir. Doğru olan şey, kalpte yük yapmaz. İnsan doğruyu söylediğinde içi rahatlar, nefesi açılır. Çünkü kalp, kendisiyle uyum içinde olur.Bu yüzden kalbin yalandan korkması bir zayıflık değil… tam tersine, insanın hâlâ insan kalabildiğinin en sessiz kanıtıdır.
Bilirim, özlemek bazen kavuşmaktan daha gerçek, çünkü kavuşunca susar bazı şeyler, ama özlemek… hiç susmaz.
İnsan bazen insandan uzak düşer, Kendi sesine bile yabancılaşır gecede. Oysa bir el değse omzuna usulca, Dünya yeniden kurulacak gibidir içinde.
Bir bakış, kırmadan anlayan, Bir söz, yarayı kanatmadan dokunan… İnsan dediğin, en çok insanda çoğalır, En çok insanda eksilir aslında.
Ne büyük cümlelere gerek var, Ne de göğe yazılmış yeminlere. Biraz merhamet, biraz hatır sorma, Biraz da susup dinlemek yeter belki de.
Çünkü dünya, İnsanın insana insanca davrandığı O küçük anlarda dönüyor hâlâ.
Leylaya mektup kitabı çıktı mı? Bu arada çok güzelmiş teşekkür ederim 🌻
Henüz kitap tamamlanmadı, tek bir kitap mı olur ! yalnızca kızıma özel olan, bu konuda biraz kararsızım.rica ederim.
Buymak kitabın var bende. Leyla ya mektup tan olsun.
Çünkü senin gülüşün, karanlıkta doğan bir sabah gibi içimi ısıtır. Ne olursa olsun, gülümsemeyi bırakma.
Bende guymak istiyorum mahir 😁
Guymak diye bir şey varsa, kesin kalpten yapılıyordur… kulakla zor 😄
Minik bir şiir istiyorum. Yada söz bilmiyorum. Kitabından bir alıntıda olur.
Leyla’ya mektup mu, ‘Buymak’ mı?
İkisi de aynı kalemin izi.
Bişey soracam burda mısın?
Evet buradayım sor
Bırak eksilsin içinden yük olan ne varsa.
Bırak giden gitsin,
kalan da kendiliğinden arınsın.
Bir insanın kalbi en çok kimse bakmazken konuşur.
Gecenin ortasında saatin tik taklarıyla aynı ritimde içinden bir şeyler dökülür yere. Kimse duymaz… ama dünya biraz daha ağırlaşır o an.
Bazı insanlar gülümser mesela, öyle içten değil; sadece başkaları üzülmesin diye.
Bir çay koyarlar kendilerine soğuyana kadar dokunmazlar. Çünkü bazen insan elini uzatacak gücü bile kalbinden ödünç alır.
Bir çocuk sesi geçer sokaktan, bir kapı kapanır, bir kuş havalanır birden.
Ve insan fark eder ki hayat dediğimiz şey büyük cümlelerden değil, kimsenin fark etmediği küçük eksilmelerden ibaret.
Bazı akşamlar vardır insan kendi omzuna yaslanmak ister. Ama insanın omzu kendine yetmez bazen.
Yine de sabah olur. Bir pencere açılır. Bir ışık girer odaya.
Ve insan her şeye rağmen yeniden insan olur.