Namaz psikiyatrik bir tedavidir. Çünkü namaz kılan, kendini yalnız hissetmez. O en büyük güce bağlıdır. O gücün inâyeti içindedir. Namazı huşû içinde kılan bir toplumda psikiyatrik hastalık olmaz.
|Cemil Meriç
seen from Brazil

seen from Netherlands

seen from United States
seen from United States
seen from Tunisia

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Ireland
seen from Indonesia
seen from Singapore
seen from T1

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Guatemala
seen from Argentina

seen from United States

seen from India
seen from United States
seen from Mexico
Namaz psikiyatrik bir tedavidir. Çünkü namaz kılan, kendini yalnız hissetmez. O en büyük güce bağlıdır. O gücün inâyeti içindedir. Namazı huşû içinde kılan bir toplumda psikiyatrik hastalık olmaz.
|Cemil Meriç
Hocam bir tarikata girip mürşidi kamile biât etmek caiz midir ?
Tarikat; kişiyi Allah'a yaklaştıran yollar demektir. Mürşidi Kamil ise, Allah'a yaklaşmayı öğreten ve yol gösteren büyük alimlerin vasfının adıdır.
Zannımca bu zamanda mürşidi kamile intisap edip İslam'ı yaşamaya çalışmak herkese nasip olacak birşey değildir. Öyle insanlar vardır ki, Tarikat onu birçok günahtan alıkoyar, Tarikattan koptumu günahtan kendini alıkoyamaz, hemen günaha bulaşır. Öncelikle Tarikata giren ne yapar bunu bilmek lazımdır, aksi takdirde fîlmlerin ve televizyon kanallarının insanlara Tarikatları kötü olarak empoze ettiği için fayda mülâhaza edilemez. Tarikata giren bir kimse Kuranın emri olan zikirleri sürekli çeker, çokça tövbe eder, cemaatle namazlara ve ibadetlere meyleder, nefsini kırmaya çalışır, insanlara merhametle ve iyilikle yaklaşır, kalbi belli bir zaman sonra yumuşar, özellikle eski hayatı için çok pişmanlık duyar, intisap ettiği ehli sünnet mürşidi {yol gösterici} olan şeyhe {tasavvuf alimine}, ona tapma söz konusu olmadan bir insan nazarınca sevgi ve muhabbet besler. Böyle Tarikatlara girenlere ne mutlu ! Bunların dışında İslam'a zıt olan ve kalbin rahat etmediği birşey varsa, biz hak Tarikatız diyenler varsa da oraya gitmeyin. Ayrıca bir Tarikata yüzbinlerce belki milyonlarca bağlı kişiler var. Bunların birçoğu ilimsiz ve cahildir. Tarikat adına bazı hayali kıssalar zikreder veya insanların gözünde Tarikatı zedeleyici şeyler yaparlar ise, bunlara da aldırmamak gerekir. Zira Tarikat her zaman Allahû Teâla'ın emrini yerine getirir, yasakladığını şiddetle men eder. Yapılan yanlışlar Tarikatı değil, kişiyi ve fertleri bağlar.
Şunu da belirtmek isterim ki; Bazı televizyon kanallarının ve yıllarca yayınlanan bazı fîlmlerin, Tarikatlar ve Şeyhler için nasıl algı oluşturup halka kötülediklerini biliyoruz. Ancak Tarikat, tıpkı Allah'ın kanunu demek olan Şeriât gibi, İslam'ın yasakladığı hiçbir şeyi yapmaz, yaptırmaz, onu yaşamak da herkese nasip olmaz diye düşünüyorum.
Günümüz Şartlarına Fetvalar & Mesut Papatya
Mürşide İntisab
İntisabın dinimizde önemli bir yeri vardır. Mesele dinin ihyası, insanın ıslahıdır. Bu vazife, her devirde usulüne uygun olarak yerine getirilmelidir.İntisap ya da biat… İşin adına değil, aslına bakılmalıdır. Bir farzı yerine getirmeye yardımcı olan şeyler de farz hükmünde olur. İnkârdan sakınmak, kibirden kurtulmak, ilahî emirleri ihlasla yerine getirmek, haramdan kaçmak, güzel ahlâklı olmak her müslüman için farzdır. Tasavvuf, bu farzları yerine getirmeyi hedeflemiş bir terbiye okuludur. İntisap, işte bu okula kaydolmaktır.
