"Tigress-Smile", by Martin Kavel
French vintage postcard

#dc comics#batman#dc#bruce wayne#dc fanart#dick grayson#tim drake#batfamily#batfam




seen from Singapore
seen from China
seen from Netherlands

seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Russia
seen from China

seen from Italy

seen from Malaysia
seen from China
seen from Philippines
seen from China

seen from Canada
seen from China
seen from Sweden

seen from Malaysia

seen from Germany

seen from United States
"Tigress-Smile", by Martin Kavel
French vintage postcard
Remember Eliza, the blue demon? Remember the green alien gf I gave her? Well, I redesigned the alien!
So, I don't really like her outfit, so I will be redrawing this, but! Lore dump!
Nisha and Kavel were born identical twins but Nisha is a huge ally of her twin brother after his transition
Fortnite Headcanon #1214
the new takedown quests confirm that nisha and kavel are siblings!
İstanbul İstinye’deki Kavel fabrikasında çalışan ve Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasında örgütlü 170 işçinin direnişe geçti. 31 Aralık 1962’de Kavel işçileri 1957’den beri fazla mesai ve kıdem esası üzerinden aldıkları yıllık ikramiyelerin eksik ödeneceğini öğrenen işçiler seçtikleri üç temsilciyi patronla görüşmek üzere gönderdiler. Ama patron üç temsilciyi aynı zamanda Maden-İş’in Şişli şube başkanı olan işyeri baş temsilcisiyle birlikte işten çıkarıldıve işçilerin sendikadan ayrılmaları için baskı uygulamaya başlamıştı. işçiler de protesto etmek için 28 Ocak 1963’te tezgâh başında 5 günlük oturma eylemi yapma kararı alarak grevi başlattılar.
Kavel işvereni, grevin başladığı gün “işyerindeki asayişi bozdukları” gerekçesiyle 10 işçiyi daha işten çıkarıp lokavt ilan edince, 4 Şubatta işçiler oturma eylemlerini fabrika önünde kurdukları çadırlarda direnişe başladılar
Grevi kırmak amacıyla 5 Şubatta gazetelerde bir ilan yayınlandı. Fabrikaya işçi alınacağını belirten bu ilanı gören işçiler, işyeri önünde gece-gündüz nöbet tutmaya başladılar. 13 Şubatta greve rağmen fabrikada çalışmaya devam eden 40 büro işçisini işyerine sokmak istemeyen işçilerin üzerine polis saldırdı ve gözaltılar başladı.ülkenin dört bir yanından grevdeki işçilere destek başladı.
This just in; society elites make a black boy from atlanta
korkuyorum sessizce sokulan ayrılıklardan.
hasan hüseyin korkmazgil - haziranda ölmek zor
Bilin istedim. O yanımdaki iki güzel kalbi... Tarih 21 Ağustos 2021. Yolumuz Burdur’un Ağlasun ilçesine düştü. Daha önce de gelmişliğim vardı Ağlasun’a ama detaylı bir şekilde gezip görme imkânı bulamamıştım. Bu sefer Sagalassos antik kentinin her bir yeri adım adım gezildi ve sonrasında da Ağlasun... Bu gelişin en önemli noktası ise anılarda iz bırakacak iki güzel insanı görebilmek, oturup sohbet edebilmekti dostça. Ağlasun denince, Türk şiirinin en önemli isimleri arasında yer alan şair Hasan Hüseyin Korkmazgil gelir aklıma. Ağlasun’un damadı. Sagalassos yolu üzerinde yemek yediğimiz belediye işletmesinde sordum ilk Hasan Hüseyin’i. Büyük şairi tanımayan yoktu. İşletmenin aşçısı ile sohbetimiz bile oldu şair üzerine. Ailesinin şu an Ağlasun’da olmadıklarını dile getirdiler konuşmanın sonunda da. Ağlasun’un merkezine indiğimizde, asırlık ulu çınarın yanındaydı dalgalı gür saçlarıyla Hasan Hüseyin. Anısına yapılan büst