"Ben eskiden annemi ağaç sanırdım, biliyor musun? Bana elleriyle değil de yapraklarıyla dokunurdu. Sadece ağaç değil başka şeyler de olurdu. Meyve, baykuş, toprak.. İnsandışı olan her şeydi yani. Boynu ekşi muhallebi kokardı. Hem bayılırdım o kokuya, hem de tiksinti duyardım. Beni kendine çeken o gövde, o memeler, o çatallanarak çatlamış göbek bir musibet alametiydi. Şimdi sana garip gelecek ama, babamı da şehir yerine koyardım.. Liman, vapur, meydan, bütün dünyayı içeriyordu. Ama annem yabanıl bir şeydi. Nasıl doğurduysa istediği zaman yutabilirdi beni. Bir gün, yedi yaşındayım daha, onu merdivenin altında buldum. Kanayan dizini ovalıyordu. Acıdan solmuştu kadın. Merdivenden düşmüş, sivri bi çıra etine saplanmış. Kan böyle bileklerine akıyor. Ama gıkı çıkmıyor kadının. Anne anne, diye bağırıyorum, fısıldayarak ‘Yok bir şey, yok bir şey, geçer şimdi’ diyor. Yanağının kenarından yaşlar süzülüyor, o hala 'Yok bir şey’ diyor. Yüzüme bakarken bile gizlice ağlıyor. Sonra.. Tırabzana tutundu, bir ayağını sürüyerek eve girdi. Akşam babama hiçbir şey demedi. O zaman, o güç, o fedakarca susma hali doğal geldi bana. Onun gövdesi parça parça da olsa sesi çıkmaz…" #semakaygusuz #karaduygun | fotoğraf #peje #kosova #2016 (N'Pejë)