#günaydın #renault #kangoo #is #isgunu #toplanti #pazartesi #ptesi #pazartesisendromu #business #isgorusmesi #jobs #sales #marketing #startup #twelveskip (Tolga Yalım Organization)
seen from China

seen from Brazil

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Poland
seen from Canada
seen from Yemen

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States

seen from United States
#günaydın #renault #kangoo #is #isgunu #toplanti #pazartesi #ptesi #pazartesisendromu #business #isgorusmesi #jobs #sales #marketing #startup #twelveskip (Tolga Yalım Organization)
#BlogFirtinasi 11. gün: "Stajyer"
Üniversitenin 3. senesinin yazında staj yapmamız zorunluydu sosyoloji öğrencileri olarak.
Ben kendime reklamcılığı yakın bulduğum için başvurularımı o şekilde yaptım ve bir tanıdığın da aracılığıyla bir ajansla görüşme ayarlayabildik.
Reklamcılar ne yapar, nasıl yapar hakim değildim tabii. Ben yaratıcı görülürdüm, yazım kuvvetliydi, konsantre çalışabiliyordum, rahat çalışma şartları da cezbediyordu. O kadar.
Görüşme günü geldi, gittim. Reklamcılara has o ego karşıladı beni. Gülen yüz yok, merhaba-hoş geldin diyen yok, nereye gideceğimi söyleyen yok.. Neyse, ben buldum. Görüşeceğim kişi -TABİİ Kİ- toplantıdaydı. Uzunca bir süre çıkmalarını bekledim.
Çıktılar. "Duygu" elimdeki tek bilgi buydu. Duygu. O da sevimli bir kadın çıktı neyse ki. Ama çok acelesi vardı ve bana hızlıca "Toplantı odasında görüşeceksiniz" dedi.
Odaya girdim. Adını staj süremin sonuna doğru öğrenebildiğim sert mizaçlı bir kadın görüştü benimle -sonradan yakınlarına aslında pek de tatlı olabildiğini öğrendiğim-.
Hatırladığım, bana saçma sapan sorular sormuş olmasıydı. Dünyayı kurtarmak konusunda konsantre olmuş bir şekilde orada olmamı bekliyordu sanırım. Geçen gün çok değerli tez hocam ve saygı duyduğum Prof. Dr. Ali Ergur'a yazdığım bir e-postaya denk geldim, staja başladığımı ve Cuma günkü tez görüşmemize gecikebileceğimi söylemek için yazmışım. Şöyle yazmışım:
İyi pazarlar Ali Hocam, Cuma günü staj için bir görüşmeye gitmiştim. Garip bir görüşme oldu. Staj için değilmiş de hayatımın en büyük adımını atacakmışım gibi hissetmemi bekliyorlardı sanırım. Sonuç olarak, çok tatmin olmasalar da bir hafta denemeye karar verdiler ve yarın başlıyorum. Mesai kaçta bitiyor bilmiyorum, ilk günden erken çıkabilir miyim onu da bilmiyorum ancak toplantımız için 18:30'da okulda olmaya çalışacağım. görüşmek üzere
Kadının bana ardı arkası kesilmeyen bombardımanından bir nefes alıp kendimde ancak "Bakın, ben zaten ne istediğimi ve ne yapabileceğimi biliyor olsaydım şu an burada iş görüşmesi yapıyor olurduk. Ben daha mezun bile değilim ve tamamen deneyimsizim. Dolayısıyla burada bulunma amacım kariyer planımı üzerinde yapabileceğim bir alanı denemek için bir fırsat bulduğumu düşünmüş olmam. Ne istediğimi-ne istemediğimi bulmaya çalışıyorum ben hala. Sizi yavaşlatmayacağımı ya da yanlış şeyler yapmayacağımı biliyorum. Dolayısıyla beni burada değerlendirip değerlendirmeyeceğine karar verecek olan sizsiniz."
Neyse, yukarıda da yazdığım gibi, başladım. Müşteri ilişkileri ve strateji departmanında (orada iç içeymiş) daha çok müşteri ilişkileri kısmındaydım. Revizyonları kontrol et, rakip analizi yap..vb. Zorlayıcı şeyler değil. Bana "a-aaa gitsene kızım artık, sen stajyersin ne işin var hala burada" denene kadar, üstüm tarafından, asla çıkamadım ofisten 6'da. İşime ve üstüme saygımdan ve minnetimden.
Bir gün üniversiteden bir arkadaşım geldi beni ziyarete. Öğle yemeğini ben, üstüm Duygu ve arkadaşım beraber yedik. Arkadaşım "ee n'apıyosun şimdi? Nasılmış reklamcılık?" dedi.
Ben "ya işte X, Y, Z markalarım var, mesela birine ilan çalışılıyo, ben hata var mı diye bakıyorum. Ajans press var, oradan her gün analiz yapıyorum" gibi bir şey söyledim. Söylerken fark ettim; ne yaptığımı bilmiyordum. Yani ne yaptığımı biliyordum ama ne için yaptığımı bilmiyordum. Bana hiç anlatılmamıştı. Anlatacak zamanları yoktu. Ben de yük olmamak için soramamış, arkadan arkadan ne iş yapıldığını çözmüş ve "bana da iş verin, eliniz hafiflesin" diyebilmiştim.
Duygu'nun ifadesi değişmişti. Yemekten dönünce sigara içmeye çıkarken sen de gel dedi bana. Gel de biraz konuşalım.
Öncelikle özür diledi. "Seninle hiç ilgilenememişiz biz ya, çok özür dilerim" dedi. "Ne iş yaptığını, neden yaptığını anlatamadın ve ben çok üzüldüm." dedi. Biraz anlattı. Telefonu çalana kadar yani. Ben de onun söylediği o birkaç cümleyi aklımda tuttum ve soranlara onları söyledim. Tabii bir de işlerin mantığını o cümlelere oturtmaya çalıştım. Daha iyi oldu yani.
Velhasıl, bir şey öğrendim ben bundan. "Eğer bir gün yanımda benden daha az bilgili birileri olursa öğreteceğim ne biliyorsam" dedim kendi kendime. Üç senem dolacak sektörde, sanıyorum 5 stajyerim oldu. Hepsine öflemeden püflemeden anlattım ne yaptığımızı, neden yaptığımızı, neden orada olduğunu, neden sorumluluk alması gerektiğini ama alırken de neden çok ama çok dikkatli olması gerektiğini anlattım tekrar tekrar. Kızdığım, tepki verdiğim zamanlardan sonra bile gittim "bak, böyle bir tepki verdim çünkü şundan şundan dolayı ve bazen unutabiliyoruz ama burada bir markanın iletişimini yapıyoruz, satışlarına-bilinirliğine etki etmeye çalışıyoruz ve burada yaptığımız hatalar -dikkatsizlik olsa bile- bu şirketin binlerce lirasına mâl olabilir... vs" dedim. Ve gerçekten, ben ne biliyorsam, ne kadar biliyorsam vermeye çalıştım.
Sorumluluk ve insiyatif almalarını istedim hepsinden. Karar vermek zorunda bıraktım onları. İyi ki de yapmışım-yapıyorum.
Sonuç olarak, stajyerlerinize iyi davranın demek istiyorum. Öğretin onlara. Açıklayın şeyleri ve iletişim kurun onlarla.
Tabii bir de, gülümseyin.
-------------
Gün 11. İlk işiniz hakkında yazın.