Görmediğin şeyler var, bilmediğin. Ellerini tuttuğum dakikaları hatırlayarak geçiriyorum zamanımı. Kendime bir ütopya yaratıyorum sensiz. Yollar çamurlu oluyor, kahveler pahalı. Oturup insanları izleyemeyeceğim kadar gürültülü ve kahkahalı kafeler. Sevmiyorum. Evime geliyorum. Senle dolu bu evin anıları. Kapatıp gözlerimi ütopyama dalıyorum. Tenini özlediğim dakikalar geliyor aklıma. Buz tutuyorum. Cehenneminde yanmayı özlüyorum. Aramızda aşamayacağım yollar var. Sensizliğin iklimi dayanılmaz soğuk. Ne zaman yağmur yağsa yağmurlu bir gün sevişmemiz geliyor aklıma. Dayanamıyorum bunca anıya. Odaya sığmıyorum anlamıyorsun. Terk edebiliyorsun. Bense senden bir adım öteye adımlayamıyorum. İnsanım diyorum, insanoğlu bu denli büyük bir adım atabilecek gibi yaratılmamış. Senin ne tür bir bela olduğunu bulamıyorum hala. Kızma, tatlı bela. Saat 5'e çeyrek mil mesafede. Akreple yelkovan bir araya gelince nasıl da buluşturuyor dakikaları. Bunu düşünmek bir sigara yaktırıyor. Küllüğüm içimi temsil ediyor olsa gerek, ağzına kadar dolmuş. Mesela böyle zamanlarda çöpe döküyorum içini. Rahatlıyor mavi porselenim. Sonra yine sana düşüyorum. Benim çöplüğüm benden dört nefret mesafesinde. İnsan insandan dört nefret eder mi? Bu kış ayı zor geçiyor. Bunca yıl dudaklarının kırmızısını ruja sebepledim. Oysa, dudakların ateşmiş. Ve bunca yıl dudaklarından hayat alıyordum ben. İnsanoğlu işte biliyorsun sen de. Ama bazı şeyleri anlamıyorsun. Mesela benim dünyamda sen inanılmaz bir varlıksın. Şu bedenin organları senin için iş başındalar. Kalbimi dinlesen mors alfabesinin aslında kalp ritmimin uzun ve kısa metodlarla adını söylemesinden geldiğini anlayabilirsin. Ama yüzseksenbeş santimetrelik bu dünyanın bir santim dışında bambaşka bir dünya göreceksin. Hayal gücü dünyasından hırs ve haset dünyasına merhaba! İşte orada üzecekler seni. Hoşçakalmakla beraber boşçabakmayı öğretecekler. Bu saniyelik bu kadar. Elbet daha yazacağım sana.
Kadir Yılmaz











