http://youtu.be/AsDkLsAgPDY bu şarkı birbirini çok seven çiftimize geliyör 😍😍😍
seen from Philippines

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Georgia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from India
seen from China
seen from United States
seen from Canada

seen from United Kingdom
seen from United States
http://youtu.be/AsDkLsAgPDY bu şarkı birbirini çok seven çiftimize geliyör 😍😍😍
(3)Van /3. Kısım
Van'daki son günümüzde evde kahvaltı etmek istedik. Uyandım, totoro'yla biraz seviştik, sonra biraz da oynaştık ve nihayet yataktan kalktıktan sonra mutfaga gittim pıtı pıtı. Valizim neredeyse hazırdı ama midemde böyle bi huzursuzluk hissi bi önceki geceden yerini coktan ayırtmıs, en ön sırada eserini izlemekteydi sanki. gitmek zor olacaktı.
bunları bir yana bıraktım ve mutfaga daldım... kahvaltı hazırlıklarına koyulduk. o sırada muharrem de uyandı ve Batu'yla kimin markete gidecegini kararlastırdılar. son karar Batu'nun gitmesinden yanaydı. o marketteyken muharrem peynirleri kesti ben de domates ve biberleri. sonra marketten sucuk ve patates takviyesi gelince ben sucukları kesmeye koyuldum; anlayacagınız mükellef bir kahvaltı bizi bekliyordu. yumurtalar haslandı, sucuklar ve patatesler kızartıldı, çaylar demlendi, ballar tabaklara koyuldu... daha güzel doyamazdık, zira cok sevdigimiz bu insanın, Türkiye'nin bi ucunda, binlerce zorlukla kurdugu yuvasının sıcak mutfagında hep beraberdik.
kahvaltıdan sonra kahvelerimizi yudumlarken hazırlıkları sonuclandırdık ve Batu'yla ben, Can ile Muharrem'in de bize yetismesini beklemeye koyulduk. :) spor odasında kocaman bir spor aletinin koltuguna oturttu Batu beni, sonra kocaman aynanın karsısında kendime bir baktım ki ne göreyim(?) bi sey görmedim ya şaka şaka... biraz daha sohbet ettik ve diger ikisi de hazır olunca totoro'yla da vedalastıktan sonra cıktık evden.
Kurbağa Prens'in prömiyer'i vardı ve ben cok heyecanlıydım cünkü provalarda yakaladıgım spoilerlar sayesinde beni cok büyüleyici bir seylerin bekledigine emindim. utanarak da olsa itiraf edecegim ki bu, benim ilk çocuk oyunu deneyimimdi!**
oyun 14.10 gibi bitti ve salondan cıktık, artık kosturmaca zamanıydı; cünkü ucagımızın saati 15.25 idi. Biraz fuayede oyalandık ve birkac kisiyle vedalastık; uçuş saatimiz de bu arada gittikce yaklasıyordu. ama yetisecegimizden emindi herkes. biraz heyecanlı bir kosturmaca, taksiyi cagırmaca ve 'uçağa yetisemezsek n'olur ki yea?!' diye kafamdan gecirdiklerim:) evet, acıkcası, cok da üzülmezdim; bir tek sofi ve mario'yu cok özlemiştim, o kadar.
nitekim uçağa yetiştik (yetişmez olaydık), güvenlik kontrolüne girmeden önce vedalastık; aglayasım geldi, bogazımda bir seyler dügümlendi ve konusamadım... agzımdan bir seyler cıktı ama ne dedigimden ben de emin degildim; sanki söylemek istediklerimi söyleyemedim ya da söylemek istediklerimi söylersem ikimiz de aglardık... belki de o yüzden sesimi cıkaramadım. 'bir dahaki görüsmemize kadar,' dedim, ' kendine iyi bak.'
uçağa bindik ve 'istanbul olmasa da, cocuklarımız bizi bekliyor.' düsüncesine tutunarak iyi hissetmeye calıstık.
bir dahaki görüsmemize kadar...
**çocuk oyunu deneyimini asıl güzel yapan onu cocuklarla birlikte seyretmek oldu benim icin, zira oyunda olup bitenler sırasında onların tepkilerine sahit olmak ve onlar büyülendikçe onlarla birlikte büyülenmek muazzam bir duyguydu.
(3)Van /2. Kısım
İkinci günümüzde sabah erkenden uyandık, zira bi önceki aksamdan konusmustuk bugün Batu'nun bizi, cok güzel bir Van kahvaltısı yapacagımız bir yere götürecegini. Uyandık, cicilerimizi giydik, hazırlandık mis pak ve heyecanlı bi sekilde tın tın yola koyulduk. bu arada muharrem de bizimle geldi tabii (muharrem batunun ev arkadası).