ve üzerinde şiiri olan anıt... AĞLASUN AYŞAFAĞI Ağlasun dedikleri bir esim yel bir içim su Binyıllar ötesinden bir ulu çınar Dağlarla sularla yıldızlarla söyleşiyor Evreni kıpır kıpır duyuran yapraklarıyla. Bir taze çığlık gibi Asya'dan geldikleri doğrudur Çetin bir güneşin parıltısını katıp önlerine En eski insan denizleriyle kaynaşıp bir oldular Yaslandılar Sagalassos’un ayışıklı yamaçlarına Buldukları, mermerde nakış gibi ışıldayan bir uygarlıktı Suyu aziz, yeşili can, canı insan bildikleri doğrudur! Öldük Mermer de ölür Ey şarkılar Alın bizi Hasan Hüseyin Ağlasun’a ayaklarınız değdiğinde uğrayın bu anıta, okşayın Hasan Hüseyin’in dalgalı gür saçlarını, okuyun bir kez daha yukarıda yazan dizeleri ve görün, şaşırın ulu çınarın kaç bin yıldan beri ayakta durduğuna, o muhteşem duruşuna. Hasan Hüseyin’in evini, eşi Azime öğretmeni ve oğlu Temmuz’u sorduk. Tarif ettiler... “Üç katlı bir ev. Dış cephesinde boydan boya büyük bir Atatürk resmi var.” Fethiye’de yaşayan ve zaman zaman da buraya gelen Azime öğretmeni ve Temmuz’u göremeyecektik ama hiç olmazsa Hasan Hüseyin’in evini görüp teselli bulmak istedik. Tarif edilen köşeyi döndüğümüzde boydan boya bir binanın yan cephesini kaplayan Mustafa Kemal Atatürk resmi ile karşı karşıya geldik. İşte bu. “Şair Hasan Hüseyin Anı Evi”. Hava ha karardı ha kararacak... Binanın önüne geldik. Pencereden yansıyan ışık içeride birilerinin olduğunu haber veriyordu bizlere. Birden sevinç duyduk. Karşı evin önünde oturan kişi, evdeler, diye seslendi. Ne şanslıydık ki yaklaşık bir saat kadar önce Azime Korkmazgil ve oğlu Temmuz Ağlasun’a, evlerine gelmişlerdi. Kapıyı heyecanla vurduk. Bir süre sonra açıldı. Temmuz’du. “bir oğlum olacak adı temmuz uykusuz korkusuz beter mi beter ben beynimi satarak yaşıyorum o benden proleter” Yıllar yıllar evvelinden ezberimde yer ettiğim ve severek de okuduğum bu şiirin dizeleri geçti birden aklımdan. “bir oğlum olacak adı temmuz öfkede benden fırtına sevgide deniz ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin temmuz gibi sıcak ve bereketli temmuz gibi uçsuzbucaksız” Temmuz Korkmazgil... Temmuz’u Hasan Hüseyin’in şiirlerinden tanıyordum gençliğimden bu yana. Görmüşlüğüm, görüşmüşlüğüm yoktu. Uzun kır saçları, mütevazi yapısı ve duruşuyla 56 yaşında bir delikanlı. Ayaküzeri tanışma ve gelme nedenimizin ardından içeriye davet etti. Annesi yol yorgunuydu, uyuyordu. Uyandırmak istemiyorduk ama görmek de istiyorduk Azime öğretmeni. Temmuz hislerimizi anlamış olacak ki annesine usulca seslendi... Evet, bizleri o yol yorgunluğu ile kabul edişleri yüreklerinin güzelliğinden başka bir şey değildi. İçeri girdik. Girdik ama ev ev değil, kütüphane, bir müze belki de. Dört bir yanımızda kitaplar, tablolar, anılarıyla var olan eşyalar... İnsan resmen kaybolabilir bu dünyanın içinde. Ve işte, Azime öğretmen. Azime Korkmazgil. 88 yaşında, dik duruşlu, ela bakışlı, sevdada sevilesi, örgütlü yaşamda yoldaş, aydınlıklara ve güzel bir geleceğe inanmış, konuşkan, küçük bir hanımefendi. Oturduk karşı karşıya. Temmuz, yeni demlediği çaydan ikram etti. Ağlasun’a yaklaşık bir saat önce geldiklerinden ve ertesi gün tekrar Fethiye’ye döneceklerinden bahsedince ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha anlatmama gerek yok sanırım. Karşılıklı sohbete başladık; şiirden, edebiyattan, siyasetten ve en çok da eşi Hasan Hüseyin’den. Temmuz da yanımızdayken aklıma o an gelen soruyu gülümseyerek sormak istedim nedense. “Hasan Hüseyin ‘Kavel’ isimli şiirinde, “ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim/ izin verirlerse kavel grevcileri/ ilk çocuğumun adını/ kavel koyacağım” demişti. Kavel koymamışlardı çocuklarının adına, Temmuz’du, neden?” 