‘’karanlıkta bulunan kimse ne kendisini ve ne etrafındakileri görmüyorken güneşin ziyasıyla kendisini ve etrafını gördüğü gibi, nefs de kendi zâtını, aklı ve mücerret sûretleri aklın nuruyla görür.’’
üyüyen ay’dan ilk defa kitap okuyorum; öykü, roman okumakta oldukça zorlanan biriyim ama bu sefer sorun benden kaynaklanmadı. o kadar fazla osmanlıca kelime vardı ki belli bi noktadan sonra kelimelerin anlamlarına bakmak okumamı bölüyordu, ben de m.taha inci’den seslendirdiği versiyonunu dinledim.
kinci bir konu da ön sözde spinoza‘nın bu romana hayran kaldığını ama dünyaya bakıp dünyayı gördüğünden, ibn tufeyl ve kahramanıysa sarf-ı nazar edip hakk’ı müşahede ettiğinden bahsediyor. bu bakış açısı rahatsız etti.
kitabın ilk bölümü bittiğinde ‘’sanırım benim ikinci amak-ı hayal’im olacak.’’ dedim, olmadı. yaradılış hikayelerine aşina olmayan ve kitabı büyüyen ay’dan okumayanlar için (kitap zamanında büyük tartışmalara yol açan üç ana sorunu** çözümlemeyi amaçladığından) zihin açıcı olabilir.
** ‘’1.insan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, doğayı inceleyerek düşünme yoluyla insan-ı kamil aşamasına ulaşabilir, başka bir deyişle insanî nefs, etkin akılla (akl-ı faal) birleşebilir.
2.gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile din arasında tam bir uygunluk vardır.
3.mutlak bilgilere ulaşmak, bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değildir. yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olaydır.’’