sütçü fevzi'nin yerine gittik ve orada simdiye kadar yaptıgımız en muazzam ve en doyurucu kahvaltılardan birini yaptık. allahım o nasıl bir seydi ya?! her sey taptaze her sey mis gibi... neler neler yedik bir bilseniz! en iyisi siz surdan fotograflara bir bakıverin. :) bir de su acıdan bakıverin bari. bu sütcü fevzi'yi işleten abilerimiz, her seyi kendileri ürettikleri icin böyle lezzetli böyle tadına doyum olmaz seyler oluyormus sütünden peynirine, yumurtasından kavurmasına kadar her bir seyler... ben mesela sütlü nescafe istedim ve sanırım o, hayatımda ictigim en lezzetli sütlü nescafelerden birisiydi.
burdan cıkınca tiyatroya dogru yollandık; cünkü Batu'nun 13.30'da oyunu vardı. o oyuna girince biz de merkezde biraz yürüdük ve bana şişle yün aldık (evet, burda da vazgecmedim meşgalemden). döndük ve ben örgümü örerken can da bir seylerle ugrastı biraz. Batu oyundan cıkınca fuayede biraz oturduk ve bu sırada yanımızı tatlı mı tatlı Barış geldi. en sonunda onunla da tanısma zevkine erismis olduk. biraz oturup sohbet ettikten sonra, hep birlikte bir kebapcıya gittik. aman yarappi o da nedir öyle ya!? yani istanbul'da herhangi bir yerde iki porsiyon sayılabilecek büyüklükte bir 'bir porsiyon' geldi ki evlere senlik. ona da şurdan göz atabilirsiniz.
güzel kebaplarımızı midelere indirdikten sonra bu ayın dogalgaz parasını harcadıgım Atasoy Gümüş'e gittik. Batu bize burdan cok bahsetmisti; cok güzel Urartu takıları yapan bir ailenin yeri burası. takıların her biri el emeği göz nuru ve çoğu eşine zor rastlanır cinsten. ben, yanımdaki beyefendilerin de yardımıyla, kendime şu kolyeyi, bu yüzügü ve bu yüzügü aldım. yaşasın yaşasın diyerek şen kahkahalar atarken ben, Van'ın en yogun (^-^) caddesinde tiyatroya dogru yürümeye koyulduk, zira aksam Kamyon vardı ve ikinci kez Batu'muzu seyretme zevkine erişecektik. yaşasındı.
saat 19.30 oldu ve biz yine heyecanlı ebeveynler gibi salonda yerimizi aldık. bu sefer en önde oturduk. bir önceki performanstan daha iyiydi bu seferki ve epey keyif aldık seyrederken. oyundan sonra yine cocuk oyunu provası vardı; bu sefer kostümlü her bir seyli:) o kadar eglenceliydi ki pazar günkü prömiyeri iple cekiyordum artık.
prova bittikten sonra eve döndük ve yine tatlı mı tatlı bi mutfak sohbetine basladık. bu arada totoro'dan hic bahsetmiyorum ama ondan bahsederken icim cosar tutamam diye fotograflarla anlatmaya karar verdim askımızı:) mesela böyle.
konusalacak seyler elbette bitmedi, birbirimize doyamadık ama bir sonraki kavusmalara kadar biraz güc aldık birbirimizden; belki bu da yeter bir süre... bunu umarak yeniden iyi geceler diledik birbirimize ve bir sonraki kosturmacalı güne uyanmak üzere odalarımıza dagıldık.
(2) İstanbul-->Van /1. kısım
20 Şubat sabahı erkenden kalktım icimde kocaman bir korkunun huzursuz edici kıpırtılarıyla. Kalktım, kahvemi yaptım ve THY'nin sitesine girdim iptal olan seferleri takip edebilmek icin. Valizim hazır, ben hazırım, Can hazır, Batu hazır... ama gidebilecek miydik?
neyse ki iptal falan olmadı uçuşumuz da yola koyulabildik.
önce cocukları veterinere bıraktık ve ordan da havaalanına gectik. uçak saatinde kalkmadı ama yine de bu, heyecanımızdan bir sey götürmedi. yaklasık iki saat süren uçuş sonrası vardık Van Ferit Melen Havaalanı'na; sempatik, kendi halinde bir havaalanı işte. (yolculuk esnasında yasadıgımız memleketim manzaralarına hic girmiyorum su anda). Ucaktan indik ve direk dısardaydık. dört bir yanımızda yüce daglar, ve hic de fena sayılmayacak bir hava... ucaktan inip bir kapıdan içeri girdik ve Ta-Daaaa al sana valiz bantları. valizimizi banttan aldık ve koşar adımlarla yolcu karsılama salonunda Batu'yla tatlı bir kavusma anı yasadık. kocaman sarıldık ona; öyle cok özlemisiz ki!
yaklasık bi saat beklemis bizi havaalanında yavrum :( e bizim ucak gec kalktı ne yazık ki, THY'nin bokluk yapacagı tuttu. ama kavustuk ya, artık gerisi teferruattı.