1963 yılında şairin ilk kitabı doğmuştu; “Kavel”. İşte o ilk kitap şairin ilk çocuğuydu. Temmuz ise 1965 doğumluydu. Ki daha Temmuz doğmadan aynı yıl bitirilen ve kitaba da adını veren Kızılırmak şiirinde Temmuz’un müjdesini veriyordu büyük şair; “bir oğlum olacak adı temmuz”. O zamanlarda da sormuşlar şaire. Ama dostları ilk çocuğunun zaten Kavel olduğuna inanmışlar ve oğluna da Temmuz adını vereceğine sevgiyle bakmışlardı. Azime öğretmen, eşi Hasan Hüseyin’le birlikte geçirdikleri yirmi yılın tanıklığını paylaşmaktan ve anlatmaktan gurur duyuyordu. Onun hayatına ve bıraktıklarına ışık tutmayı bir görev bilerek eşinin yaşam öyküsünü kaleme aldığını da dile getirdi. Üç cilt olarak yayımlanacaktı Hasan Hüseyin’in yaşam öyküsü. Ve şairin daha önce Bilgi Yayınevi’nde basılan kitapları, dizgi hataları düzeltilerek, yeni yüzü ve baskısıyla Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkarılacaktı artık. Anne ve oğul bunun çalışması içindeydiler. Antalya’da her ay düzenli olarak yaptığımız Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi etkinliğine uzun yıllar önce henüz benim içinde bulunmadığım bir dönemde katılmışlığı da vardı Azime Korkmazgil’in. O hatıraları da canlandırdık gözlerimiz ışıldayarak. Evin bir köşesinde Hasan Hüseyin’in çalışma masası bulunuyordu. Üzerinde daktilosu, fotoğrafları, kitaplar, kullandığı eşyalar... İnsanın hayranlıkla ve gözlerinin dolarak bakmaması mümkün değildi. Edebiyat ve şiir sohbet konusu olunca zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyordu. Şiiri ve edebiyat söyleşilerini seviyordum ama saatin ilerlemesi, dışarıya akşam karanlığının basması, yola çıkacak olmamız, ev sahiplerinin işlerinin yoğun, vakitlerinin kısıtlı ve ertesi gün tekrar yola çıkacak olmaları, yol yorgunlukları artık ayrılık vaktinin geldiğini haber veriyordu. Dostlukla teşekkür edip izin istedik. Sohbetleri ve güler yüzlülükleriyle bina dışına çıkarak uğurladılar bizleri. Işıldayan gözleri/yürekleri eksik olmasın... Yola çıktığımızda yüzümüzde gülümseme, içimizde bir sevinç vardı o iki güzel kalbi gördüğümüz için. Ve Hasan Hüseyin’in birkaç şiirini okudum sesli sesli. Kim bilir, belki yollarımız bir gün bir yerlerde yine kesişirdi. * * * “Anasının karnını tekmelediğinde Temmuz, kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda Proton - I uydusu Sovyetler'in ve çelik bir kelebekti Mariner - IV ense kökünde Merih'in. Şeftali emzikteydi Bursa'da, pamuk çiçekte Çukurova'da ve yeşil bir buluttu buğday Konya'da, Sivas'ta, Siverek'te. Ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini, işçi grevce, adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir yerlerinde; örneğin Singapur'da, Tahran'da belki, belki de Kordoba'da, Karakas'da mı desem Katanga'da mı, yoksa Roma'da mı Ankara'da mı, birileri bir yerlerde durmadan yontuyordu barışı mermer mermer, öfkeyi demir demir, sevgiyi tunç tunç doyumsuz günler aşkına...” - Hasan Hüseyin, Kızılırmak