Hayatın İki Yüzü
Hayat, bazen bir akıntıya karşı yüzmeye çalışmak gibi gelir. Ne kadar çabalarsan çabala, seni hep biraz daha derinlere çeker. Güçlü, hızlı ve acımasız bir akıntı. İnsan, başlangıçta direnmeye çalışır, sanki her şeyin kontrolü elindeymiş gibi. Ama bir süre sonra fark eder ki, her çaba daha da yorar, daha da uzaklaştırır onu asıl hedefinden. Ve sonra… bir anda kendini bırakır. Akıntıya teslim olur. Çünkü başka bir seçenek kalmamıştır.
Son dört yıl… İçimizde büyüttüğümüz hayallerin, umutların ve planların nasıl birer birer savrulduğunu izlemek, içimizi bir boşlukla doldurdu. Bir sabah uyandığında, dünya değişmiş olur. Her şey bir anda sanki daha acımasız, daha sert, daha kayıtsız olmuştur. Yaşamın ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu bir daha hatırladık. Sevdiğimiz insanlar, kaybettiklerimiz, hüsrana uğrattığımız hayaller… Hepsi birer hayalet gibi, hatırladıkça ağırlaşan, bir türlü arkamızda bırakamadığımız yükler.
Ve işte o an, birdenbire, bütün bu kargaşanın içinde bir sessizlik. Bir an var ki, ne savaşmaya gücün kalır, ne de yeni bir şeyler kurmaya. Bir tek şunu hissedersin: Akışa bırakmak, sadece kaybolmak değil, bazen hayatta kalan tek şeydir. Bazen direnmeyi bırakmak, belki de seni özgür kılar. Kendini o akıntıya teslim etmek, bütün bu karmaşanın içinde bir tür huzura ermek gibi.
Keşke hayat daha adil olsaydı, değil mi? Keşke bazı insanlar, hak ettiklerini almış olsaydı, bazıları ise biraz daha düşünebilseydi… Ama hayatta bu yok. Birçok şeyin, biz istemesek de, biz çabalamazsak da kendi yolunu bulduğunu kabul etmek, belki de en zorudur. Kötülerin dünyasında yaşarken, iyiliğin, doğruluğun ne kadar zor bulunduğunu görmek, insanı bir başka kırar. Ve bir de bakarsın, en karanlık zamanlarda, en iyimser olduğun anlarda bile bir boşlukta kaybolursun. Her şeyin zorlaştığı, daha soğuk, daha adaletsiz olduğu bir dünyada, hayatta kalabilmek için belki de her şeyden önce biraz teslim olmayı öğrenmek gerekir.
Ama kabul etmek gerek ki, bu kabulleniş, bir tür zaferdir. Çünkü gerçekten direnmeye gücün kalmadığında, geriye sadece kendini sevmek, biraz umut bırakmak ve yaşamak kalır. Belki de yaşamak, bir mücadele değil, bazen sadece bir anı hissedebilmektir.
Ve işte o an, akıntıya bırakırken kendini, hayat sana “İyi ki varsın” der gibi gelir. Ne kadar kaybolmuş gibi hissetsen de, seni bulur. Belki de hayatın gerçek anlamı, sadece akışta kalabilmekte ve o akışın içinde senin kim olduğunu keşfetmektedir.