taksiye yerlesir yerlesmez ne yemek istedigimizi sordu bize Batu; tabiiki tercihimizi yöresel ev yemeklerinden yana kullandık. Bizi cok güzel ev yemekleri yapan Aşiyan Ev Yemekleri adında bir restorana götürdü sevgili müdürümüz:)) ehe
Aşiyan'da keledoş, ayran aşı ve perde pilavı gibi muhtesem yemeklerin tadına bakıp coşkularda coşku begendik. sonrasındaysa merkezde bir baklavacıya gittik (Baklava Sarayı). Aman yarappim o nasıl bir tat, o nasıl bir keyif, o nasıl bir mutluluk; bir de bunların hepsini beraber deneyimliyor olmanın verdigi keyif... gelir gelmez çıldırdık yani anlayacagınız. :)
baklavacıdan sonra tiyatroya gittik (yanlıs hatırlamıyorum insallah). Batu'dan yıllarca dinledigimiz çadırdan tiyatroyu en sonunda gözlerimizle görebildik. birkac saat sonrasındaysa yıllar sonra nihayet Batu'yu sahnede izleyebilecektik! heyecanlı ebeveynler gibi oyun saati yaklastıgında iceri girip yerimizi aldık. oyunun adı Kamyon ve Batu'muzun oynadıgı da Şaban adlı karakterdi. Şaban'ı tanısaydınız eminim cok severdiniz... hasretle kavrulmus yüregini sarıp sarmalamak isterdiniz; en azından benim hep ona sarılasım geldi.
oyun bittikten sonra Pazar günü prömiyeri olan Kurbağa Prens adlı çocuk oyununun provası vardı; onu da seyrettik ve sonrasında da artık Batu'nun yuvasına dogru yollandık.
tiyatronun oldugu yerden epey uzakta oturuyor ama en azından merkeze kıyasla biraz daha güvenli ve güzel mi güzel göl manzarası olan bir ev Batu'nunki. eve vardık pijamalarımızı giydik ve sonra mutfakta tatlı bir sohbet basladı. birer kadeh cin icerken bir yandan da uzun zamandır icimizde biriktirdiklerimizi döktük masanın üzerine. herkes anlattı, herkes dinledi ve duygular şelale oldu sanki; hepimiz el ele tutusup kayalıklardan asagı atlayıverdik... birbirimizin yardımıyla yine suyun yüzüne cıkabildik ya işte o güveni birbirimizin gözlerinde görebilmek ve hissedilmek ihtiyacımız olandı.
ve bu sadece ilk geceydi.
Şubat sonu Van yolcusuyuz, oley!!!
Batumuzun yanına gidiyooruuuuz (^-^)
çünkü sen çölüme yağmur oldun..
sen geceme gündüz oldun..
sen canıma yoldaş oldun..
sen kışıma yorgan oldun..
Bunu, burada, birçok kez dile getirmek (yazıya dökmek) istedim ancak bir türlü kelimelerimi toparlayıp beceremedim. Yanlıs anlasılmaktan da korkuyorum, zira insanların paylastıgım bazı seyler hakkında hissettiklerini benimle paylasma hevesinin kesilmesini istemiyorum; amacım kesinlikle bu degil. Sadece bunlar da genel olarak benim hissettiklerim...
Evlendigim dogrudur. Hic evlenmeye niyetli olmadıgım bir zaman oldugu da dogrudur. Cok uzun süredir devam eden bir iliskinin icinde olsak da bu konuda aynı sayfada olabilmemiz zamanımızı aldı ama cok da niyetimiz yoktu acıkcası. Hele de beraber yasama deneyiminin iliskimizi ihtiyacı olan saglıga kavusturmasından sonra bunu yine yapabiliriz gibi geliyordu. Ama yapılan müzakereler sonucu evlilik kararı alındı. Bu da dogrudur.
Git-geller elbet yasanıyor, endiseler, tedirginlikler, korkular, panikler, umutlar, heyecanlar, mutluluklar... Bunlar yasanıyor, hissediliyor hazırlık sürecinde.
Bunca karmasık duyguyu idare etmeye cabalarken karsılastıgım bazı insanların inanılmaz düsüncesiz yorumları beni rahatsız ediyor; bunu belirtmek istiyorum artık. Tabiiki burdan aldıgım inanılmaz tatlı yorumları temyiz ediyorum, iyi ki varsınız.
Olumsuz yorumlar arasında sadece bir tanesi vardı ki aslında o olumsuz bile degildi; inanılmaz samimi ve cidden Can'la beni düsünerek, iyi niyetli bir yerlerden, kalpten gelen bir endiseyle evlenmeye karar vermemizdeki sebebi sordu. O kadar tatlıydı ki endisesini dile getirirken, cidden sevildigimizi hissettirdi bize. Düsünmüstü yani. Dile getirdigi endisesi aslında benim de endiselerim arasındaydı; evliligin iliskimize verebilecegi olası negatif etkiyi ben de düsünüp duruyorum//bilmiyorum belki negatifler pozitiflerin yanında o kadar az kalır ki pozitifler hop diye yer negatifleri... Tamamen bilinmez bir sey.
Bize sadece umut edip, farklı olacagımıza inanmak kalıyor. Zaten umut olmadan yasanır mı?
Birhan Keskin - Ayrılık