İntisap, hakkın ipine sarılmaktır. İntisap, cemaat olmaktır. İntisap hak yolunda bir rehbere bağlanmaktır. İntisap, Allah dostuyla Allah yolunda gitmek için akid yapmaktır. İntisap, terbiye görmüş bir kâmilin terbiyesine girmektir. İntisap, veliler kervanına katılmak ve nurlu silsileye tutunmaktır. İntisap, kâmil mürşitle manevi bağ kurmak ve onunla Allah için dost olmaktır.
Biat ve intisap işinde asıl olarak iki taraf vardır; birisi Allahu Tealâ, diğeri de, kul. Mürşidin yaptığı iş, kulun Allah’a giden yolunu açmak, bu yolda ona şahitlik yapmak ve delil olmaktır. İntisaptan gaye mürşid değil, Allahu Tealâdır.
Tasavvuftaki intisaba, “inâbe”, “el alma”, “el verme”, “tevbe etme” de denir. bütün bunlar aynı şeydir. Bir hak talibi müridin, mürşidine sadık ve bağlı kalacağına, Allah için, Allah yolunda onun terbiyesine teslim olacağına, haramlardan kaçıp helal ve hayırlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip bir daha yapmayacağına dair söz vermesine ve buna Allah’ı, Rasulünü ve mürşid-i kâmili şahit tutmasına intisap denir.
İntisabın Kur’an ve Sünnet’ten delili çoktur. Rasulullah (A.S.), Allah’ın birliğini kabulden sonra, ashabıyla tek tek ve toplu halde takva, ibadet, güzel ahlâk, cihad ve hizmet için pek çok sözleşme yapmıştır. Buna biat denir. Bu biat uygulaması sonraki devirlerde devlet idarecileri ve maneviyat önderleri için birer örnek olmuştur.
Kur’an’da Biat
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Hakim’de biatı değişik ayetlerde zikrederek, şekil ve hedefini şöyle belirtmiştir:
“Rasulüm! Sana biat edenler hiç şüphesiz Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim yaptığı ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile yaptığı ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih/10)
“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, seninle biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’dan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine/12)
(Sünnet’teki biat şekillerini, “Mürşid-i Kâmile İntisabın Şekli ve Gayesi” adlı eserimizde genişçe işlemiştik. Delil ve örnekler için oraya bakılmalıdır.)
Mürşide İntisabın Şekli
Biat ve intisabın özü, kalbin teslimiyeti ve sağlam niyettir. Şekiller alamettir, gaye değildir. Ancak bunun zahiren bir usul ve adabı vardır. Bu konuda intisabın delili olan hadislerden çıkaracağımız usuller şunlardır:
Rasulullah (A.S.), Allahu Tealâ’nın Rasulü ve halifesi olarak, erkek-kadın bütün insanların Peygamberi ve rehberi olduğu gibi, O’na vâris olan kâmil mürşidler, rabbanî alimler de bütün beşeriyetin irşad ve ıslahını hedef almalıdır. Mürşid-i kâmil hiçbir ayırım yapmadan herkese ve her kesime ilâhî daveti, iman, ihlas, takva ve güzel ahlâkı tebliğ etmekle memurdur.
Mürşid-i kâmil, kendisine intisab edecek erkeklerle elele tutarak veya sözlü bir şekilde bu intisabı gerçekleştirebilir. Kadınlar mürşid-i kâmile intisaplarını sözlü olarak, bir perde veya kapı arkasından yapmalıdırlar.
Kâmil mürşid, Rasullullah (A.S.) Efendimiz’in yaptığı gibi bir ucundan kendisi, diğer ucundan da tevbe ve intisap edecek kimselerin tutacağı şekilde bir bez veya sarık uzatarak tevbe ettirip, intisab yaptırabilir. Bu, özellikle tevbe ve intisap edeceklerin çok kalabalık veya vaktin çok dar olduğu zamanlarda yapılır.
Ayrıca, mürşid-i kâmil, bir erkek veya kadını tevbe ve intisab yaptırma hususunda kendisine vekil olarak görevlendirebilir. Vekilin yapacağı, intisabı tarif etmek ve vekili bulunduğu zata irşad işinde yardımcı olmaktır. Hz. Rasulullah (A.S.)’ın Hz. Ömer’i ve Hz. Umeyme’yi (R.A.) görevlendirmesi gibi.
