(2) İstanbul-->Van /1. kısım
20 Şubat sabahı erkenden kalktım icimde kocaman bir korkunun huzursuz edici kıpırtılarıyla. Kalktım, kahvemi yaptım ve THY'nin sitesine girdim iptal olan seferleri takip edebilmek icin. Valizim hazır, ben hazırım, Can hazır, Batu hazır... ama gidebilecek miydik?
neyse ki iptal falan olmadı uçuşumuz da yola koyulabildik.
önce cocukları veterinere bıraktık ve ordan da havaalanına gectik. uçak saatinde kalkmadı ama yine de bu, heyecanımızdan bir sey götürmedi. yaklasık iki saat süren uçuş sonrası vardık Van Ferit Melen Havaalanı'na; sempatik, kendi halinde bir havaalanı işte. (yolculuk esnasında yasadıgımız memleketim manzaralarına hic girmiyorum su anda). Ucaktan indik ve direk dısardaydık. dört bir yanımızda yüce daglar, ve hic de fena sayılmayacak bir hava... ucaktan inip bir kapıdan içeri girdik ve Ta-Daaaa al sana valiz bantları. valizimizi banttan aldık ve koşar adımlarla yolcu karsılama salonunda Batu'yla tatlı bir kavusma anı yasadık. kocaman sarıldık ona; öyle cok özlemisiz ki!
yaklasık bi saat beklemis bizi havaalanında yavrum :( e bizim ucak gec kalktı ne yazık ki, THY'nin bokluk yapacagı tuttu. ama kavustuk ya, artık gerisi teferruattı.
taksiye yerlesir yerlesmez ne yemek istedigimizi sordu bize Batu; tabiiki tercihimizi yöresel ev yemeklerinden yana kullandık. Bizi cok güzel ev yemekleri yapan Aşiyan Ev Yemekleri adında bir restorana götürdü sevgili müdürümüz:)) ehe
Aşiyan'da keledoş, ayran aşı ve perde pilavı gibi muhtesem yemeklerin tadına bakıp coşkularda coşku begendik. sonrasındaysa merkezde bir baklavacıya gittik (Baklava Sarayı). Aman yarappim o nasıl bir tat, o nasıl bir keyif, o nasıl bir mutluluk; bir de bunların hepsini beraber deneyimliyor olmanın verdigi keyif... gelir gelmez çıldırdık yani anlayacagınız. :)
baklavacıdan sonra tiyatroya gittik (yanlıs hatırlamıyorum insallah). Batu'dan yıllarca dinledigimiz çadırdan tiyatroyu en sonunda gözlerimizle görebildik. birkac saat sonrasındaysa yıllar sonra nihayet Batu'yu sahnede izleyebilecektik! heyecanlı ebeveynler gibi oyun saati yaklastıgında iceri girip yerimizi aldık. oyunun adı Kamyon ve Batu'muzun oynadıgı da Şaban adlı karakterdi. Şaban'ı tanısaydınız eminim cok severdiniz... hasretle kavrulmus yüregini sarıp sarmalamak isterdiniz; en azından benim hep ona sarılasım geldi.
oyun bittikten sonra Pazar günü prömiyeri olan Kurbağa Prens adlı çocuk oyununun provası vardı; onu da seyrettik ve sonrasında da artık Batu'nun yuvasına dogru yollandık.
tiyatronun oldugu yerden epey uzakta oturuyor ama en azından merkeze kıyasla biraz daha güvenli ve güzel mi güzel göl manzarası olan bir ev Batu'nunki. eve vardık pijamalarımızı giydik ve sonra mutfakta tatlı bir sohbet basladı. birer kadeh cin icerken bir yandan da uzun zamandır icimizde biriktirdiklerimizi döktük masanın üzerine. herkes anlattı, herkes dinledi ve duygular şelale oldu sanki; hepimiz el ele tutusup kayalıklardan asagı atlayıverdik... birbirimizin yardımıyla yine suyun yüzüne cıkabildik ya işte o güveni birbirimizin gözlerinde görebilmek ve hissedilmek ihtiyacımız olandı.
ve bu sadece ilk geceydi.