Yağmur
Yağmur yağıyor gel… Seversin sen yağmurda yürümeyi, beni boş ver, yürüyelim gel. Sahi sevmem ki ben yağmurda ıslanmayı, ne bileyim huzursuz olurum. Şeker de değilim ama dedim ya işte ne bileyim. Sen dert etmezsin böyle şeyleri. Bıraksam yağmur altında saatlerce yürüyebilirdin benimle, değil mi? Sahi, yürür müsün? Bunu soracağım karşılaşırsak bir yerlerde ve yeri gelirse, hatırlat.
Senden sonra alıştım ben yağmura aksi gibi, senin sayende. Baktım erimiyormuşum, dedim ki hiç de fena değilmiş yani. Dedim de sen yoktun.
Yağmur yağıyor hadi gel… Kestane alırız hem Eminönü’nden, Karaköy’e yürüyerek geçeriz. Ben soyarım kestaneleri sen İstanbul’u izle. Tünel’le İstiklal’e mi çıkalım yoksa vapurla Kadıköy’e mi? Bizim bıraktığımız Beyoğlu’ndan eser yok şimdi. Kadıköy de ters kalır gerçi. Peki ya elimden tutup özgürlüğümüz için koşarken, hayatının ilk biber gazını yediğin Halaskargazi?
En iyisi şairin dediğidir belki
“Dönmeyeceğimiz bir yer beğen” iyisi mi… “Başka türlüsü güç.”