Mahremi olmayan bir kadının elini, onu tehlikeden kurtarmak ve zaruri tedavi gibi dinen müsaade edilen bir mazeret yokken tutup musafaha etmek, hayır gibi gözüken bir iş için de olsa caiz değildir. Bu, Sünnet’e uygun olmadığı gibi, yapana hayır da getirmez.
Allame Eşref Ali Tanevî (Rh.A.) bu konuda şu tesbitleri yapmıştır: “Bazı bilgisiz veya dikkatsiz kimseler, kadınlardan el ele biat alıyorlar. Bu kesinlikle caiz değildir. Yabancı kadının tenine zaruretsiz el dokundurmak günahtır. Hadiste, bu amelin batıl ve haram olduğu belirtilmiştir. Peygamber Efendimiz (A.S.)’dan daha müttaki ve iffetli kim olabilir? Kadınlardan biat alma konusunda Peygamber Efendimiz’in bu kadar çok dikkat etmesine rağmen, hiçbir mürşidin kendisini baba veya melek gibi görerek, sorumsuz ve hayasız bir şekilde kadınlarla biat etmesi doğru değildir. Biatın anlamı söz vermektir. Bunun sözle olması yeterlidir.
Son devirlerde bazı mürşidler, bağlanmayı kuvvetlendirmek ve halkın kalbini teskin için, bir kumaş parçasının bir ucunu kendisi tutup, diğer ucunu intisap edecek kimseye uzatarak intisap yaptırmaktadırlar. Bunun hiç bir zararı yoktur. Ayrıca erkekler içinde zaruret halinde veya zaruret olmadan sözlü biat yeterli olabilir. Bunun da hiçbir sakıncası yoktur. Fakat elle biat yapmak, biatın en çok alışılan şeklidir ve erkekler için bu hususta hiçbir mani yoktur. Hatta elle yapılması, biatın zahirî ve batınî manasını içinde bulundurduğu için daha evlâdır.”
İntisabın Gerekleri
İntisap eden kimseye lazım olan ilk şey ihlastır. İhlas, işini, ibadetini, hizmetini Allah’ın rızası için yapmaktır.
İntisap kâmil mürşide yapılmalıdır. Bu mürşid, Hz. Peygamber (A.S.)’a kadar uzanan bir silsileye sahip bulunmalıdır. İrşad izni olmayan ve silsilesi bulunmayan kimseye yanaşmamalıdır.
İntisap edilen kâmil mürşidi Allah için sevmek, bu yolda ona güvenmek, onun bu işte mahir olduğunu bilip kendisine itimat etmek, terbiye ve terakki için şarttır.
İntisap, itaat ve samimiyet ister. Yolun gereklerini, mürşidin emir ve tavsiye ettiği vazifeleri gücünce yerine getirmeyen kimse, intisabında samimi değildir. İntisabı sahih ve sağlam hale getirmek için mürşitle aynı yolu, aynı ameli ve aynı hali bir derece paylaşmalıdır.
İntisap ölene kadar samimiyetle korunmalıdır. Kâmil mürşidi Allah için seven ve elinden tutan kimse, bu sevgiyi ve beraberliği hayatın her döneminde, acı-tatlı hallerinde muhafaza etmelidir.
İntisabın Meyveleri
Bir mürşide intisap eden kimseyi, mürşidi Allah’ın bir emaneti olarak görür; sever, terbiye halkasına alır. Sadık mürid, mürşidin manevi evladı olur, onun ailesinden sayılır. Bu sayede bütün silsilenin bereketine kavuşur, manevi mirasına konmuş olur, feyizlerinden nasiplenir.
İnsan sevdiği ve tabi olduğu kimselerle haşrolur. Kıyamet günü Allahu Tealâ herkesi imamı ile birlikte huzuruna çağırır. Kâmil mürşide tabi olan kimse mürşidi ve onun bağlı olduğu veliler ordusuyla birlikte mahşere gelir. Veliler, kendilerine verilen şefaat yetkisini önce tanıdıklarına kullanırlar.
İntisap eden kimse bir cemaatin içine katılmış olur. Bu cemaat dua, göz yaşı, zikir ve tavsiye ile Allah yolunda birbirlerini desteklerler. Şeytana karşı siper olurlar. Cemaat halinde yapılan hayırlı amellerin sevabına bütün cemaat ortaktır. Bir kâmil mürşidin duaları içinde anılmak, onun yapmış olduğu zikir, amel ve hizmetlerden bir hisse almak mürid için en büyük kazançtır.